|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AB uyum sürecinde Aralık ayından önce gündeme gelmesi beklenen 7. Paket meselesi basında daha şimdiden hararetli haber ve yorumlara yol açıyor. Neden belli. Zira beklenti bu paketin MGK'nın sivilleştirilmesi ve askeri harcamaların denetim altına alınması gibi iki hayatî unsuru içermesi... Bu iki konunun gündeme 7. Paket'te mi yoksa daha sonra mı geleceğini şimdiden kestirmek güç; ancak görünen bu yolun açıldığı, şu ya da bu şekilde bu iki meselenin düzenlemesi için ciddi çabalar harcanacağı... Yıllardır tekrar ettiğimiz bir husus var: Askeri vesayet rejiminin kırılması, Türkiye'ye gerek hukuki düzenin gerek siyasi yapının olgunlaşıp pekişmesi açısından önemli mesafe aldıracaktır. Bu kırılma yargıya sembolik açıdan gerçek denetim gücünü verecek, siyasete yönelik güvensizlik kurumsal olmaktan çıkıp, siyasi yapıya yine siyasi yapı içinden, siyasi sorunlara yine siyasi arena içinden çözüm üretmek hemen her düzeyde "kaçınılmaz" hale gelecektir. DPT'nin Jandarma'yı İçişleri'ne bağlama önerisine, asker son olarak yaptığı gibi, "Türkiye'de polis teşkilatından ayrı bir jandarma teşkilatı, demokrasinin teminatıdır" türü yanıtlar veremeyecektir. Bu tür yanıtlar siyasete ya da bürokrasinin İçişleri Teşkilatı gibi siyasi iktidarla ilişki içinde olan birimlerine yönelik, aslında bunlar üzerinden demokrasiye yönelik derin güvensizliği ifade etmektedir. Bu güvensizlik sürdükçe, "devlet iktidarı" gemi azıya almakta, böyle oldukça siyaset aciz duruma düşerek bu güvensizliğin türlü nedenlerini üretir hale düşmektedir Bu temel bir sorundur... Devlet yapılanması ve işleyişinin sivilleşmesi, özellikle bu açıdan kaçınılmazdır. Aksi halde sistem uzun intihar sürecinin derinliklere dalmaya devam edecektir. 7. Uyum Paketi'ne ilişkin tartışmalara gelince... Görünen o ki, ilk aşamada gündeme MGK Genel Sekreterliği'nin sivil bir kişi tarafından yürütülmesi ve bu makamın başbakan adına yürüttüğü bazı yetkilerin kısılması gelecektir. Bunlar elbette son derece önemli... Ancak şunu da belirtmek gerekir: Askerin siyasi hayat içindeki rolü sadece MGK ile sınırlı değildir. Ayrıca MGK meselesi sadece genel sekreterin kökeninden, asker ya da sivil olmasından ibaret değildir. Bunun dışında MGK ile ilgili üç temel sorun daha var. Bunlardan birincisi teşkilatın "askeri yapısı"yla ilgilidir. Personelinin çoğunluğunu son derece sınırlı yetkiye sahip sivil uzmanlar oluşturduğu için bugün bu kuruluşun sivil bir görünüm taşıdığı iddia edilmektedir. Oysa kurum içindeki genel sekreter yardımcısı, baş müşavir, müşavir, daire başkanı gibi yetki sahibi kişilerin ezici bir çoğunluğu asker ya da asker kökenli kişilerden oluşmaktadır. Genelkurmay içindeki çeşitli dairelerle yakın ilişki içinde olan bu yapı değiştirilmeden MGK sivilleştirilemez. İkinci sorun MGK'nın milli politikaları oluşturan, bu çerçevede siyaset üstü bir konumda bulunan, yani "devlet iktidarı-siyasi iktidar farklılaşması"nı tahrik eden, yasa ve yönetmelikle tanınmış yetkilerinden kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede MGK, ekonomiden medyaya, siyasetten eğitim kadar her tür bilgiyi strateji alanına çeken, devlet adına tekeli altında tutan, bunları siyasetçiye servis yapan, bu yolla onu yönlendiren bir teşkilat halindedir. Bu yapı değiştirilmeden MGK'nın siyaset karşıtı ve demokrasi dışı rolü de değişmez. En nihayet üçüncü sorun MGK'ya can veren son derece kapsamlı milli güvenlik kavramı, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi gibi hususlarla ilişkilidir. Bunlar hemen tüm mevzuatta taranarak elden geçirilmeden, özellikle milli güvenlik kavramı gerçekçi, sınırlı ve demokrasiyle uyumlu bir içeriğe kavuşturulmadan devlet-siyaset iktidarının ayrımının giderilmesi ve sivilleşme hattında yol almak zordur. Evet, mesele sanıldığından daha derin ve birkaç düzenlemeye halledilemeyecek kadar karmaşıktır... Ama önemli olan yola çıkmaktır; yol gerisini getirir. Yola çıkılmıştır. Ve AB meselesi bu ya da bu şekilde yol aracı haline gelmiştir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |