|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Özdemir İnce artık benim malım... Ne yapalım, kimse ciddiye almıyor, kimse abuklamalarını yanıtlamaya değer bulmuyor; "ihale" bana kaldı. Ben de ciddiye almıyorum aslında. Stres atıyorum sadece. Onu eskiden okuyan, okuduğunu anlayan, nutku açık, "fikrî müsademe"ye yatkın biri sanırdım. Öyle ya, dilin en zor alanında ürün veriyor, şiir yazıyor; kolay değil... Şiir yazdığına ve ülkenin sayılı şairleri arasında zikredildiğine göre (bence kötü bir şairdir ya, hadi neyse!), demek ki "soyutlayabilme" melekeleri gelişmiş, "fehmeden ve algılayan" bir aydınla, bir düşünce adamıyla karşı karşıyayız. Öyle değil işte... Maalesef öyle değil... Özdemir'in kartezyen mantığı ve telmaşa pozitivistlerce iğdiş edilmiş kafası, ne yazık ki soyutlayarak/fehmederek elde edeceğimiz bilgileri kavramaktan uzak. "Ezan-şarkı" tartışmasına girmek istemiyorum. Adonis meselesine de... Kaldı ki, tıpkı "Tabula Rasa"da olduğu gibi, Adonis meselesinde de fena halde çuvalladı. İslam'ı ve İslam küll'üne ait eserleri tanısaydı, Kur'an'ın epistemolojik yorumundan haberdar olsaydı ya da en basitinden "ihya" ve "tecdit"in ne olduğunu bilseydi, elbette Adonis'in söylediklerini doğru anlar, bize de doğru anlatırdı. Biz de (Özdemir İnce de kavrayabilsin diye), yanlış Adonis yorumu üzerinden doğru sonuçlar çıkarmak için boşu boşuna çırpınmazdık. Neyse... Gelelim Özdemir'in son marifetine: Son makalesinde şöyle diyor: "Türban karşısındaki son tepkisi ile Yargıtay, laik okul ve laik hukuk birliğinin kendisine yüklediği sorumluluğu yerine getirmektedir. Çünkü bu birliğin yıkılması durumunda laik devlet temelsiz kalır. Bu nedenle, cumhuriyetin geleceğiyle ilgili olduğu için türban sorunu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinden çok daha önemlidir." Anladınız değil mi? Siyasette "laik okul" ve "laik hukuk" gibi kategoriler varmış, türban sorunu da Türkiye'nin AB'ye girmesinden daha önemliymiş. Yazısının başlığı da şu: "Bir kez daha anlatayım." Sanki daha önce çok anlatmış, anlatabilmiş de, biz anlama özürlü salaklar için bir kez daha anlatıyor. Bunların arasında "özgürlükçü laiklik" türünden yeni kavramlar icat ederek durduk yerde Özdemir İnce'nin canını sıkan İsmail Cem gibi laikler de var. Anlat bakalım. "Devlet, laik ve hakem nitelikleriyle donanmadan demokrasiye giden yolun önü açılmaz. Bu bağlam içinde değerlendirmeden 'laiklik'i kesinlikle anlayamayız. Anlayamayınca da özgürlükçü laiklikler icat etmeye kalkışırız." Anlamadınız değil mi? Anlamamakta haklısınız. Bir paragrafta birbirini kesen, birbiriyle çatışan, birbirini tekzip eden üç farklı önerme... Elbette devlet "hakem nitelikleriyle donanmadan" sorunlar çözülmez ve demokrasiye giden yolun önü açılmaz. Ama Özdemir'in hakem devleti, hem taraflı (ideolojik), hem de "hakem" niteliklerinden uzak bir devlet. İdeolojik, çünkü meşruiyetini "hukuk"tan değil, 8 devrim yasasından (Özdemir bunları tek tek sıralamış) alıyor. Hakem niteliklerinden uzak, çünkü "özgürlükçü laikliğe" bile tahammülü yok. Bu nasıl model Özdemir? Koskoca adamsın, çizdiğin özgürlükçü (!) çerçevenin "totaliter" ve "faşizan" olduğunu fehmedemiyor musun? Hadi herşeyi birbirine karıştırıyorsun, anladık Hiç olmazsa sözlüğe bak yahu... Bak bakalım "hakem" sözcüğü nereden, hangi kökten geliyormuş!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |