|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Banka insan ilişkilerini. Müşteriye saygıyı , hizmet anlayışlarını. Daha önce bu köşede bir iki kez yazdım. Siz bakmayın çok sayıda banka olmasına, yok aslında birbirinden farkları. Maaş çekerken de fatura öderken de onların eline mahkumuz. Oysa onların müşteriye hiç mi hiç müdanaleri yok. "Müşteri velinimetimdir" gibi tanımlamaları hiç duymamışlar. Fatura kuyrukları sokağa kadar taşıyor. Bir gişe daha açmaya ihtiyaç duymuyorlar. Bırakın fatura işlemlerini, hesabınıza para yatıracaksınız. Yani bankanın kasasına para girecek. Olsun, bekleyeceksiniz. Ne kadar? Artık Allah ne verdiyse... Yarım saat 45 dakika ya da daha fazla. Benim işim acele... Yok öyle şey. Şikayetçi olursanız, bir de azar işitirsiniz. Bir bankanın önünden geçerken gördüm. Bekçi sıraya girenleri resmen fırçalıyordu. Anladığım kadarı ile yanlış yerde durmuşlar. Bekçiye bak, al karakola komiser yap. O saat asayiş berkemal olur. Yine de iyi adammış, belindeki copu kullanmadı. Deniyor ki, "Efendim, millet bankalardan yararlanmasını bilmiyor. Bazı işlemleri internetten yapmak lazım." Hadi, kabul edelim ki, herkesin bilgisayarı ve interneti var. İnteraktif denen işlemi yapsın bakalım. Dün ben de ona güvendim. İnteraktif bankacılık yapmak için hemen ekran başına geçtim. Girebilirsen gir İş Bankası sitesine. Bir türlü bağlantı kurulamadı. Akşama kadar işlemimi gerçekleştiremedim. Sistemde bir sorun varmış. Bu arada banka şubeleri de kapandığı için zor durumda kaldım. Ben onlara uygun bir mazeret buldum. Bizim bankalar henüz çocuk. Büyüyecek adam olacak abileri, ablaları. Bekleyin hele...
TAKSİCİLER OKULA
Yol bilmezler, trafik kurallarına uymazlar. İstanbul'a dün gelen bile taksi şoförlüğü yapabiliyor. İstanbul Belediye Başkanı'na bir önerim var. Bıraksın, emniyeti, trafik müdürlüğünü bir yana, yetki bende diye çıksın ortaya. Ve tüm taksi şoförlerini belediyenin açtığı kurslara katılmaya mecbur etsin. Sanırım buna da yetkisi vardır. İş cesarete kalıyor. O var mı bilemem.
Erkek milletin yazarı bıyıklı olur
Bu bölümü bayan yazarlar, özellikle de feministler çok sevecek. "Biz demedik mi!.." diyecekler. Dedikleri ise genelde şu: "Türk basınını maço erkekler ele geçirmiş, bize geçit vermiyorlar." Artık bunun için yeterince mücadele ediyorlar mı, orasını bilemem. Günahları boynuna. Ama bildiğim bir şey var. Basın gerçekten de erkeklerin hegemonyasında. Hele iş köşelere geldi mi, buram buram erkek kokuyor. 17 gazete üzerinde yaptığım araştırma gösterdi ki, köşe yazarlarının ancak yüzde 11'i kadın. Fal ve yemek yazarlarını da katsam bile bu oran yüzde 12'yi geçmiyor. Sağcısı, solcusu, liberali islamcısı tüm gazetelerde kadın yazar az. Genel yayın yönetmeni bayan olan Akşam gazetesinde bile sadece 5 kadın yazar var. Bu gazetenin geri kalan 28 yazarı erkek. Hürriyet'te 3, Sabah'ta ise bir kadın yazar görebildim. (İlaveler hariç.) Toplam 42 yazarı olan Cumhuriyet'te bu sayı üç. Gelelim erkeklere. Şekli şemaline baktığımızda, gazetelerdeki köşe yazarları toplumun aynası gibi. Son araştırmalar Türk toplumunda erkeklerin yüzde 40'nın bıyık ve sakal bıraktığını gösteriyor. Gazetelerdeki erkek yazarlara bakıyorum, bu oran yüzde 36. Yani toplumaki genel eğilime uygun. Demek ki, her 3 köşe yazarından biri ya sakallı ya da bıyıklı. Muhafazakar gazetelerde bu oran çok daha yüksek. Örneğin Vakit gazetesinin 20 yazarından 18'i sakallı ve bıyıklı. Milli Gazete'te bu oran 26'ya16. Akşam ve Yeni Şafak gazetelerinde ise bu sayı 9. Sabah, Milliyet, Hürriyet en az bıyıklı ve sakallı köşe yazarlarının olduğu gazeteler. Tabii bu rakamları, fotoğraflara bakarak derledim. Bir de yazısı olup da görüntüsü olmayanlar var. Artık onların sakalı, bıyığı kendilerine kalmış. Bu laflardan sonra, sonuca varmıyorum. Olumlu olumsuz bir eleştiri getirmiyorum. Topu feministlere havale ediyorum.
İşler açıldı ödemeler kapalı
Bir okurum dert yandı. -Ekonomi düzeliyor, piyasalar açıldı, işler iyiye gidiyor deniyor ama, daha benim cebime giren parada pek artış olmadı. Bu iyiye gidiş nerede ise bize tarif edin, oraya gidip yerleşelim. Küçük girişimci olan bir başka okurum şikayetçi: -Tekstil işi yapıyorum. Tamam siparişler arttı ama, ödemelere gelince hiçbir fark olmadı. Büyük firmalar hâlâ ödemelerini zamanında yapmıyor. Kriz dönemi taktiğini uyguluyorlar. Bana ulaşan benzer şikayetlere ve bilgilere göre gerçekten piyasalarda hâlâ bir ödeme sıkıntısı var. Büyük firmalar ağır kriz döneminin alışkanlığı ile ödemeleri hâlâ uzun vadeye yayıyorlar. Müşteri kaybetmek istemeyen, küçük girişimciler de buna boyun eğmek zorunda kalıyor. Aynı okurum devamında, -Param yok diye ağlayan ve bana olan borcunu ödemeyen firma patronu, altına yeni bir Mercedes çekti diyor. Anlaşılan istismarlar hayli yaygın. Anlatılan o ki, krizde edinilen alışkanlıktan olsa gerek kimse nakit ödemek istemiyor. Çeklerin en kısa vadelisi 3 aylık. 5-6 aya kadar uzayanı var. Vade farkı talep etmek de hoş karşılanmıyor. Küçü girişimci ne yapsın, çek-senet işini döndürmek zorunda. Çünkü piyasada alternatif çok. Sen fason üretmez ya da malı vermezsen alternatifin çok. Oysa Anadolu'ya her gün kamyonlar dolusu mal gidiyor. İhracat için TIR bulmak bile sorun. Küçükler, büyük firmaları insafa davet ediyor. Ticaret istismar değildir.
BİLGİ DAMLACIĞI
Bu yılın ilk 5 ayında 79 bin 600 tane otomobil ihraç edildi. Tofaş 17 bin 704, Renault ise 31 bin 980 otomobili dış ülkelere sattı. Ford Otosan ise 30 bin 261 adet ticari araç ihracı ile rekor kırdı. İhracat edilen ürünler arasında 4 bin 480 tane de traktör var.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |