AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
'Mayo' karşılaştırması artık kabak tadı vermeye başladı

İsterseniz önce, Prof. Mustafa Erdoğan'dan naklen meselenin çerçevesini çizelim: "...'kamusal alan' hukukla değil, siyaset teorisiyle ilgili bir kavramdır. Onun içindir ki, hukuk dilinde yaygın olarak kullanılan 'kamusal' sıfatlı diğer kavramların bile ('kamu hizmeti', 'kamu yararı' gibi) anlam ve kapsamı üstünde hukukçular arasında bir mutakabat yoktur. Bir demokraside bu normaldir, çünkü ancak bu sayede farklı siyasi programların yarışabilmesi için bir zemin ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede, siyaset tercihleri önemli ölçüde 'kamusal'a ne anlam verildiğine bağlı olarak değişkenlik gösterir."

Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nin bu yoldaki görüşünün zırt bırt ortaya atımasıyla ilgili olarak da şunları söylüyor: "Gerçekte, Mahkeme'nin bu sorunu 'kamusal alan' çerçevesinde çözmek veya bir yere oturtmak gibi bir saiki olmamıştır. Esasen böyle bir karar vermek bizim Anayasa Mahkememizin 'bilimsel haddi' de değildir. Bildik, yerleşik hukuki kavram ve terimleri bile yorumlayışında çok ciddi sorunları olan bir mahkemenin, 'kamusal alan' gibi siyaset felsefesinde uzun uzadıya tartışılmakta olan çetrefil bir politik kavramı nihai çözüme bağlama konusunda herhangi bir otoritesi elbette olamaz."

Oh be, ha şöyle! Adına "Türk siyaset, hukuk ve medya dünyası" denilen "harikalar diyarı"nda, nihayet ayağımızın altından sürekli kaymayan, sağlam bir zemin bulabildik!

Bu önemli, çünkü memlekette esen kuvvetli rüzgârlar karşısında bu türden engeller de olmasa, milletin bu dünyada bütün kavramların haddinden fazla kaygan bir zemin üzerinde olduğu, her kavramın ülkeden ülkeye değiştiği, hiçbirinin kalıcılığının olmadığı yolunda kanaat getirmesine ve "Kamusal alanınız da sizin olsun!" diyerek kendisini sürekli "ev hapsinde" tutmaya karar vermesine fazla bir şey kalmadı!

Ve gelin bu ülkede karamsar olmayın kolaysa... Bir anayasa hukuku profesörünün (Bakır Çağlar) Yargıtay'da yaşanan "gerçeküstü" olayı "Kamusal alan, özel alan ayrımı var. Yargı yerleri kamusal alandır. İdeolojik anlam taşıyabilecek hiçbir sembol kullanılamaz" şeklinde yorumlamasıyla karşılaşıp da karamsar olmayın kolaysa...

Ya söz konusu davanın görüldüğü Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı'nın açıklamaları? Sizi bilmem ama ben hâlâ emin değilim; ben hâlâ, Başkan'ın bu açıklamayı bir "ramazan şakası" çerçevesinde yaptığını sanıyorum. Bakın ne diyor: "Nasıl mayoyla gelen birisi duruşmaya alınmazsa, türbanla gelen de alınmaz."(!)

Ben bu açıklamayı gazetede okuyunca inanın gözlerime inanamadım. Yargıtay'da ceza dairesi başkanlığına kadar yükselmiş bir yargıcın bu karşılaştırmayı yapması, yapabilmesi bana hiç mi hiç "gerçek"miş gibi gelmedi... Demek duruşmaya nasıl "mayo" ile gelinemiyorsa, aynı şekilde "türban" ile de gelinemez! Demek önemli bir yer işgal eden bir yargıcın gözünde, "görgü kuralları" gereği duruşmalara "mayo" ile gelinmemesi ile "türban" yasağı aynı gerekçelere dayanıyor! Hatırlıyorsunuzdur; bu "mayo" ve "türban" karşılaştırması bir zamanlar, ikincisine getirilen yasakların haklı çıkarılması yolunda da çok sık kullanılırdı: "Üniversiteye nasıl mayo ile devam edilemiyor, aynı şekilde türban ile de devam edilemez!"; "Üniversiteye nasıl pijama ile devam edilemiyor, aynı şekilde türban ile de devam edilemez!"

Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanı'nın olaya ilişkin şu yorumu da inanılır gibi değil: "Takılan töresel bir giysi değil türbandır. Töresel giysi niteliğinde olmadığı için bu kişi Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde duruşmaya alınmamıştır. Başörtüsü olsaydı farklı bir uygulama yapılırdı, duruşmaya alınabilirdi."(!)

Peki iyi de buna kim karar vedecek? Duruşmadan çıkarılan "türbanlı" sanık, "Hayır yanılıyorsunuz, başımdaki Yargıtay Başkanı'nın ayak üstü buyurduğu gibi 'dinsel ve siyasal bir simge' değil, töremiz gereği kullandığımız tamamen 'töresel bir giysi'dir" dese, buna kim karar verecek?! Mahkeme başkanı mı, 'bilimsel bir heyet' mi, modacılar mı?

Güldürmeyin insanı lütfen.... Bu dünyada insanları "hukuk"un güldürmesinden daha çok isyan ettiren başka ne olabilir?

Belki de en iyisi, Yargıtay'da yaşanan bu olaydan sonra, başta taşınan "giysi"nin ne ifade ettiğinin tespiti için şöyle bir yöntemin uygulamaya konmasıdır: Duruşmaya gelen başı kapalı kadınlar, başlarındaki şeyin hangi kategoriye girdiğinin bilimsel bir biçimde tespiti için "yalan makinesi"ne bağlanırlar; mahkeme başkanları makineden çıkan sonuca göre davalının, davacının, tanığın ve dinleyicinin duruşmaya katılıp katılamayacaklarına karar verirler! Sonuç "dinsel ve siyasal simge" yolundaysa dışarı, yok eğer sonuç "töresel giysi"ye işaret ediyorsa içeri!

Ne acı, bir ülkede hemen herşeyden sonra "hukuk"un da mizaha çok yatkın bir alan haline gelmesi ne acı....


12 Kasım 2003
Çarşamba
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED