|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Abdullah Ahmad'in büyükannesi, Osmanlı İmparatorluğu'nu kast ederek, "Türkiye dünyadaki en güçlü imparatorluktur, Allah'ın koruması altında olduğu için kimse onu yenemez" dermiş... Neden Allah'ın koruması altında olduğunu izah için de, sanat, mimari ve edebiyat alanlarında İslâm adına muhteşem eserler verdiğini söylermiş... Abdullah Ahmad, "Okuma yazma bilmeyen büyükannem yenilmezlik konusunda yanılmış olabilir, ama Osmanlı'nın muhteşem eserler verdiğine dair kanaati doğruydu" diyor... Kim mi Abdullah Ahmad? Malezya'da İngilizce yayımlanan, ülkenin en etkili gazetesi New Straits Times'ı (NST) çıkartan yayın grubunun yönetmeni... Ahmad, iki muhabirle birlikte bir saat boyu görüştüğü Tayyip Erdoğan'la izlenimlerini aktardığı yazısına, Türkiye ve Osmanlı konusunda büyüklerinden işittiklerini anlatarak başlamış... Mülâkat, Erdoğan'ın özellikle askerlerle ilişkilerine dair söyledikleri sebebiyle bizim basına da yansıdı. Ancak, yansımayan ve yansımasında yarar gördüğüm taraf, Tayyip Erdoğan'ın yabancı gazetecilerle biraraya geldiğinde karşı tarafta bıraktığı etki... Türk gazetecilerle buluşmalarında çok rahat davranmıyor Erdoğan; ağzından neredeyse kerpetenle lâf alabiliyorsunuz. Büyük ihtimalle sözlerinin başka yönlere çekileceğinden endişe ediyor... Buna karşılık, NST muhabirleriyle çok yakın bir ilişki kurabilmiş; duruşu, giyinişi ve olaylara yaklaşımıyla onları etkilemiş de... Türkiye'de 'seçkinler' ve 'seçkinciler' Tayyip Erdoğan'ı hangi sebeplerle beğenmiyorlarsa Malezyalı gazeteciler başbakandan o sebeple hoşlanmışlar. Duruşu, oturuşu, konuşma tarzı, hatta ses tonu... Görüştüğü gazetecilerden bayan olduğunu sandığım Aniza Damis, izlenimlerini okurlarıyla paylaşırken, övgülerde ileri gitmekten çekinmemiş... Okuyalım: "Recep Tayyip Erdoğan odaya sessizce, ama varlığını belli eder biçimde yürüdü. Uzun boyluydu, siyah çizgili takım elbise giymişti; bütün odaya, hepimizi kendisiyle ilgilenmeye çağıran sukunet ve güç aurası yayıyordu... Koltuğuna oturmadan önce bizlerle tokalaşmak üzere durdu, isimlerimizi dikkatle dinledi, başıyla onadı ve sonra diğerimize geçti." Egemen Bağış'ın tercümanlığı üstlendiği mülâkat sırasında, "Konu siyasal İslâm'a geldiğinde" diyor Aniza Damis, "Erdoğan canlanıverdi; tercüme bile cümlelerinin etkisini engelleyemedi. Başparmağını diğer parmakları üzerine bastırıp dururken, elleri birdenbire hareketleniverdi..." Benim bugüne kadar bulunduğum ortamlarda Tayyip Erdoğan, ancak kendi izin verdiğinde sözü bir başkası alabiliyor. Aksi halde, gazetecilerin sorularına sürekli o muhatap oluyor... NST ekibiyle görüşürken, siyaseten duyarlı sorularda, yanındakilerden araya girmek isteyenler çıktığını okuduğumda biraz şaşırdım bu yüzden... Damis, "Araya girip soruyu cevapsız bırakmasını isteyenlere yüz vermedi, soruyu cevaplamaktan geri durmadı" diyor izlenim yazısında... Yazının bir bayanın elinden çıktığı tahminim dikkatin yoğunlaştığı alanlardan kaynaklanıyor... Bir yerde, "Ellerinin sessizliğini telâfi için olacak, arasıra, bir şeye cevap olarak ayakları devreye giriyordu; tıpkı, kişilerin omuz sallaması veya ellerini açması gibi" diyor ve ekliyor Aniza Damis: "Ayakkabıları iyi boyanmıştı ve yeniye benziyordu; ancak altları onlarla bayağı yürüdüğüne işaret ediyordu..." Bayan muhabir, elbisesi, elleri, ayakları ve ayakkabısıyla ilgilenirken, NST yayın grubu yönetmeni Abdullah Ahmad daha çok siyasî fikirleri üzerinde yoğunlaşmış Tayyip Erdoğan'ın... Gerçi o da, yazısının bir yerinde, "Elbisesi de beni etkiledi, ama daha çok onurlu ve kendinden emin duruşundan etkilendim; Müslüman olmayanların bile oy verebileceği ılımlı İslâm'ın temsilcisi o" diyor, fakat ilgisi daha çok Erdoğan'ın siyasî anlamında... Malezya'da, 'dinci parti' denilebilecek bir siyasî kuruluş var, adı PAS... Mülâkatın bir yerinde, "PAS'la ilişkileriniz nasıl?" diye sormuş Ahmad ve şaşırdığı şu cevabı almış: "Bizim 'kardeş parti'miz Umno; üç ay önce bir Ak Parti heyeti göndererek Umno ile ilk teması kurduk..." Umno, Başbakan Mahathir Muhammed'in partisi... Abdullah Ahmad, "Ak Parti'nin seçim başarısı üzerine yazdığım yorumda, PAS'tan çok Umno ile arasında benzerlikler bulmuştum; Tayyip Erdoğan beni doğruladı" diyor... Malezyalı gazetecinin, AKP ile Umno arasında bulduğu benzerlikleri, PAS ile benzemezlikleri herhalde merak ediyorsunuzdur: "Umno gibi AKP de ulusal anayasa çerçevesinde hareket eden İslâmi eğilimli bir parti... Umno gibi o da önceliği, halk desteğiyle ülkenin refahı ve bağımsızlığını sağlamaya veriyor... PAS'tan da, İslâm'ın mükemmelliği ile politikanın hata yapabilirliğini ayırması bakımından farklı. PAS'tan en belirgin farkı ise, Ak Partililer dinadamı kılığında insanlar değiller, çağdaş işadamı giysileri var üzerlerinde..." Aniza Damis, mülâkat bitip ayrılacakları sırada, Tayyip Erdoğan'ın yeniden tek tek ellerini sıktığını ve Abdullah Ahmad'a dönerek, "Tereddütlü, fakat akıcı bir İngilizceyle" şu cümleyi sarf ettiğini de kayda geçiriyor: "I hope to meet you again – in Turkey this time" (Yeniden buluşalım, ama bu defa Türkiye'de). Malezyalı gazetecileri bayağı etkilemiş Başbakan Erdoğan...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |