AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Seymen ve Bahar'dan sonra?

Olayın, reklam arasında mutfağa koşup ocaktaki yemeğin dibinin tutup tutmadığını suçlu bir heyecanla kontrol ettikten sonra, kaldığı yerden dizisine devam eden kadınların mevzusu olmaktan öteye geçtiğini kanıtladı Asmalı Konak ve diğerleri herkese.

Topuklu, döpiyesli şıkır şıkır hanımlar, kravatlı, ciddi mi ciddi beyler de devasa binalardaki gün boyunca değişmeyen bir zamanı etrafa yayan soluk ışıklı bürolarında, izledikleri dizilerin bilgece edalarla kritiğini yaptılar bir yıl boyunca.

Sabah kuşağının pembe dizilerinden, prime time'a yerli dizilerle sıçrama yapıldığından bu yana, "aman pek avam" bulunan bu dizi izleme işinin sadece ev hanımlığı durumu olmadığı ve de konunun öyle eğitimle, yaşam standardıyla çok da ilgisinin bulunmadığı anlaşıldı yani. Hayatın neresinde bulunursa bulunsun herkesin, alttan alta yaşamlarına ikinci bir seçeneği referans etme isteğinden kaynaklanan itme gücüyle başvurduğu dizileri ertesi sabah hayal gücünün elverdiğince özete vurma ya da bir dizi karakterinin bakışını gülüşünü "dizinin anafikrini çözdüm" havalarıyla açıklamaya girişmeler, toplumun kadim geleneklerinin öyle moderniteyle, yüksek yaşam standardıyla değişemeyeceğinin ipuçlarını veriyor. Peki neden? Şundan:

Patlamış mısır hikayeleri

Herhalde o ağırbaşlı işyerlerinde çocuksu saflıklarla anlatılan diziler, biraz da küçükken apartman önü merdivenlerinde birbirine anlatılan filmlerin tadını verdiği için bu kadar popüler. "Adamın ailesi istemedi zavallı kızı, kadının bir bakışı vardı, mutlaka görmelisin" şeklinde başlayıp, kolların anlatılan şeyin heyecan seviyesine göre inip kalkması, sesin filmin dram dozuna göre yükselip alçalması ve birdenbire filmin efektlerini taklit ederken kendini bulmak gibi örneğin.

İnsanlar kendilerininkinden daha eğlenceli olduğu için, başkalarının hayatlarını konuşmaya bayılırlar. Onlar döke saça konuşurken, hayatlarından kaçmayı denerler. Patlamış mısır tadındaki uçma, kaçma, ayrılma, birleşme hikayeleri iyi bir referanstır çünkü tatsız tuzsuz ömürlere.

Bu yüzden herhalde insanlar, 'Bahar'ın yüzü solgundu gördün mü?', 'Hayat bebek de nasıl acılı ağladı öyle annesinin ardından bakarken, değil mi?', 'En çok Seymen'e üzüldüm ben, çok ağladı çocuk'lar bu kadar çekici gelir koca koca insanlara...

Gerçekler sezonu

'Aman Allahım şimdi ne yaparız'larla yıkılmamak lazım ama, işte hikayeler biter. Ertesi günkü konuşmalardan anlaşıldığı kadarıyla izleyicinin yarım saatlik reklamların getirdiği sinir krizleri ve hevesleri kursakta bırakan finali nedeniyle pek memnun kalmadığı Asmalı Konak da veda etti nihayet.

Asmalı Konak gibi, herkesin diline pelesenk edilen, izleyenin derdi olan, izlemeyenin de ortamın dışında kalma tehlikesi nedeniyle derdi haline getirilen diziler bitiyor tek tek. Üzülünüp neşelenilecek, öfkelenilip sevimli bulunacak bütün hikayeler sona eriyor. Konuşacak şey kalmıyor. Herşey bittiğine göre belki artık gerçek şeyler konuşulmaya başlanır yeni sezona kadar. "Hayatların neden hep bir şeyleri tüketmek üzere kurgulandığı" gibi gerçek meseleler mesela... Olamaz mı yani?


19 Haziran 2003
Perşembe
 
ÖZLEM ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED