AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Yol Haritası'nın arkeolojisi

Bugünlerde Filistin sorunu zorunlu olarak 'bu sütun'larda daha çok yer alacak. Bunun iki nedeni var: İlki, işgal altında yaşayan Filistinliler'in geleceğine olan ilgimiz ve özellikle Kudüs gibi tüm Müslümanlar'ı ilgilendiren şehrin geleceği gelişmeleri takip etmeye zorunlu kılıyor. Bu, insani bir sorumluluk olduğu kadar bölgeyle olan özel ilgimiz nedeniyledir. İkincisi Irak işgali sonrası Ortadoğu haritasının alacağı şeklin bu coğrafyada yaşayan herkesi ilgilendiriyor olmasından.

Yol haritasıyla birlikte yeni bir sayfa açılmaya çalışılan Filistin-İsrail ilişkileri nedeniyle bu konuya yoğunlaşmanın anlaşılır bir yanı var. Ancak Ortadoğu'nun alacağı şekille Yol Haritası'nın ilişkilendirilmesini pek anlamlı bulmayanlar olabilir. Öyle ya, devasa güçlerin bilek güreştirdiği bir bölgenin geleceği ile henüz devlet bile olmamış birkaç milyonluk Filistinliler'le ondan biraz daha kalabalık nüfusuyla İsrail arasındaki anlaşmazlığın ilişkisi, etkisi ne olabileceği sorulabilir.

Ortadoğu'nun geleceği üzerinde son elli yıl içinde stratejik hesap yapan iki devlet var. Bunlardan biri süper güç olarak ve şimdi de küresel güç olarak Amerika Birleşik Devletleri; ikincisi ise İsrail'dir. Bu iki devletin stratejik hesapları küçük ayrıntılarda çatışsa da genelde birbirine paralellik göstermektedir. Ortadoğu'da dengelerin yeniden oluşacağı gibi bir (tez olmaktan çoktan çıkmış) öngörü doğru ise bunun ne şekilde olacağını kestirebilmenin yolu bu iki devletin elli yıllık stratejik yatırımlarını yeniden incelemekten geçiyor.

Filistin sorununun izleyeceği yol kendi tarihsel ve coğrafi alanı içinde sınırlı siyasi ve diplomatik gelişme olarak görülemez. İsrail'in stratejik yönelimleri, Filistin ilişkilerinde somutlaşan ulus-devleti aşan politikaları ve hedefleriyle; Türkiye'nin yakın çevresini, Ortadoğu'da yaşayan Müslüman kitlelerin geleceğini rehin almış durumda.

Yol Haritası İsrail'in genel stratejik yönelimlerinden bağımsız düşünülemez.

Amerika'nın Ortadoğu planı İsrail'in stratejik hedeflerinden bağımsız düşünülemeyecek biçimde örtüşmektedir.

Bu stratejik örtüşmenin asimetrik bir durum arzettiği ortada. Küresel bir gücün, "güvenliği her an için tehlikede" olduğu varsayılan küçük bir ulus-devletin stratejisiyle örtüşüyor olması uluslararası ilişkiler açısından izahı mümkün olmayan bir çelişkidir. Bu durumun bir tek izahı olmasa da, şu husus atlanmamalı: Amerika'nın İsrail'le ilişkisi sadece ittifak ilişkisi olarak sınırlandırılamaz. İkincisi küçük bir ulus devletin dış politikası ile küresel bir gücün dış politikası, stratejik yönelimleri örtüşüyorsa bu durumda; ya biri küçük ve ulus-devlet değildir, veya/hatta bu küçük devlet küresel gücü rehin almış demektir.

Yol Haritası'yla birlikte neden Türkiye'nin içinde bulunduğu Ortadoğu'nun geleceği arasında ilişki kurulmak zorunda olduğunun açıklaması buradadır.

Bu durumda İsrail'in, güvenliği tehlikede olan küçük bir ulus-devlet olup olmadığının sorgulanması gerekmektedir. Bizzat bu soru kendi başına Ortadoğu'da hangi gücün ne oranda etkin olabileceğine ilişkin analiz yapmayı mümkün kılacaktır.

Bu sorgulama, modern anlamda sınırları belirlenmiş, vatandaşlık kimliği ortaya konmuş ulus-devlet olmadığı ortaya çıkar. Her an yok olma tehlikesi geçiren küçük bir devletin bölgeyi rehin alacak stratejiler peşinde olması, ulus-devlet yapılanmasının ötesinde özelliklere sahip olduğunu gösterir.

Bir kere İsrail, sınırları hâlâ belli olmayan bir devlet. Bu sadece işgal altında tuttuğu topraklar açısından değil, stratejik yönelimleri açısından da sınırları belirsizdir. Vatandaşlık kimliği ulus-devlet şemasıyla örtüşmemektedir. Dünyadaki tüm Yahudiler'i doğal vatandaş sayan bir devletin bilinen anlamda devlet olarak algılanması mümkün değildir. Ayrıca, doğal olarak İsrail vatandaşı ama pratik olarak Amerikalı, İngiliz görünen etkin nufusun özel ilişkisi İsrail'i farklı kategoride ele almayı gerektirmektedir.

Irak'ın işgali ve peşinden gelen kaotik ortam, ve ortaya çıkan yeni aktörlerle İsrail'in en az 30 yıldır kurduğu özel ilişkiler gözönüne alınmadan Irak'ta ne yapılmak istendiği anlaşılamaz. Filistinliler'e yıllardır kan kusturan işgalci rejimin Kürtler'in özgürleşmesi, bağımsızlık haklarından bahsediyor olması son çeyrek yüzyılın stratejik yatırımlarıyla birlikte analiz edilmelidir.

İran'ı kaosa götürecek etnik çatışmaya çanak tutan politikaları desteklemesinin tesadüf olamayacağı açık. Ancak kendi başına gerçekleştiremeyeceği bu politikaların aynı zamanda ABD'nin hedefleri arasında olmasının komplocu bir yanı yok.

Bölgeye yönelik yıllardır stratejik yatırım yapan küçük ama etkin bir gücün küresel gücü manüpüle etme, mevcut durumu maksimum avantaja dönüştürme yeteneğini görmek zorundayız. Irak'a özgürlük ve demokrasi gelmesi için ABD'ye alkış tutanlar Irak'ın parçalanmasının kime yaradığı ve kimin (Türkiye) işine hiç gelmediğini farketmiş olmalılar. Aynı şekilde İran halkının özgürleşmesi gibi masum talepleri bahane ederek etnik çatışmaya dayalı destabilize etme çabalarının en çok kimin işine yara/ma/yacağını en çok Türkiye düşünmelidir.

Edward Said'in deyimiyle, Yol Haritası'nın arkeolojisini keşfetmek Ortadoğu'nun muhtemel geleceğini okumaya yarayabilir. Yol Haritası'na bu anlamda bir Ortadoğu laboratuarı olarak bakmakta yarar var.


19 Haziran 2003
Perşembe
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED