|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"İsmet Özel'in yapıp ettiklerini, kaygılarını bilmiyormuşçasına" davrandığım suçlaması doğru değil. Bu suçlamayı yapan refikimiz bunu nasıl yaptığıma hiç değinmemiş. Örnek de vermemiş. Fakat, suçlamasına mesnet teşkil eden ve bu köşeyi takip eden herkesin okuduğu üç yazımın ilki olan "Çok "Özel" bir hikaye" başlıklı olanının ilk paragrafı bile bunun aksini isbata yeterli. Okuyalım: "...Çünkü İsmet Özel hepimiz için önemli ve değerliydi. Doğru ve yanlış yaptıklarıyla, yapmadıkları ve yapamadıklarıyla, şair, düşünür ve yazar yönüyle biz Müslümanlar'ın bir parçasıydı o. İslam kardeşliği hukukumuz, doğrusuna sahip çıkmayı, eğrisine istiğfar etmeyi gerekli kılar. Bir muharririn istiğfarı, işte böyle yazı suretinde tecelli eder." El-insaf. Refikim, bu köşede İsmet Özel hakkında yazdığım ve baştan sona adil ve mutedil olma konusundaki titizliğimi muhafaza ettiğim yazılarımı "talihsiz" olarak nitelemiş. Çok çok daha ağır bir suçlamada daha bulunmuş. Bu yazılarla "İsmet Özel'i mahkum etme yanlışlığına düştüğümü" söylemiş. Yine bu ağır suçlamada bulunurken nerede, hangi cümlelerimle, nasıl yaptığıma hiç değinmemiş. İddiasını delillendirme zahmetine katlanmamış. Bunu nasıl yaptığımı gösterse, ben de hatamı anlamış olurdum. Fakat bunu yapmamış. Benim, bu durumda mezkur suçlamaları hiç hesaba katmamam gerekirdi. İsbat yükümlülüğü iddia sahibine aitti. Bu da yapılmadığına göre... Ama şık olmayacağını bile bile, söz konusu yazılarımdan alıntı yaparak, konunun değerlendirmesini okuyucunun basiretine havale ekmekten başka elimden bir şey gelmez. Ben de, işte burada bunu yapıyorum. Mezkur yazılarda Özel'in kendi sözlerini bir bir kaynaklarıyla vererek, onlar üzerinden değerlendirme yapmıştım. İşte yine o zehir zemberek sözleriyle ilgili bir değerlendirmem: "Burada, İsmet Özel'i ya da bir başkasını suçlamak doğru değil. Suçlanması gereken, Müslüman camianın bu müzmin aşağılık duygusu. "Hadi gözünüz aydın, falan da iman etti" tavrı doğru değil. İman edenin kendi gözü aydın olsun. Her Müslüman İslam kardeşliği çerçevesinde bir iman kardeşi daha kazanmanın sevincini duyar, o kadar. Fakat kimsenin, "gelişiyle İslam'a şeref kattığı" zehabına kapılmaz. Bu marazi hal, inandığı değerden emin olamama halidir. Oysa "mü'min"in anlamlarından biri de "inandığı değerler manzumesinin hakikat, hakikatin de bizatihi kendiliğinden şerefli ve aziz olduğundan emin olmak" değil midir? İsmet Özel'in "acı" sözleri, "dost acı söyler" kabilindendir. Elbette dinlenmeli, öğüt alınmalı, teşekkür edilmelidir." (Hiç kimse hep 12'den vuramaz) Mahkum eden böyle yapar mı hiç? Sözü kendi içinde "acı", "acıklı" ve "acımasız" diye önce üçe ayırarak "eler" mi? Bu elemeyi yaptıktan sonra "acı" sözlere hak verip "dost acı söyler" der mi? Üstelik, "dinlenmeli, öğüt alınmalı, teşekkür edilmeli" uyarısında bulunur mu? Eleştirmeyi, bu titiz elemenin ardından yapar mı? Bu satırlara rağmen "mahkum etmek"ten söz edene ne denir? "Ben hep 12'den vurdum" diyene, siz de kalkıp "Hiç kimse hep 12'den vuramaz" demişseniz, onu mahkum mu etmiş olursunuz? Hatta, bakın aynı yazıda bu cümle üzerine nasıl adil bir değerlendirme yapılıyor: "Özel diyor ki "ben İslam'ı onların şartlanmalarından bağımsız olarak öğrendiğim için 12'den vuruyordum hep." Cümlenin başına katılıyorum. Doğru olan da bu. Fakat, ya sonu?" Bir yazı ki, bir tek cümlenin yarısındaki doğruyu bile vurgulayacak kadar titizleniyorsa, söyler misiniz, mahkum etmemek için daha ne yapılabilir? Bir cümlenin yarısındaki doğruya dikkat çeken bu yazıların üçü de, bir tek cümlesi mesnet gösterilmeksizin "Özel'i mahkum etmek" suçundan mahkum ediliyorsa, kim kimi mahkum etmiş oluyor? Şu satırlar da üçüncü yazıdan (Çerağıma kast edenin/Hak yandırsın çerağını diyebilmek): "Kendi payıma, Müslüman olduktan sonra İsmet Özel'in dilinden bir 'gavurluk' sadır olduğuna şahit olmadım..." "Özel'in müşteri aradığı Türklük anlayışının, şovenlikle bir alakasının olmadığı açık. Özel'in savunduğu Türklük, İslam'dan bağımsız düşünülemeyecek olan bir Türklük. Son dönemde (ama yalnızca "son dönemde") yazdıkları dikkate alındığında, söz konusu Türklük tanımının İslam'la neredeyse eşanlamlı olarak kullanıldığı bir Türklük bu." "Özel, Gerçek Hayat'a veda ederken şöyle demiş: "Beni sevmeyenlere gelince... onların da canı sağ olsun demeyeceğim. ... Allah onların kalplerindeki hastalığı artırsın." İşte bu olmadı. Ben kendi payıma onun imanını hep sevdim ve severim. Biz ondan kendisini sevmeyenlere dahi Yunusça yaklaşmasını beklerdik. İşte Yunus farkı: "Çerağıma kastedenin / Hak yandırsın çerağını". Allah ve Rasulü dışında, hiç kimseyi sevmek imanın vâcibâtından değildir de..." Allah var, bu yazılarda yaptığımın adı "mahkum etmek"se, peki refikimin yaptığının adı ne?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |