|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Biliyorsunuz, AB'ye uyum çerçevesinde ele alınacak "paketler"den biri de, "asker-siyaset ilişkisi"ni yeniden düzenleyen 7. uyum paketi... Paket, MGK ve MGK Genel Sekreterliği Yasası'nda bazı değişiklikler öngörüyor. Paket yasalaşırsa, MGK Genel Sekreterliği'nin kuruluş ve yapısı yeniden düzenlenecek, genel sekreterin yetkileri kısıtlanacak, kurumun başına (MİT Müsteşarlığı'nda olduğu gibi) birinci dereceden memurlar arasından atama yapılabilecek vs... Daha da önemlisi şu: MGK artık "paralel icra organı" gibi çalışamayacak. Gerçi paketin zamanı gelmedi, henüz bu konuda bir çalışma da başlatılmadı ama, soluk soluğa bir tartışma sürüp gidiyor gazete köşelerinde... Bir kısım arkadaşımız gelişmelerden "umutlu", bir kısım arkadaşımız da (niyeyse) "endişeli..." Endişelileri de kendi aralarında ikiye ayırmak lazım aslında: Bir bölümü Türkiye'nin bu büyük değişim yükünü kaldıramayacağından korkuyor, bir bölümü de "statüko"nun ve tahakküm geleneğinin değişecek olmasından... Yine de hiçbiri, "Türk Solu" yaftasını taşıyan derginin yazarları kadar açık sözlü değil. Mezkur derginin yayın yönetmeni (ismi hiç lazım değil), Türkiye'yi AB'ye sokmaya çalışan siyasî iktidara karşı orduyu göreve çağırıyordu: "Bugün Ordu'nun bu gidişe mutlaka dur demesi gerekiyor. Ordu, tıpkı 28 Şubat'ta olduğu gibi bir müdahale ile, gerekirse 28 Şubat'tan daha sert bir uygulama ile sürece ağırlığını koyup bu planı bozmalıdır. Eğer bu milletin Ordusu ise bu milletin birliği ve bütünlüğünü korumak için müdahale etmelidir." (Bilmiyorum, uyum paketi çerçevesinde provokatörler ve darbe kışkırtıcıları için de bir "iyileştirme" düşünülüyor mu?) Dün Okay Gönensin de katıldı tartışmaya. Oldukça "tuhaf" bir yazıyla hem de... O da "endişeliler" grubundan. Ama umutlu. Gönensin'e göre ("bu geçişin yapılması kaçınılmazsa") bu meseleyi çözebiliriz; yani asker-siyaset ilişkisini bir hal yoluna koyabiliriz. Nasıl koyabiliriz? Şöyle koyabiliriz: Meseleleri açık şekilde konuşarak, toplumsal hassasiyetlere özen göstererek, daha da önemlisi "kuşku bulutlarını" karşılıklı olarak dağıtarak. Çünkü, "MGK'nın bugünkü yapısıyla oluşturulmuş olmasının bir tek nedeni vardı; o da temel meselelerde sivil siyasilerin (ne demekse, "sivil siyasiler") alacakları kararlara güvensizlik ve doğru kararlar alınmış olsa bile, bunların uygulanmasında yaşanacak zaaflara karşı tedbir almak(tı)..." Yani Gönensin'e göre MGK'nın yapılanmasında sorun yok. Sorun, "sivil siyasiler"in yönetme biçiminde. Sivil siyasiler ülkeyi kötü yönettikleri için, "askerî siyasiler" duruma el koymak zorunda kalmışlardır ve MGK doğmuştur. O halde sivil siyasiler, askerî siyasileri ikna etmek zorundadır. Bu da hallolmayacak bir mesele değildir. Tuhaf, değil mi? Daha tuhafı geliyor: Gönensin'e göre yakın zamana kadar bu ülkede MGK diye bir sorun yoktu; bu kurum normal seyri içinde çalışıyordu, alan memnun veren memnundu, ne zaman ki Çiller'in desteğiyle Erbakan Başbakan oldu, sakin çalışma düzeni bozuldu, bu da bir tür "asker-sivil çelişkisinin zeminini" oluşturdu. Daha tuhafı da var ama yazmayacağım. Gerek yok. Çünkü, herşeye rağmen, MGK'nın bir tür "vesayet kurumu" olduğunu artık Gönensin de kabul ediyor. Bu da bir gelişme sayılır...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |