|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
-Sayın Albayrak, siyasete ilgi sizde ne zaman başladı? -On beş yaşında, merhum babamın yanında, Adnan Menderes'i Trabzon Belediyesi balkonundan dinlediğim günden beri... -Diyanet görevlisi iken, ne diye çizgi değiştirdiniz? -Yarın bir hesap günü olur, o zaman ne diye olumsuz bir çizgide seyredip, sorunlu ve sorumlu olarak, hesap gününe geldiniz, sorusuna muhatap olmamak için!.. -İlk adaylığınızdan bugüne, ne kadar zaman geçti? -Çeyrek asır oluyor... -Kaç defa aday oldunuz, siyasî tercihiniz bir hizmet veya bir inanç hareketine katılmak olarak mı görülebilir? -Tabii ki öyle... Millî Görüş deyince biz, yeni bir uyanış ve silkinişin öncüleri olarak kendimizi gördük. -Yer seçimi veya liste sıralamasında, "kulis" veya "lobi" faaliyetiniz oldu mu? -Öyle bir şey, inanç ve hareketin siyasî etiğine uymazdı. -Bir bakıma kaderci bir yönteme mi kendinizi kaptırmış oldunuz? -Öyle denmezse de, ihlâs ve samiyetin tepelerde olduğuna inanıyor, "büyüklerimiz daha iyi bilir" deyip, bir bakıma vebali onlara yüklemiş oluyorduk. -Sizi Millî Görüş'ün ideologu görüp, ülkenin her tarafından davete mazhar oluyor, genel merkezden programlara gönderiliyordunuz, bu ilgiye layık olduğunuza inanıyor muydunuz? -Gerçekten halkın bir ilgisi vardı, gönüllü tavrımız vardı. Bir "dava partisi" görüp, her yere koşuyorduk. -Peki, seçimlere sıra gelince, ne diye "arka sıralara" konuyordunuz? -Partinin beyin takımı böyle uygun görüyor, listeler açıklandıktan sonra da, itiraz veya olumsuz bir tepki göstermek "makam ve mevkiye yapışma" veya "ihtiras peşinde koşmak" gibi, nefsi okşayıcı yöntemlerle karşı karşıya kalınmak mukadder oluyordu... -Niye hep aşağılarda yer aldınız? -Ne de olsa, "itaat kültürü" ile yetişmiştik. Listelerin üstünde yer alanların öteki dünyada yerleri "zemin katta" olacaktı! Kim öteki âlemi tercih etmezdi ki? -Espri bir yana, saltanat usulü bir kervan düzülüşü yok muydu? -O kadar olacaktı, kim önce birlikte yola çıkmışsa, "mükellefiyet"in öncülüğüne getirilirdi. -Peki, şeriat, tarikat söylemlerinin ne gibi bir etkisi vardı? -Onu sormayın, çoğunlukla "havlucu baba tekkesi mantığı" ile işler yürütülüyordu. Nakşî ve Kadirî yapılanma "takdirî" bir söylemdi... -Siyasî hayatınızda, "Adil Düzen" nasıl oldu da, "Millî Görüş"e tercih edildi? -12 Eylül, farklı bir zemin oluşturdu. "Tarikatçı" yapılanmaya, tatbikatçı "Adil Düzen" ket vurdu. Söylem iyi ve hoştu, amma zihniyetin kaynağı biraz "modernist ve reformist" bir karakterden yola çıkmışsa da, teoride cazip ve etkileyici bir program öneriyordu. -90'lı yıllarda bir "üçlü ittifak" oluştu, siz onun neresinde idiniz? -Bizim yerimiz "kontenjan"dı. Ondan sonra, trendimiz alçalmaya başladı. Her seçimde, bir iki basamak aşağı indiriliyorduk. -Bunun sebebi? -Artık taban itaata alıştırılmıştı. Badem gözlülere yer vardı. Giderek tepedekiler kendilerini "zenci gibi" görmeye alıştırmışlardı. Gelip "beyaz adam" kurtarıcı olunca, tabanda "negro kompleksi" giderek güç kazanmaya başladı. -Yerel yönetimlerle birlikte, "Millî Görüş" iktidar alternatifi olunca, hizmetler aksamaya niye başladı? -Geçmişte, baraj aşılmaz, iktidar olunmaz, hükümete ortak olamazsınız diyenler, bu sefer Uhud gibi, "ganimet"e koşmaya başlayınca, Millî Görüş'ün topçuları mermisiz, piyadeleri de süngüsüz kaldı!.. -Peki, partide açılım oldukça, performans düştü ve profesyonelleşme başladığı doğru mu? -Bizde zaten partilerin kaderidir: Seçkinler ile yetişkinlerin "derin hesapları" sonucu, tırmanış giderek güç kazanır. -Her askerî müdahalede, "Millî Görüş"ün özünden saptığı veya mayasına bir şeyler katıldığı, söylenir, bu doğru mu? -Elbette, su kaynağından çıktığı gibi durmaz, bir şeyler mecrasına sızar, yeraltı ve yer üstü "atık maddeleri"nin etkisini unutmamak gerekir. -Sizin, 18 Nisan seçimlerinde, "Fazilet Partisi"nden adaylığınız vardı, niye istifa ettiniz yerinizden? -Ben, zaten FP'yi içime sindirememiştim! Siyasette, zıkzaklar çizmeye başlanmıştı. RP'nin "dinozorları" ile ANAP'tan gelen "pigmeler"in etkin olduğu bir partide, paylaşım, tabana göre değil de tavana göre, dünyevîlik peşinde koşanların çıkarına doğru olunca, "stepne olma" gibi bir görev üstlenmek gerekmezdi. -Peki, şimdi ne olacak? -Her şey patates çorbasına dönüştü. Dillerde dolaşan söylemlerin kalbten gelmediği anlaşıldı. 28 Şubat'la başlayan "imtihan"dan hâlâ çıkma umudu yok gibi... Takiyyecilik maddecilikle yarışıp duruyor. Bakalım kim kimin koltuğuna oturmuş olacak!?. Biz de sonucu merak ediyor, ve ibretle seyrediyoruz, sürüp giden mücadeleyi... Amma "her şey aslına döner" kuralını da unutmuyoruz!... Not: Sonu, "Pazar"a... Bekleyin.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |