AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Bazı memurların kafaları 'Uyum'la uyuşmazsa...

Avrupa Birliği yetkilileri, Türkiye'nin AB tam üyeliği için giriştiği çabaları takdirle izliyorlar. Mutlaka, "Türkler, yumurta kapıya gelmeden harekete geçmezler" diyenler de vardır...

'Sıkıştırılmış Değişim Programı'na devam ediyoruz. Altıncı Uyum, arkasından Yedinci Uyum...

Bu değişim furyası, parlamento dışı muhalefetin, gerçekten sivil bazı kuruluşların ve mesela, bu değişim programlarıyla, değiştirilecek yasalarla durumları düzelecek, yeni haklara kavuşacak bazı grupların, insanların, toplulukların görüşleri yeterince alınmadan gerçekleştiriliyor.

"Aman olsun da böyle olsun" diyoruz. "Yapılacak her değişiklik, mutlaka bizim de destekleyeceğimiz bazı hükümler içeriyordur."

"Şimdi işin fazlaca ayrıntısına girmenin zamanı değildir. Gerekirse eksiklikler sonra düzeltilir."

Başbakan ya da yardımcısı, 6'ncı Uyum Paketi ile ilgili olarak konuşuyor: Bu paketle ilgili olarak her kurulun ve çevrenin görüşünün alındığını söylüyor. Cumhurbaşkanı, MGK, Genelkurmay, Dışişleri, bazı siyasi partiler...

Belki işçi-işveren kuruluşları.

Bu değişikliklerden en fazla yararlanacak olanlar biliyoruz ki Kürtler...

Kürtlerin değişik örgütler, yapılar aracılığı ile görüşleri alınmış mı?

Hiç duymadım. Kürtler de duymamış...

Söz gelimi, 'Eve Dönüş Yasası' vesaire adlarla tanımlanan bir yasa tasarısı, biliyoruz ki illegal durumda olan KADEK militanlarını ve onların aile ve yakınlarını doğrudan ilgilendiriyor.

Kürtler'in yasal siyasi örgütlenmelerine bakıyoruz bu konuda hiçbirinin görüşü alınmış değil. Karşılıklı açıklamalarla, beyanatlarla görüş alışverişinde bulunuluyor. Bu yasanın muhatabı bu insanlar. Onlar acaba ne düşünüyor, meseleye nasıl yaklaşıyor?

Yasanın hitab edeceği bu kesimlerde ne gibi tartışmalar yürütülüyor?

Kim neyi savunuyor?

Böyle bir yasa nasıl olursa uygulaması başarılı olabilir?

Neleri içermeli, yaklaşımı nasıl olmalıdır?

Bunu ancak işin içindeki insanlar, çözülmek istenen sorunları yaşayan insanlar iyi bilir.

Sonra, AKP, büyük bir çoğunlukla iktidara geldiği halde parlamento dışındaki güçlere, eğilimlere de önem vereceğini, onların görüşlerinin de alınacağını vaad etmemiş miydi?

Bir yasanın nasıl uygulandığını ya da uygulanmadığını en iyi o yasanın muhatabı olan insanlar bilir. Bir yasanın hangi şartlarde uygulanabilir ya da uygulanamaz olduğunu da yine onlar bilirler.

Yasaları, bu yasaların muhatabı olacak insanların temsilcilerine danışmadan çıkardık varsayalım.

Ankara'dan yasa, genelge, kararname, emirname yayınlamak kolaydır. Bunu Ardahan'da, Tunceli'de, Diyarbakır'da ve Bingöl'de de uygulamak önemlidir.

Anadolu'da birçok mülki idare amiri, askeri ya da sivil güvenlik görevlisi ya da kanun adamı olarak nitelendirilen savcı ve yargıçlar, özellikle de savcılar kendi bildikleri kuralları uygulamayı tercih ederler.

Söz gelimi onlara göre, ülkenin daha ziyade Doğu ve Güneydoğusu hassas bölgelerdir.

Burada hemen herkes kuşkuludur ve yabancılara hoş gözle bakılmaz. Ülkemizi bölmek ve parçalamak amacıyla eylem ya da propaganda yapmaya gelmiş olabilirler.

Geçenlerde anlattım. Avrupa'dan gelen bir çevreci heyetin Ardahan'da nasıl casus muamelesi gördüğünü, jandarma tarafından gözaltına alınarak köylülerle temaslarının engellendiğini aktardım.

Karakolun adını da verdim. Acaba bir şey yapıldı mı bu konuda? Bilmiyorum.

Şimdi Bingöl'de aynı şeyler oluyor.

Depremzedelerle görüşmek isteyenlere hoş gözle bakılmıyor. Dışardan gelenlere bozguncu muamelesi yapılıyor. Doğu ve Güneydoğu'da, hatta diğer bölgelerde de farklı bir durum yok.

AB yetkilileri, değişim çabalarını desteklerken uygulamadan yakınmaya devam ediyorlar.

"Bazı memurlar sanki bu değişimlerden haberdar değilmiş gibi davranıyorlar" diyorlar.

İşin ilginç tarafı, bu memur olarak nitelendirdiklerinin başında savcılar bulunuyor.

"Savcılar, yasaların getirdiği iyileştirici hükümleri dikkate almadan aynı suç için bu sefer başka yasa maddelerine dayanarak dava açıyorlar" deniliyor. Onların demelerine gerek yok, her gün karşımıza çıkan değişik olaylarda bunu görüyoruz. Evet, savcılar bir bölümüyle, yargı kurumunun mensubu olarak değil de güvenlikçi gibi çalışıyorlar.

Mutlaka ona da sıra gelecek, biliyorum ama, Uyum Yasaları'nın sağlıklı bir şekilde uygulanabilmesi için mülki idare yapısına ve yargıya ilişkin reformların da bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor.

Eski yasakçı, herkesi suçlu, kuşkulu ve sakıncalı gören anlayışa bağlı memurlarla bu değişimin gerçekleştirilemeyeceği gün gibi aşikar. Hükümet, şunu peşinen yüksek sesle ifade edebilir: Değişim, özgürlüklerin genişlemesini öngörüyorsa uygulama vatandaşın lehine işlemelidir. Hukukun üstünlüğü, seyahat ve haberleşme özgürlüğü titizlikle korunmalıdır.

Hâlâ görev yaptığı bölgede kendini, küçük bir derebeyi gibi gören mülki idere amirleri ve güvenlik görevlileri ile mücadele edilmelidir.

Bu arada bir soru: Bingöl'de depremden sonra çıkan olaylarda, halka ateş açan ve üzerine resmi araç süren polisler ve görevden alındığı söylenen polis şefleri ne oldu?


19 Haziran 2003
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED