|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Diyemeyiz… Çünkü bir günlük gazete, yayımlanmadan önce (özellikle bir önceki gün) ülkenin gündemindeki en önemli, okurlarının en fazla merak ettiği konuları haberleştiren yayın organının adıdır…
Bir gazete düşünün. Bu gazete, bizzat kendisinin, ülkedeki bırakın önemli gündem maddelerinden biri olmayı, neredeyse tek gündem maddesi saydığı bir konudaki en güncel, en önemli iki gelişmeyi okurlarına haber olarak duyurmuyor: 1. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ÇEAŞ ve Kepez A.Ş.'nin imtiyaz sözleşmelerinin iptaline ilişkin Bakanlar Kurulu kararını onayladı… 2. Adana 1. Sulh Hukuk Mahkemesi, ÇEAŞ'ın eski yönetiminin "ihtiyati tedbir" talebiyle yaptığı başvurunun reddine karar verdi… İki gelişme de, Star hariç ülkedeki bütün gazeteler tarafından haberleştirildi (17 Mayıs). Bu gelişmelerin haberleştirilmesi, sadece önemli oldukları için zorunlu değil; Star'ın okurlarına karşı bir boyun borcu aynı zamanda… Çünkü gerek Cumhurbaşkanı'nın gerek mahkemenin kararlarını en çok Star okurları merak ediyordu. Çünkü bu konularda beklenti yaratan ve kararların, "haklılıklarının" tescilinin ilk işaretleri olacağını ima eden, bizzat gazetenin kendisiydi… Şimdi Star okurları "Ne oldu acaba, Cumhurbaşkanı ne karar verdi, mahkeme ne karar verdi?" diye sormayacak mı? 17 Haziran'da gazetelerinde iki haberi de bulamayan Star okurları, ertesi gün manşette şöyle bir haberle karşılaştılar: "İŞTE SİYASİ KOMPLONUN BELGESİ... Tayyip, 'EPDK oybirliğiyle karar aldı, biz uyguladık' dedi. Uygulama metni, dün Resmi Gazete'de yayımlandı. EPDK'nın adı bile yok. Üstelik bu metinde 'el koyma' kelimeleri de yok. Ama buna rağmen işgal sürüyor..." Star, manşetinde, bir gün önce gizlediği, Bakanlar Kurulu'nun Cumhurbaşkanı'na gönderdiği ve onun onayladığı metnin fotokopisine de yer veriyor. Gazete, buna güzel bir de ad bulmuş: "Uygulama metni..." Star müthiş bir gazete... Bir gün önce sessizce geçiştirdiği "onay" metninden bile inanılmaz sonuçlar çıkartıyor. Meselenin özü açısından hiçbir önemi olmayan, "Başbakan öyle dedi ama, EPDK, 'kararı biz almadık, bu yetki Enerji Bakanlığı'nındır dedi'"nin üzerine abanmak için yeni bir vesile sayıyor bunu... Star okurları bilmiyor ki, EPDK başkanı, ÇEAŞ ve Kepez'in yasalara aykırı işleri konusunda kurulun daha önce defalarca karar aldığını; Bakanlığın "imtiyaz iptali" kararını bu zemin üstünde aldığını ve kararın tamamen haklı olduğunu açıklamış durumda... Star okurları, şöyle biliyor: Bakanlık ve hükümet böyle bir karar aldı ama EPDK bu karara karşı! Star şimdi de "uygulama metni"nde "el koyma" sözcüklerinin olmadığı üzerinde yoğunlaşmış görünüyor... Oysa kendileri de biliyor ki, "el koyma" basının her olayda örneklerini gördüğümüz "haber dilini popülerleştirme" çabasının bir sonucu olarak çıktı ortaya. Bakanlık ve hükümet başından beri "imtiyaz sözleşmelerinin iptali"nden söz ediyor... Star, bu haliyle bir günlük gazeteden çok bir "propaganda bülteni"ni andırıyor; bilindiği gibi "propaganda bültenleri"nde çoğunlukla gerçek olmayan bilgiler yer alır. "Gerçek"in de sadece işimize gelen bölümleri kullanılır… Gene, öze ilişkin olmayan bazı küçük noktaların vurgulanması ve abartılması da "propagandacılık" mesleğinin incelikleri arasında yer alır...(A.G.)
'Ulusalcı' köşe yazarlarının 'Genç Parti' refleksi... Cumhuriyet'ten İlhan Selçuk, 6 Haziran'da köşesinde başlıktan, "Yok mudur kurtaracak baht-ı kara mâderini?" sorusunu sormuştu (tam olarak şöyle: "Diriliş ve yükselişte öncü kim olacak?")… Selçuk, sorusunun cevabını yazısının sonunda, "Vardır ve Genç Parti'dir" şeklinde formüle etmişti. (Tam olarak şöyle: "Tam bu sürecin çöküş aşamasında 'Genç Parti' diye bir siyasal girişim devreye giriyor... IMF modelini reddediyor... Ulusal girişimciliğe ve girişimciye öncelik veren bir atılımı halka öneriyor... Sandıkta patlama yapıyor... zamanlamaya dikkat!") Hakkını yemeyelim, bu önemli yazıya ilk olarak Kürşat Bumin Yeni Şafak'taki köşesinde dikkat çekmişti. Bumin, o yazıda sonucu da şu şekilde özetlemişti: "Görüyorsunuz; Cumhuriyet yazarı yazısına başlık olarak seçtiği sorunun cevabını yazısının sonunda basbayağı cevaplıyor. 'Öncü'nün adı bellidir artık.... 'Ulusalcılar! Doğru Genç Parti'ye...'" Bumin yazısında, Cumhuriyet'in bir başka "ağır" yazarının (Hikmet Çetinkaya) köşesindeki "Genç Parti" seslerini de aktarmıştı okurlarına.. ÇEAŞ ve Kepez sözleşmelerinin iptalinin ardından Selçuk'un gösterdiği Genç Parti refleksini de Kronik Medya'da duyurmuştuk size… Bugün bir başka 'ulusalcı' yazarın köşesine götüreceğiz sizi: Hürriyet gazetesinden Özdemir İnce… İnce, 17 Haziran tarihli yazısında "hükümetin önümüzdeki sene uygulamaya sokacağı bedava kitap" kararını mercek altına almış… İnce, "İster kitabı doğrudan dağıtsınlar, ister para versinler, amaçlarının eğitimin özüyle herhangi bir ilişkisi yok. Böyle bir girişimin iki amacı olduğu görülüyor" dedikten sonra bugüne kadar kimselerin aklına gelmeyen bir "amaç"ı gözler önüne seriyor: "Yerel seçimler öncesinde her eve bir hükümet hediyesi vermiş olmak. Böylece Genç Parti'nin seçim bildirgesinde yer alan bu konuda yerel seçimler öncesinde öne geçmek…" Görüyorsunuz: "Ulusalcı" köşe yazarları "kurtuluş"un tek adresi olarak Genç Parti'yi işaret etmeye başlamış durumda… Her meselede zihinleri bu açıdan çalışmaya başlamış görünüyor… Yalnız kendilerini bekleyen çok ciddi bir problem var ortada, bizden uyarması: Bilindiği gibi Doğu Perinçek ve İşçi Partisi, kendini has sahibi saydığı "ulusalcılık"la Genç Parti ve Cem Uzan'ın adlarının yan yana anılmasından nefret ediyor. Son seçimlerde, Perinçek'in, İşçi Partisi'nin seçim yenilgisini "Süper NATO'nun devreye girip oyları Genç Parti'ye kanalize etmesine" bağladığını hepimiz biliyoruz… Dememiz o ki, gazetelerdeki "ulusalcı" köşe yazarları hazır olsunlar: Perinçek'in kendilerini "Süper NATO'nun oyuncağı olmak"la suçlayacağı günler yakındır… (A.G.)
Akşam yazarından kişisel bir Star-Uzan-ÇEAŞ-Kepez tanıklığı Akşam gazetesi (17 Haziran) yazarı Zülfikâr Doğan, hükümetin ÇEAŞ ve Kepez'e el koyma kararını "Yıllardır geçmiş siyasal iktidarların cesaret edemedikleri, sürekli tehir ettikleri adımların artık atılma kararlılığı" diye değerlendirdikten sonra, bu "eski hikâye"nin kişisel olarak tanıklık ettiği bir bölümünü şöyle anlattı: "O yıllarda toplamı 22 günü bulan bir süre, o zamanki adıyla İnterstar televizyonu Ankara Mümessilliği görevini üstlenmiştim. Güya Milliyet'ten 'transfer' olmuştum. İyi bir maaş ve transfer ücretiyle. 20 günlük istihkak dışında bir para nasip olmadı. Ayrıldım. Ayrılış nedenim SPK ile patlak veren Çukurova-Kepez kavgasıydı. SPK'nın yaptığı işlemlere, hukuk ve yargı yollarına karşı, benden istenilen SPK başkanı, eşi, çocukları ve yedi sülalesi dahil herkesi 24 saat boyunca 'izletmem, özel ekip kurup, görüntülerini çekip' geçmemdi. Söylenen de 'sen izlet, görüntüleri gönder, biz gereken haberi buradan yaparız' "Benden istenilenin 'gazetecilikle' ilgisinin bulunmadığını, meslek ahlakı ve ilkelerimle 'bağdaşmadığını' belirterek, istifa ettim. "Ben istifa için İstanbul'a giderken, Ankara bürosu, İstanbul'dan gönderilen 'güvenilir ve özel' ayrıca 'en gelişmiş ses-görüntü' cihazlarıyla 'teçhiz' edilmiş, gazetecilerce teslim alınmış, mümessillik odama girilmiş, masam açılıp boşaltılmış, şahsi eşyalarım kapı önüne konulmuştu bile. 22 günlük mümessilliğim için 'teşekkür' edilip, 'işi hemen bırakmam' istenirken, 'SPK saldırısına karşı şirket çıkarlarını korumakta isteksiz ve yetersiz kaldığım' belirtildi ve ayrıldık. "22 günlük mümessilliğim esnasında, grup patronları karşısında ağlayan, yalvaran ne Enerji Bakanları, ne Ulaştırma Bakanları, ne Hazine Müsteşarları gördüm. "Görevden ayrılışım ile ilgili haberler, yazılar, üzerine Rumeli Holding bir basın açıklaması yaparak 'Yalan haberler yaptığım, özellikle de CHP-SHP birleşmesine yönelik kurultay öncesi adaylardan Aydın Güven Gürkan'ın sesini televizyon haberlerinde taklit ederek, söylemediği şeyleri söylemiş gösterdiğimin tespiti ile işten atıldığım' duyuruldu. Yıllardır beni tanıyan, bilen pek çok gazeteci arkadaşım, köşe yazarı ve başta da yıllarımı verdiğim Milliyet, bu açıklamayı 'zevkle' yayınladılar. Bu da acı bir medya anısıdır. "Bugün ÇEAŞ-Uzan 'hak, hukuk' yazanların hiçbirisi o dönemde olayın gerçeğini öğrenmek için beni ne aradılar, ne sordular. Açıklamaya dayanarak 'yalan haber yapmaktan işten atıldığım' duyuruldu necip medyamızda okuyuculara."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |