|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Mutluluk nihayette Allah vergisidir. Fakat aynı zamanda içe ve dışa dönük çabalarımızın bir sonucudur. İnsan kendi çabasıyla ya mutlu olur, ya da mutsuz. Bahtıyar Bey, dostlarını bahtı yâr görmeye can atan bir işadamıdır. Çekirdekten yetişme bir girişimci. Daha bıyıkları terlemezken, Sultanhamam'dan tıka basa doldurduğu iki büyük valizle Karadeniz seferine çıkıyor. 12 Eylül öncesindeyiz, pek tabii, etraf kan kokuyor. Trabzon'da otobüsten inerken, her nasılsa valizler karışıyor ve onyedisindeki genç adam başka bir valizle oteline gidiyor. Valizi açtığında gözlerine inanamıyor: tıka basa silah dolu. (ìTevekkeli, pek de ağır gelmişti, ama müşterilere bir an önce ulaşma heyecanından, pek üzerinde durmamıştımî diyor.) Valizi kaptığı gibi otogara gidiyor ve ortalıkta dört dönen malûm tipleri görüyor. Valizleri sessizce değiş tokuş ediyorlar ve herkes kendi yoluna gidiyor. Bahtıyar Bey bugün ülkesine milyonlarca dolar döviz kazandıran bir ihracatçı. Geçenlerde beni mesai arkadaşlarıyla bir iftar yemeğine davet etti. Orada yaptığı konuşmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Konuşmanın ana konusu mutluluktu. İnsanoğlu, günlük koşuşturma içinde mutluluğu nasıl yakalayabilirdi? Mutluluk nihayette Allah vergisidir. Fakat aynı zamanda içe ve dışa dönük çabalarımızın bir sonucudur. İnsan kendi çabasıyla ya mutlu olur, ya da mutsuz. Mutluluğun temel ilkesi, kişinin kendisi ve başkalarıyla barışık olmasıdır. Yunus Emre der ki: Gelin tanış olalım
Tanış olmak, insana ve hayata pozitif bakmaktır. Ne kadar zor görünürse görünsün, problemler karşısında yılmamak, beraberce çözüm aramaya çalışmaktır. Hiçbirimiz, hepimiz kadar zeki ve akıllı olamayız. Tanışmak, zekâları birleştirmek, ortak aklı harekete geçirmektir. Dünya tarihinin motor gücü, ortak akıldır. Ortak aklın çözüm bulma gücüne dair yaşanmış bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz Japonlar pirinci ve balığı çok severler. Ancak, balığın tazesini tercih ederler. Japonya sahillerinde bol balık tutmak mümkün olmadığından, balıkçılar Japon nüfusu doyurabilmek için büyük tekneler yaptırıp uzaklara açıldılar. Tabii, balık için uzaklara gidildikçe, geri dönülmesi de daha çok vakit almaya başladı. Dönüş bir iki günden uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kayboluyordu. Japonlar bayat balığın lezzetini sevmediler. Bu problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdular. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip, tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabileceklerdi. Ancak Japon halkı taze ile donmuş balığın lezzet farkını da hissedebiliyor ve donmuş olanlara fazla para ödemek istemiyordu. Balıkçılar bu defa teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar. Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta, birbirlerine çarpa çarpa biraz da aptallaşacaklardı, ama yine de canlı kalabileceklerdi. Japon halkı canlı olmasına rağmen bu balıkların da lezzet farkını hissetmekte gecikmedi. Hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri, hareketli taze balığa göre lezzeti yine de etkilenmişti. Balıkçılar nasıl olacak da Japonya'ya taze lezzetli balığı getirebileceklerdi? Ne yaptılar biliyor musunuz? Balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular, ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. Birkaç balık köpekbalığı tarafından yutuluyor, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabiliyordu. Problemlerden uzaklaşmaktansa içine atlamak, boğuşmak ve onları beraberce yenmek gerekir. Problemleriniz çok ve çeşitli olabilir. Ümitsiz veya karamsar olmayın.. Problemleri ve sebeplerini tanıyın, onları organize edin. Kararlı olun, daha çok bilgi ve akıl desteği ile onlarla savaşın. Beyninize bir köpekbalığı atın ve çözümdeki mutluluğa nasıl ulaşabileceğinizi o zaman görün. Lider, inançla risk üstlenen kişidir!
Standart yöneticiliğin tepkici ve korkak, liderliğinse dönüştürücü ve cüretkâr olduğunu söyleyen Paul Taffinder, liderliğin beş oluşturucu unsurunun şunlar olduğunu söylüyor: Bağlam, risk, öngörülmezlik, inanç ve kritik kütle. Bu beş unsurun, ABD Başkanı J. F. Kennedy'nin kırk yıl kadar önce aya adam gönderme projesini Amerikan Kongre'sine sunduğu konuşmasında biraraya geldiğini söyleyen Taffinder'in tahlili şöyle: (Tırnak içindeki ilk cümleler Başkan Kennedy'ye aittir.) 1. BAĞLAM. "Olağanüstü zamanlardayız. Ve olağanüstü bir meydan okuma karşısında. İnançlarımız ve kudretimiz, hürriyet davasında bu millete liderlik rolünü yüklemektedir." Konuşma böyle başlıyor. Her ne kadar konuşmasının diğer bölümlerinde ağırlık ABD'deki ekonomik ve sosyal ilerlemeye, savunma, istihbarat, uzay, silahsızlanma gibi konulara kayıyorsa da, bağlam ABD'nin tarihteki rolünü ve hürriyete bağlılığı öne çıkarıyor. Ve işin başında, bağlamın sıradan olmadığına açıklık getiriliyor. Çevremizdeki dünya en monoton veya karışık halini aldığı zaman, bu bağlama vuzuh kazandıracak liderlere şiddetle özlem duyarız. 2. RİSK. "...günün birinde birinci olacağımızı garanti edemiyorsak da, bu çabadaki herhangi bir başarısızlığın bizi sonuncu kılacağını garanti edebiliriz. Bunu bütün dünyanın gözü önünde dile getirmekle ilave bir risk üstleniyoruz, ama başarırsak bu risk şanımızı yüceltecektir." İşte riskin üstlenilmesi ve fırsatın yaratılması. Riske atılmak tehlikelidir. Riski halka açıklamak ise daha tehlikelidir. Felakete bile yol açabilir bu. Granit gibi yüzünüze çarpabilir. Risk bilgisi korkuya, korku felce yol açabilir. Yöneticiler riski kontrol altına alırlar; liderlerse riske atılırlar. Başarısızlık tehlikesi işte o zaman eylem için bir hızlandırıcı olur. 3. ÖNGÖRÜLMEZLİK. "Başkan olduğum günden beri uzay çalışmalarına göz kulak olduk. Şimdi uzun adımlar atmanın zamanı geldi. Uzay araştırmalarında bu milletin öncü rolü oynamasının vaktidir artık. Yeryüzündeki geleceğimizin anahtarı birçok bakımdan bu adımlara bağlıdır." Normun ötesine gitmek, statükoya karşı çıkmak, tabiatı gereği her zaman öngörülmezlik gerektirir. Yöneticiler mevcut çarkın dışına çıkmak istemezken, liderler kalıpları kırar, yenilerini inşa ederler. Kişilere karşı davranışlarında ne kadar az şaşırtıcı iseler, örgütün kaderiyle ilgili kararlarda o kadar fazla şaşırtıcıdırlar. 4. İNANÇ. "Şayet sadece yolun yarısına kadar gidecek yahut zorluklar karşısında sineceksek, hiç yola koyulmayalım daha iyi." Kennedy'nin mesajı şüpheden uzaktır. Milletine öncülük etmektedir. Aya gidilmesi gerektiğine iman etmektedir. Kendilerine veya hedeflerine inancı olmayan kişileri kimse takip etmez. Nietzche, "İnsanlar, kuvvetle inanılıyor gözüken şeylerin hakikatına inanırlar" diyordu. İnanılan şeyin hakikat olup olmaması başka bir meseledir. 5. KRİTİK KÜTLE. "... gerçek anlamda, aya giden bir tek kişi olmayacaktır. Aya bütün millet gidiyor olacaktır. Çünkü onu oraya göndermek için hepimiz çaba harcıyoruz." Futbol maçları kadar hiçbir şey kritik kütlenin önemini göstermez. Golü bir kişi atsa bile, oyunu 11 kişi oynar. On kişi gerekli yardımlaşma ve etkinliği gösteremezse, golcü avucunu yalar. Liderler, takımın enerjisini doğru biçimde akıtan, önceliklere önem veren, kaynakları doğru tahsis eden, örgütün nelerin altından kalkabileceğini hesaplayan kişilerdir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |