|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir küçük haberdi. İki gazetede karşılaştım sadece. Birinde "Anti laik propaganda haysiyet kırıcı suç", diğerinde "Laiklik karşıtlığı affedilmez" başlıkları atılmıştı. Haberde, adı sanı verilmeyen bir öğretim üyesinin (hem de bir profesör) yazdığı bir "Arapça dilbilgisi" kitabı dolayısıyla başına gelenler hikaye ediliyordu. Öğretim üyesi kitabında "devlet ve yöneticiler aleyhine ideolojik ifadeler içeren laiklik karşıtı görüşlere yer verdiği" gerekçesiyle (ne zaman olduğu belirtilmiyor) disiplin cezasına çarptırılarak kamu görevinden çırakılmış. Ancak profesör, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Disiplin Cezalarının Affı Yasası'ndan yararlanmak için Danıştay'a başvurmuş. Danıştay 12. Dairesi de, profesörün aftan yararlanabileceğine karar vermiş. Fakat bekleyin, daha bitmedi: Profesörün ilişkisi kesilen üniversite bu kez temyiz başvurusunda bulunmuş. Dosya bu kez Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'nun önüne gelmiş. Buradan çıkan karar olumsuz. Genel Kurul, "suçun 'şeref ve haysiyet kırıcı davranışlar' kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine karar vererek suçun affedilemeyeceğini hükmetti." Görüyorsunuz, gerçekten ilginç bir kararla karşı karşıyayız... Dosya hakkında başka bir bilgiye sahip olmadığımızdan tam olarak anlayamıyoruz; "laiklik karşıtı görüşler" niçin "şeref ve haysiyet kırıcı suçlar" kapsamına giriyor? Eğer profesörün kamu görevinden ihracına neden olan fiil haberde belirtildiği gibi sadece bundan ibaretse, Genel Kurul kararını yerinde bir karar olarak değerlendirebilmek imkansız. Çünkü, "laiklik taraftarlığı" gibi "laiklik karşıtlığı"nın da, sadece düşüncede (veya "Kitapta"!) kalmak üzere, bırakın "şeref ve haysiyet kırıcı suçlar"dan olmayı, hiçbir şekilde "suç" olmaması gerekmez mi? Anlaşılan o ki (yine haberden), davacı profesör hakkında, devlet ve yöneticilerine "hakaret" ettiği için başka bir dava açılmamış. Tek "suçu", kitabında "laiklik karşıtı görüşlere yer vermek"ten ibaret. Bu arada unutmayın, söz konusu kitap da, "siyaset bilimi" çerçevesinde filan bir kitap değil, bir "Arapça dilbilgisi" kitabı. Tamam diyelim ki, profesörün "laiklik karşıtı görüşleri" (bu görüşler nelerse) içinde üniversite dünyası ile ilgisiz binbir çeşit "amaç"ın yer aldığı YÖK Kanunu çerçevesinde (çünkü bu çerçevede bir öğretim üyesinin "laiklik" taraftarı olması da gerekiyor) değerlendirilmiş ve bu yüzden üniversite ile ilişkisi kesilmiş olabilir. Fakat süreç böyle işlemiş olsa bile, biraz önce sorduğumuz sorunun cevabı halen verilmiş sayılmaz: "Laiklik karşıtı görüşler" niçin "şeref ve haysiyet krıcı suçlar"dan birisi oluyor? Profesör kimseyi dolandırmamış, kimseye hakaret etmemiş, kamu düzeni açısından uygunsuz davranışlarda bulunmamış; o halde bu "şeref ve haysiyet" kırılması nereden kaynaklanıyor, nereye dayandırılıyor? Açıkçası bu dava dosyası hakkında daha fazla bilgilenmek istiyorum. Dosyadan "laiklik karşıtı görüşler"in hangi görüşler olduğunu ve bu "şeref ve haysiyet" meselesinin davaya nasıl girdiğini daha yakından görmek istiyorum. Yoksa (dosya hakkında bilgimiz çok sınırlı olduğundan, bir ihtimal olarak söz ediyorum), ülkedeki "laiklik" meselesine giderek "ahlaki" bir boyut da mı ekleniyor? Yoksa hukuk, bu meseleyle ilgili olarak şimdi de "moralize" edilme gibi yeni bir süreç mi geçiriyor? Yani özet olarak, yoksa yakında "laiklik karşıtı görüşler" olarak nitelenecek eleştiriler de "şeref ve haysiyet kırıcı suçlar" kapsamında mı muamele görmeye başlayacak? Dosyanın içeriğine ilişkin elimizde fazla bir bilgi olmadığından karar vermek için erken. Ama şimdilik şu kadarını söyleye hakkımız var sanırım: İki gazete haberiyle önümüze gelen bu davanın alışılmadık, tuhaf bir yanı var sanki.... Eğer olay gerçekten haber başlıklarında söylendiği gibi ise, "sanki"ye gerek olmadığı da muhakkak.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |