|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Matbaayı bilmeyen nesil hurufat tozunu da bilmez. Buna matbaa tozu da denir. Hurufat tozu ya da matbaa tozu, esas itibariyle hurufat tezgâhında hasıl olur. Hurufat tezgâhı mı? Ha, o da şu: harflerin (hurufatın) ve imla işaretlerinin özel bir sıraya göre küçük kutular içinde yer aldığı tezgâh. Mürettip, hurufat tezgâhından bir eliyle birer birer aldığı harfleri, öteki elinde tuttuğu "kumpas"a sıralar. Kumpas dört veya beş satır alacak genişliktedir. Kumpasın dolduğu her defasında, mürettip onu prova tezgâhına alır. Ve oraya, önceden belirlenmiş olan mizanpaja göre istif eder. Böylece gazetenin veya kitabın sayfaları ortaya çıkartılır. Bu, matbaa dizgisinin ilkel biçimidir. Entertip ve rotatif icat edildikten sonra prova tezgâhı ya kartvizit hazırlamak gibi küçük işlerde ya da birkaç yüz adet basılacak birkaç sayfalık matbualarda kullanıldı. İşte, bu matbaa tozunu veya hurufat tozunu koklayan (teneffüs eden) birinin bir daha matbaadan kopamayacağı söylenirdi. Matbaacılar (veya matbaa ile ilişiği olanlar: gazeteciler, yazarlar) arasında, daha yirmi-otuz yıl öncesine kadar yaygın bir efsanenin dile getirilişinin resmidir bu! İhsan Deniz şiir kitabının adını "Hurufî Melâl" koymuş. Kitapta, aynı başlığı taşıyan şiirse şu beyitle başlıyor: "Senin artık gülmekten vazgeçtiğin gün/topladım bu hurufat tozlarını." Benim, yukarda verdiğim bilgiyle bu beyit arasında açıklamaya yönelik bir ilişki kurmayı göze almam bazılarına mekanik bir çaba gibi görünebilir. Ama bunu göze alışımın nedeni ortada: İhsan Deniz, aslında, kitap boyunca bütün şiirlerinde böylesi uzak çağrışımlara göndermede bulunuyor. "Sen" (sevgili değil mi o?) gülmekten niçin vazgeçiyor? Ve "o"nun gülmekten vazgeçtiği gün, "özne" (âşık) niçin hurufat tozu topluyor? Ve bu iki vaka (1. sevilenin gülmekten vazgeçişi, 2. sevenin hurufat tozu toplaması) arasında nasıl bir ilinti bulunuyor? Sevilenin gülmekten vazgeçmesini bir ayrılığa hamletmek niçin mümkün olmasın? Bunu, biraz da, sevenin hurufat tozu toplamasına dayanarak çıkartıyoruz. Hurufat tozu toplamak, bu özel durum içinde, sevgiliden kopamayışı (ayrılığa rağmen kopamayışı) ifade etmeye dönük olmalıdır. Burada, elbette, "bu budur!" diye kesinlemeci bir açıklama getirme iddiasında bulunmuyoruz. Çabamız, İhsan Deniz'in şiirlerinde denediği imgelem dünyasının uzak ve bol çağrışımlarla yüklü bulunduğunu işaret etmekten ibarettir. Hemen her mısra ile farklı bir imgenin aynası tutuluyor idrakimize. Ve çoğu yerde ilk mısrada yaratılan imge, ikinci mısrada yeni bir imgenin yolunu açıyor. Bunlar birbirini tamamlayan imgeler halinde oluşmuyor, müstakil imgeler halinde bırakılıyor. Şiir tamamlandığında okuyucu bir imge denizinin ortasında bırakılıyor. Bu denizden çıkabilen, dağarına zengin bir imge dünyasını da devşirmiş olarak çıkıyor. İmge yaratmak, zaten açıklaması zor, belki de imkânsız olan bir fikri, bir tabloyu, bir vakayı, özgün ve özgül bir dille ifadeye çıkmak demektir. Ama bu yol, aynı zamanda, söylenen şeyi gizlemenin, örtmenin de yoludur. Yani şair, bir yandan bir tablonun anlamını açarken, bir yandan da, aynı araçla (yöntemle) onu örtme işini de ifa etmiş oluyor. Hurufî Melâl, baştan sona, baş döndürücü bir imge seliyle bu açma kapama işini başarıyor. Her mısraın açıklaması, onun bir önündeki mısraa müracaatı gerektiriyor ve tersi.. her mısra, kendini bir önceki mısraa dayandırıyor. Bu şiirlerin bir öteki özelliği: her mısraın müstakil bir mısra vurgusuyla okunması mümkün olduğu gibi; o mısraın, kendisinden sonra gelen mısralarla bir cümle halinde okunmaya da açık olmasıdır. Şiirlerde, nokta (.) görülen her yerde, bir fikrin (imgenin) tamamlandığını görebilmek için, baştan başlayarak yeniden okumak gerekiyor. İhsan Deniz, sabırla meydana getirdiği mısralarını hemen ele vermiyor: kendi yazma işçiliğini, okuyucusunu da bir okuma işçiliğine dönüştürmeye çağırıyor. Not: Hurufî Melâl, Şiirler, İhsan Deniz, Hece Y. Ank. 2002.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |