|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Star okurları bu günlerde çok şaşkın olmalı… Üç beş gün öncesine kadar her sayfasından "muhalefet" fışkıran gazeteleri bugünlerde kuzu gibi… Başbakan için haberlerde kullanılan "Recep Erdoğan" da aniden "Başbakan Erdoğan" oluverdi… Star okurları, kendi gazetelerinin vermediği bazı haberlerden haberdar olsalar meseleyi anlayacaklar ama…
Durum biraz Akşam okurlarının, gazetenin bağlı olduğu grubun bankalarına el konulmasından sonra içine düştükleri şaşkınlığı hatırlatıyor… Kronik Medya'da birkaç kez söz etmiştik: "Bankalar" meselesinden önce herhangi bir merkez medya gazetesi gibi liberal, serbest piyasacı, IMF'ci bir çizgi izleyen Akşam, bir gün aniden "anti-emperyalist, anti-Amerikan, anti IMF" bir gazete haline gelmiş, "ulusalcı" dizilerin biri bitip öbürü sökün etmeye başlamıştı… Birkaç ay süren bu ilginç dönemin ardından, grubun 6.2 milyar dolarlık borçları yeniden yapılandırıldı da gazete gene eski "liberal" çizgisine avdet edebildi… BİR GECEDE: HAKİKATEN…
Star örneği, "değişim"in neredeyse "bir gecede" (hakikaten) gerçekleşmesi yönünden Akşam örneğine çok benziyor. Fark, ikisinin "değişim"lerinin farklı farklı alanlarda gerçekleşmesinde… Star'ın "Kalleş" manşetiyle simgeleşen özgün muhalefet çizgisini burada uzun uzun anlatmaya gerek yok herhalde… Bu sayfalarda, bu çizginin, işleri, "Pazartesi sabahı herkes mevduatını çekmek için bankalara hücum edecek ve kriz başlayacak" noktasına kadar götürdüğünü size aktarmıştık…. O nedenle bugün burada "yeni Star"dan söz edeceğiz… Gazetenin son iki gününe bakmak bize yeter… 10 Kasım Pazartesi… Gazetenin birinci sayfasının manşeti ve manşetten sonraki ikinci önemli haberi "bizim grup"un "papaz" olduğu iki patrona ayrılmış: Aydın Doğan ve Sakıp Sabancı… Bunlar dışında sayfada altı haber daha var ve bunlardan sadece biri "AKP haberi…" Siz Star'da yayımlanan bir "AKP haberi"nin nasıl olduğunu iyi bilirsiniz… Bu da gûya onlardan biri, ama sayfada kendine ancak "artık hiçbir şey koymasak da olmaz" faslından yer bulduğu o kadar belli ki…"AKP'LİLER BUNLARI İSTEDİ" başlıklı haberi, eski alışkanlıkla "Bakalım AKP'liler laik cumhuriyeti yıkmak için gene neler istemiş" beklentisiyle okumaya başlayan Star okurları hayal kırıklığına uğramış olmalı. Çünkü "AKP'liler'in istediği şeyler", Star okurlarının dişinin kovuğunu bile doldurmayacak türden şeylerdi. Aynen aktarıyoruz: "Seçim öncesinde büyük belediyelerden küçüklere yardım yapılmalı… Kamudan alacaklarımız borçlarımıza mahsup edilmeli… Başkanların araçlarını kullanmaları suç olmamalı…" İnanmayacaksınız ama, koca gazetede başka da "AKP haberi" yoktu…
'İMAR MUDİLERİ' HABERİ BİLE Ertesi günkü sayı (11 Kasım), bundan da şaşkınlık vericiydi… Koca gazetede ilaç için tek bir "AKP haberi" bile yer almıyordu… Ekonomi sayfasındaki "İmar mudileri" haberi dahi "AKP haberi" formatında hazırlanmamıştı, hatta tam tersine gayet sempatik bir hali vardı: "İMAR YASASI MECLİS'E GELİYOR… Dünkü Bakanlar Kurulu toplantısında İmar Bankası mudilerine yapılacak ödemelerle ilgili yasa tasarısı bakanlar tarafından imzalandı. Çiçek, sadece mevduat hesabı bulunanlara değil, bono hesabı olanlara yapılacak ödemeyi de içeren yasa tasarısının Meclis'e sevk edilmesine karar verildiğini açıkladı." Yazık, gazeteleri, öbür gazetelerin verdiği bazı haberleri verse Star okurları da anlayacak meseleyi ama vermiyor işte… Hangi haberler mi? Hangi haberler olacak canım, tabii ki Cem Uzan'ın son günlerde çeşitli bakanlarla yaptığı görüşmelerin haberlerinden söz ediyoruz… Bu haberlerin sonuncusu, Star'da tek bir "AKP haberi"nin bulunmadığı 11 Kasım'da geldi… Biz haberi Sabah'tan aktaralım, eminiz okuyunca siz de bizim gibi "haa, anlaşıldı şimdi" diyeceksiniz: "CEM UZAN UNAKITAN'LA GÖRÜŞTÜ… Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan, Star Medya Grup Başkanı Can Ataklı'yla birlikte Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'la görüştü. İlk kez yapılan görüşme sonrasında Uzan, 'Bir orta yol bulmaya çalışıyoruz' dedi." (A.G.)
Çok pratik bir röportaj metodu: Teyp bozulursa 'kendi anlayışına göre toparla'!
Önümüzdeki kısa bir gazete haberindan Yunan Hükümeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün, önce Radikal, sonra Hürriyet'te yer alan Genelkurmay Başkanı'nın açıklamasına doğrudan cevap vermeyeceklerini, "Yunan Hükümeti'nin muhatabının Türk Hükümeti olduğunu" belirttiğini öğreniyoruz. Haksız sayılmazlar doğrusu... Yunanistan ne de olsa AB üyesi bir ülke... Gerçekten de, eğer bir demokrasiysek ve Avrupa'ya "Güney Kıbrıs'ı AB'ye alınca Kuzey'i alacağınızı sanmayın. Çünkü zorla almaya kalkarsanız, hiçbir Avrupalı gelip sizin için savaşmaz" denilmesi icabediyorsa, bu açıklamayı hükümet başkanının yapması gerekmez mi? Tabii ki onun yapması gerekir, hem de nasıl.... Konuyu Hürriyet'ten (11 Kasım) Hadi Uluengin de gözden geçirmiş. Uluengin, "Şüphesiz, ilke ve etik açısından bakıldığında, 'cihet-i askeriye'nin Türkiye'deki gibi hemen her konuda 'görüş beyan etmesi' ve de üstelik bu 'görüş'leri kâh MGK, kâh 'andıç' aracılığıyla fiilen uygulattırması, demokrasi teammüllerine aykırıdır" dedikten sonra, yine de, "Türk basınında Mehmet Ali Kışlalı'nın şahsında hayat bulan bir 'kışla aracısı" vasıtasıyla 'mesaj' iletmesini 'doğal' karşılamak gerekir" şeklinde devam ediyor. Uluengin'in "açıklama"nın katılmadığı asıl yanını, Genelkurmay Başkanı'nın Türkiye'nin Kıbrıs'taki varlığını "uluslararası anlaşmaya istinaden" cümlesiyle açıklaması oluşturuyor. Hürriyet yazarına göre, burada kastedilen 1964 Londra ve AGSP anlaşmalarıdır ve açıklamada yer alan "istinaden" göndermesi "yalnız ve yalnız Ankara'nın dile getirdiği süper öznel, süper göreceli ve süper elaştiki bir yorumdur." Gazetelerde Genelkurmay Başkanı'nın Radikal'den Mehmet Ali Kışlalı'ya verdiği "özel" mülakat hakkında başka yorumlar da var. Ancak biz burada, Genelkurmay Başkanı'nın açıklamasını bir yana bırakıp, çok daha ilginç olduğu için, röportajın doğrudan sahibi ile, Kışlalı ile ilgili faslına göz atmak istiyoruz: Herşeyden önce, hiç kimsenin itiraz edebileceğine ihtimal vermediğimiz şu tespiti yapalım: Röportaj sahibi mutlaka, röportajın yayınlandığı günden itibaren hayatının en mutlu dönemlerinden birisini yaşıyordur! Nasıl yaşamasın; Genelkurmay Başkanı Özkök ile "ilk" röportajı gerçekleştirebilmek kolay mı?! Nitekim, Kışlalı'nın röportaj sonrası ilk köşe yazısı (Radikal, 11 Kasım) gözden geçirilince, bu büyük ayrıcalığın verdiği büyük "mutluluk" apaçık gözlenebiliyor... Yazar bu röportajın hikayesine geçmeden önce, her zaman yaptığı gibi, meseleyi yine "Nuh"tan itibaren ele almış... Yani (konuya uzak olanlar için söyleyecek olursak), bir zamanlar hangi dergiyi yönetiyordu ve bugüne kadar kaç genelkurmay başkanını tanıma ve kendileriyle görüşme fırsatı buldu.... Yazının (bugün yine insaflı!) üçte biri bu meseleye ayrılmış. Sonra sıra geliyor "Hilmi Paşa" ile yaptığı son röportaja: Kışlalı'nın bu röportaja (daha doğrusu röportajın uyandırdığı etkilere) dair ilk gözlemi şöyle: "Bu defa büyük bir farklılık gördüm. Pazar günkü Radikal yayınından sonra konuşmadan alıntı yapan TV ve radyo kanalları gibi, dünkü Hürriyet, Cumhuriyet, Sabah, Akşam ve Turkish Daily News gazeteleri, medya etiğinin önemli bir unsuru olan 'alıntılarda' kaynak göstermeye önem verdiler." Ortada "büyük bir farklılık var", çünkü yazarın 12 Mart 1971 müdahalesi sonrası yayınladığı üç komutan ile yaptığı konuşmalar dışındakilerde, "istisnai yaklaşımlar dışında", medya kaynak gösterme hususunda hep "cimri" davranmış. Kışlalı, söz konusu röportajla ilgili olarak "Birçok TV ve radyo kanalından bu konuda konuşma önerisi" aldığını da belirtiyor. Ama hiçbirini kabul etmemiş, çünkü köşesinin okurlarının bildiği gibi, "birikim, bilgi ve görüşleri"ni köşesi dışında ifade etmeyi sevmiyor... Kışlalı, bu çerçevede, sırası gelmişken, kendisine görüşme teklifinde bulunan TV ve radyo kanallarına meseleyi yanlış anlamamaları için şu açıklamayı da yapıyor: "Radyo ve TV kanallarının yöneticilerinin yaklaşımıma anlayış göstermelerini dilerim." Kışlalı gerçekten farklı bir köşeyazarı.... Bütün bu cümleleri peş peşe sıralarken belli ki çok farklı bir ruh hali içinde... Nasıl ifade etsek; epeyce "yalnız", epeyce "yükseklerde", epeyce "kibirli", epeyce "yeteri kadar anlaşılamayan" bir yazar var karşımızda... 50 yılda oluşmuş "birikim, bilgi ve görüşleri" ışığında TSK'yı en iyi tanıyan bir yazar olarak, yazıp çizdikleri bir türlü doğru dürüst anlaşılamadığı için ülke ve dünya tarihine biraz şaşkınlık epeyce de "küçümseyerek" bakan bir köşeyazarıyla karşı karşıyayız... Acele etmeyin bitmedi... Asıl meseleye ancak gelebildik. Kışlalı'nın Genelkurmay Başkanı Özkök ile yaptığı ve tamamı Radikal'de yayımlanan röportajda (nedense kimsenin ilgilenmediği) bizim açımızdan çok önemli olan küçük bir bölüm var sırada: Kışlalı, Radikal'de yayımlanan röportajı için kaleme aldığı "sunuş" mahiyetindeki yazının bir yerinde aynen şöyle yazıyor: "Onun (Genelkurmay Başkanı) için teybe aldığım sohbetle ilgili kaygı ifade eden sınırlamalarda bulunmadı. Ben de, zaman zaman teyp azizliğinden çözmekte zorluk çektiğim cümleleri kendi anlayışıma göre toparladım. Bilmiyorum bu sırada Genelkurmay Başkanı'nın gerçek ifadelerine halel getirdim mi? Böyle olsa da, teknoloji ilkelliğinden ileri gelen hataları hoş göreceğini düşünüyorum."(!) Yeni, hatta yapyani röportaj tekniğini nasıl buldunuz? Ortaya "teyp azizliği" çıkınca, gazeteci başlıyor azizliğe uğrayan cümleleri "kendi anlayışına göre toparlamaya"! Eğer "teknoloji ilkelliğinden ileri gelen hatalar" ('teknoloji ilkelliği" de ne demek, elinizdeki teyp bozuk, hepsi bu!) varsa, bunlar da hoşgörüle! Bize sorarsınız, Kışlalı'nın genelkurmay başkanları röportajları serisinin sonuncusunun en dikkate değer yönü kesinlikle budur, deriz.... Ne dersiniz, söz konusu röportajda Kışlalı acaba hangi bölümleri "toparladı"?! (K.B.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |