AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Tahrik'ten tahkir'e AB ve ABD'nin Türkiye harakirisi

Şerif Mardin, Türkiye'de enflasyon oranlarına rahmet okutacak boyutlarda seyrettiğinden sözettiği tip'in entelektüel değil, literati (okumuş-yazmışlar) tipi olduğunu söylemişti.

Ahmet İnsel, soğukkanlı, akılcı ve analitik yorumlarıyla bu ülkede türü olmadığını söylediğimiz bir Türk entellektüelidir. (Bu satırları, entelektüel'i, düşünme çabasını sadece aklı merkeze alarak gerçekleştirdiği için "sığ" ve "naif" bir tip olarak gören bir kişi olarak yazdığımı özellikle hatırlatırım.)

İnsel, Türkiye'de az miktardaki Türk entellektüeli ile bol miktardaki Türk literati'sini aynı yerde buluşturan gerçekten sorunlu argümanlar ileri sürüyor Radikal İKİ'deki son AB yazısında: "Avrupalıların tarih ve kültür boyutları dışında bir Avrupa projesi ve onun etrafında bir asabiyye oluşturamadıkları..."ndan yakınıyor. Ve Avrupalılar, Avrupa projesini bir tarih ve kültür sorunu olarak algılamamış olsalar, Türkiye ile ilişkilerini daha sağlıklı şekillerde kurabilecekler diyor.

Bence İnsel, tüm diğer Türk eliti, entellektüeli ve literatisi gibi yanılıyor. Çünkü Avrupa'yla sağlıklı ilişki ve iletişimler kuramayışımız, Avrupalılardan çok bizden kaynaklanıyor.

Çünkü kendimize dair de, Avrupa'ya dair de kafası bir hayli karışık olan, dünyada pek benzeri olmayan tuhaf tür biziz, onlar değil. Çünkü "Türkiye kim ve neresi? Avrupa ne ve nereye düşer?" sorusunun cevabını biz Avrupalılar kadar olsun bilmiyoruz. Böyle bir soruyu sorabilmiş bile değiliz ki hâlâ!

Avrupa projesi, İnsel'in şikayetine rağmen, tarihî bir projedir ve kendileri açısından esaslı kültürel temelleri, gerekçeleri olan uzun bir yolculuğun geldiği nihâi noktanın adı ve son adımıdır. Konjonktürel ve güncel açmazları ne olursa olsun, Avrupa projesi, Avrupalıların kafalarında, zihinlerinde, rüyalarında büyüttükleri, besledikleri, olgunlaştırmaya ve hayata geçirmeye çalıştıkları tarihî bir "uygarlık" projesidir.

Bu gerçeği göremediğimiz sürece AB-Türkiye ilişkilerinde her dâim yaşanacak ve sürgit karmaşıklaşacak olan ilişkilerin, hem gerçek mahiyetlerini ve boyutlarını, hem de nereye doğru evrilebileceğini kestirebilmemiz son derece zordur; görebilmemiz ise handiyse imkânsızdır.

Hâl böyleyken, İnsel, AB halklarının AB projesini bir tarih ve kültür projesi olarak algılamalarını anlayabildiğini ama AB'li politikacıların böyle algılamalarını anlayamadığını belirtiyor!

Oysa AB projesi, tüm güncel (arızî) sorunlarına rağmen esas itibariyle (aslî) bir tarih, kültür ve uygarlık projesi olarak kabul ediliyor Avrupa'da. Ama bizim elitlerimiz de, entellektüelimiz ve literatimiz de AB projesini böyle görmüyor, göremiyor, görmek istemiyor! Sanki AB'nin de bizim gibi ruhsuz olmak istediğini düşünüyor! Bizimkilerin gerekçeleri, Avrupalıları bile kıs kıs güldürtecek kadar naifçe: "Hayır!" diyor bizimkiler, "AB projesi bir tarih, kültür ve uygarlık projesi olmasın! Eğer öyle olursa, bu, Avrupalıların demokrasi, laik değerler vesaire gibi normlarına ve formlarına aykırı olmuş olur. Dolayısıyla bizim AB projesine dahil edilmemiz hayal olur!"

Bizimkilerin artık AB projesini bile Avrupalılara öğretmeye kalkışarak komikleşmemeleri gerekiyor; AB-Türkiye ilişkilerini sağlıklı zeminlere çekebilmenin yolu, "Türkiye kim ve neresi? Avrupa ne ve nereye düşer?" sorusunu mutlaka sorup üzerinde kafa patlatmaktan geçiyor...

Burada kafa patlatılması gereken başka meseleler de var: Meselâ biz sürekli olarak AB'ye de, ABD'ye de "bendensin, bendensin!" mavalları çekiyoruz ama böyle yapmakla ne kadar gülünç durumlara düştüğümüzü göremiyoruz bile.

Ancak bütün bunları görebilmemiz için, önce, oynanan harakiri oyununu görebilmemiz şart. Aksi takdirde, iş işten geçtikten, tuşa geldikten sonra "ya aslında bunların gerçek niyetleri ve dertleri filandı-feşmekandı" arabesklerine veya eurobesklerine asılmamızın hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmayacaktır.

Meselenin püf noktası şurası: Bugün Türkiye, AB ile ABD tarafından tam bir kıskaca alınmış durumda. Zaten AB de, ABD de Türkiye ile başından bu yana sürekli olarak "tavşan kaç, tazı tut" oyunu oynuyorlar: Bir yandan laik Türkiye'yi desteklediklerini söylüyorlar; hakîkaten de destekliyor ve bizimkileri bu konuda baştan çıkaracak kadar tahrik ediyorlar; öte yandan da, tahrik ettikleri laik Türkiye'de demokrasi, insan hakları, darbeler, en temel özgürlükler konusunda yapılan her "berbat iş"ten ötürü bizi sürekli tahkir ediyorlar. Yani "adamlar" bizimle başından bu yana hep harakiri oyunu oynuyorlar. Ama biz daha henüz "Türkiye, ne, kim, ne işe yarar, nereden gelir, nereye gitmeye yeltenir, yeltenmelidir veya yeltenmemelidir?" gibi esaslı soruları soramayacak kadar tarihsel derinlikten de, kültür ve medeniyet bilincinden de, yön ve özgüven hâlinden de yoksun olduğumuz için, AB'lilerin ve ABD'lilerin tahriklerini, tahkirlerini, bizimle harakiri oyunu oynayarak bizi nasıl "kafaya aldıklarını", nasıl "tavşan kaç tazı tut" oyunu oynadıklarını görebilmiş, hatta farkedebilmiş bile değiliz.

Meselâ Clinton ve Wolfowitz'in –özetle– "Türklerin başka bir medeniyet arayışı içine girmelerini önlemek için AB projesini desteklemeliyiz" derken ne tür bir harakiri oyunu oynadıklarını çok iyi kavramak zorundayız.

Meselâ Almanya Şansölyesi Schröder'in "Türkiye'de, radikal İslâm'ın güçlenmesini engelleyebilmek için laik güçleri desteklemeliyiz" derken bizimle nasıl bir harakiri oyunu oynandığını çok iyi görmek zorundayız.

Mesela Klaus Kinkel'in "Türkiye'nin önünde Atatürkçülük'ten başka seçenek bırakmamalıyız" derken ne kadar büyük bir Atatürkçü olduğunu (!) ifşa eden ne denli ayartıcı, baştan çıkarıcı harakiri oyuncuları ile karşı karşıya olduğumuzu çok iyi farketmek zorundayız.

AB ülkelerinin Türkiye'nin son 15 yılının yüzkarası ve en büyük yarası başörtüsü zulmünü hiçe sayan, dahası teker teker kendi ülkelerinde başörtüsünü yasaklamaya başlayan adımlarının Türkiye'deki laik sistemimizi ne kadar güçlendirdiğini (üstelik de Avrupalıların bile bizi örnek alacak kadar!) görmemizi mümkün kılabilecek harakiri oyununu neden ve nasıl olup da şimdiye kadar yutma yüksek kabiliyetleri geliştirebilmiş olabildiğimizin sırrını-esrarını çözebilmiş değiliz.

Bu harakiri oyununu alt edebilmenin öncelikli yolu, içerde de bu ülkenin insanını düşman olarak görecek kadar bu milletle harakiri oyunu oynandığını görmek göstermekten geçiyor. Önce içerdeki harakiricileri uyudukları kış uykularından uyandırmak gerekiyor ki, dışardaki harakiricilerin içerde tezgahçı ve tezgahtar bulabilmeleri artık o kadar kolay olmasın...


12 Kasım 2003
Çarşamba
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED