|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ak Parti'nin ülkedeki müesses nizamı bozmaya dönük herhangi bir girişiminden haberdar olan var mı? Ak Parti iktidara geldiği günden bugüne kendisine oy verenlerin önemli bir bölümünü rahatsız edecek kadar 'uyumlu' bir politik çizgi izliyor. Ak Parti liderleri ve sözcüleri ortamı gerecek söz ve davranışlardan kaçındıkları gibi, yasama faaliyetlerinde de 'uzlaşmacı' yaklaşımları tercih ediyorlar. Anlayışsız muhalefet yüzünden reform hamleleri çoğunlukla cevapsız kalsa bile... O halde, ortalığı saran şu son gürültülerin sebebi ne? O sebebi de aslında hepimiz biliyoruz: Türkiye'nin AB üyeliği yolunda hızlı bir yol alması, demokratikleşmeyi varlıklarına en büyük tehdit olarak gören çevreleri ürkütüyor; onlar da işbirlikçi ve yandaşlarını harekete geçirerek ortamı gerginleştiriyorlar. O çevreler, epey bir süre, Ak Parti liderlerinin AB konusunda 'takiye' yapmış olmasını umutla beklediler; hükümetin Türkiye'yi AB üyesi yapmak için sarf ettiği samimi gayretler, muhtemelen daha başka ortamlar için rafta tutulan 'psikolojik savaş' planlarını devreye sokmalarını gerektirdi. Gergin olmayan bir ortamda gerginlik politikası izlenmesi garabeti işte bu sebeple yaşanıyor. Türkiye'nin AB üyesi olmasını savunmak kadar, bunun yanlış olduğunu savunmak da meşru elbette. Avrupa ülkeleri arasından halkı AB üyeliğini tercih etmeyenler de çıktı. Halen AB üyesi olup da "AB bizi geriye çekiyor, keşke üye olmasaydık" diyen müreffeh ülkeler de bulunuyor. Bizde de AB üyeliğine karşı çıkılabilir. Üzerinde uzunca düşünülmüş gerekçelerle AB'ye karşı çıkanları saygıyla karşılamaya hazırız; tartışılabilir ciddiyetteyse görüşlerini dinlemeye de hiçbir itirazımız olamaz... Türkiye'deki sorun, bazılarının, dışarıdan AB yanlısı göründükleri halde gizliden gizliye süreci baltalama çabalarından kaynaklanıyor. Mikrofonu uzattığınızda, "Elbette AB'ye taraftarız" diyorlar, "Atatürk bize Avrupa'yı hedef göstermişti" gerekçesini de sunuyorlar. Hayatlarına baktığınızda AB'den korkmalarını gerektirecek bir tarza sahip olmadıkları da görülüyor. AB'nin, ilerleme raporunu, onları rahatlatacak biçimde kaleme alması bile yetmiyor. Yandaş ve işbirlikçileri eliyle, AB sürecini durdurmak amacıyla ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Ancak 'takiye' sözcüğüyle anlatılabilecek bir durum onlarınki... Türkiye'nin parçalanmasından Kıbrıs'ta millî haklarımızın elden gitmesine kadar kullandıkları bütün gerekçeler yüzeysel ve gerçeklerle uyuşmuyor. AB üyesi ülkelerden hangisi AB'ye girdikten sonra parçalanma tehdidi altına düştü? Türkiye'nin de üye olduğu AB'de Kıbrıslı Türklerin haklarının zâyi olması mümkün mü? Kıbrıs'ta âdil bir çözüm için de, Ege'de arzu edilmeyen gelişmelerin önünü kesmek için de, Türkiye'nin AB üyesi olması gerekiyor. AB konusunda 'takiye' yapanlar, arzu ettikleri sonucu elde ederlerse, kullandıkları gerekçelerin tam tersi bir oldu-bittiyi Türkiye'nin önüne dayayacaklar: Demokrasisi özürlü, insan haklarına aldırmayan kalabalık ve fakir bir ülkede birlik ve bütünlüğü korumak çok zordur; Kıbrıs ve Ege'deki Türk hakları ise,Yunanistan ve Kıbrıs'ın üye olduğu AB'ye Türkiye de üye olunca değil, olamazsa tehdit altına düşecektir. Günlerden beri ortalığa saldıkları 'gerilim' politikalarıyla AB konusunda 'derin takiye' yaptıklarını gözlerden saklamaya çabalayanlar, ikiyüzlü tavırlarının fena halde farkında olduğumuzu bilsinler.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |