AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Kimlik ve vahşet tablosu...

Tam olarak kafamda şekillenmiş ve neyi yazacağımı tasarlamış olarak gazeteye doğru yol alırken, İstanbul'da Şişhane ve Şişli'de cereyan eden iki patlama ile, etrafın ceset ve kan seline boğulduğunu öğrendim.(20 ölü,257 yaralı) Böylece gündemimiz de değişmiş oldu.

Ben aslında yazacaktım ki;

Kürtler, pek öyle heveslenmesinler. Türkler'in başına ne gelmişse, aynısı onlara da isabet edecektir.

Öyle ki, dil ve kurs meselesi ile asırlık sorunlar bir anda çözümlenemezdi. Hele hele üç harfle, yeni bir "Latin Alfabesi denemesi" ile kü: q, dubulve: w, ve iks: x ilavesi sonucu, herşey sağlanmış olunabilirdi, sanılıyor.

Şunu iyi bilmeliler ki, daha şimdiden Kürtler üç parçaya ayrıldı. Ve Türkler'i getirdikleri noktada, aynı şekilde Kürtler'e de bir konum biçeceklerdir. (Latin Harfleri) ile l928'den sonra, bütün dış Türkler ve İslam dünyası ile kültürel ve dinî bağlar koparıldığı gibi, bundan sonra da Kürtler; dil ve harf birliğinde, tamamen İslam öncesi Mezopotamya kültürü hortlatması ile, ortaya "Türkiye Kürtleri, İran Kürtleri ve Irak Kürtleri" ayırımına tâbi tutulmuş olacaklardır.

Latince okuyup yazan bir "Kürt azınlığı", diğer soydaş ve dindaşları ile, nasıl bir iletişim sağlamış olacaktır?

Yarın, l928'den önce basılmış olan "Yeni Türkçe Lügat"lar gibi, Osmanlıca ve Arapça'yı biz terkettik, siz de öyle yapın, diye telkin ederken, ardından "Kâbe Arabın olsun/ Çankaya bize yeter" tekerlemesi gibi, Kürtler'e de yeni bir "Babil Kulesi" inşa ettirmiş olmasınlar?...

Ve böylece, geçmişleri ile irtibat ve kültürel bağlarını da kesmiş olurlar.

Yalnız Kürtler, bu değişim ve kendi kültürel kaynağından kopuş kadar, red ve inkârda,Türkler'den 75 yıl daha gerideler.

Giderek, Ortadoğu'ya Fırat ve Dicle gibi, l400 yıldır hayat veren İslam kültür ve inaç esasları ile Anadolu'daki bin yıllık Eyyübî, Sulçukî ve Osmanlı kültür varlıkları birer harabe haline getirilip, İslam öncesi Pagan ve Putperest zihniyetlerin atölyelerine zemin oluşturmaya adım adım yaklaşmış olacaklardır.

Bunları düşünür ve çözüm yollarını araraken, AK Parti sayesinde parlamentoya giren bir kısım akıl fukarası, ne oldum dânâsı -sakın başka manaya çekilmesin, Farsça'daki 'Danisten', Bilmek fiilinden türetilmiş, Dâna: bilen,bilgin,bilgiç manasında kullunılmıştır- yeni politikacıların hükümetin gidişini ve gelişmesini, birtakım muhalefet ve militarist güçlere jurnal etmesi, terörist ve ayırımcı güç odaklarına cesaret vermiş olabilir, diye kafa yorarken, bu iki patlama kafaları iyice karıştırmış oluyor.

Nitekim, "28 Şubat Militarizmi"ne davetiye çıkaranların, çıkaracakları gazetelerle, zaman zaman tv ekranlarında boy gösterip,"küfran-ı nimet"edercesine Başbakan ve hükümeti tenkit etmelerinin, bizim de midemizi bulandırmaktan başka bir yararı olmamaktadır.

Bunlar TBMM'de kalıp, etrafı bulandıracaklarına ya istifa etmeleri ile bir köşeye çekilmeli veya, "Köprü'de limon satmayı denemeli"dirler.

Aksi takdirde, birtakım cılız ve mide bulandırıcı laflarla, ülkeyi geçmişteki kaos ve karmaşa dönemine döndürmek olur ki, buna ülkenin, olumlu bir mecraya girdiği bir zamanda, tahammülü olamaz.

Huzur ve istikrarı, kardeşlik ve yardımlaşmayı şiar edinerek, cumhuriyet döneminin bütün rekorlarını alt-üst eden 59. Hükümet'i ve onun vücut bulmasına ana etken olan TBMM üyelerine, teşekkür etmek gerekir. Bu tablonun da halkımızın 3 Kasım Seçimleri'nde gösterdiği tercih ve ferasetten kaynaklandığını unutmamalıdır. Aksine bir hareket, hükümetten çok bu ülke insanına, yaptığı tercihle , yeni bir fikir ve düşünce, sağlıklı bir demokratikleşmeyi bağnaz kafalara sandıkla sokan bu millete ve seçmene en büyük ihanet ve denaet gösterisi olur. .

Çünkü; 'halk cahil, okuma-yazması yok. Oy kullanmasın' diyenler, yarım asırdır, sürekli sandıkta yenilmiş, perişan olmuşlardır. Totaliter kafa yapıları ile, ülkeyi tek sulta ve tek zihniyetle bu noktalara getirenler, şimdi de, hayatiyetlerini sürdürmek için, cesetler üzerine basarak, masum insanların kanı ile, terörün tarihine kanlı noktalar düşmektedirler.

Ve sonunda öyle bir tablo ortaya çıkacak ki, resmî ağızlar, ya Hamas'a veya el-Kaide Örgütleri'nin işi, diye dış mihraklara topu atmış olacaklardır.

Böyle bir beyanat veya çalışma sonucu böyle bir kanı, kamuoyuna ilan edilirse, hemen vali ve emniyet müdürü açığa alınmalı, veya daha köklü tedbirlere girişilmelidir. Zira, geçen gün yazdığımız gibi, hükümet hâlâ eski küflü dolapları açıp, sümen altındaki şifreli bürokratları ayıklamış değildir. Hâlâ, beyinden gelen uyarılar, kalbten çıkan temiz kan, kılcal damarlara ulaşmadan, mafsallarda tıkanıklığa sebep oluyor.

İşte bu tıkanmaları önlemek için de, sürekli bir yönetim ve kadro tesviyesine gidilmelidir.

Sayın Başbakan da, çocukluk ve gençlik dönemleri ile, olgunluğa ulaştığı, Şişhane ve Beyoğlu kadar, tüm İstanbul ve Türkiye'nin selameti adına ne gerekiyorsa onu yapmalıdır.

Millet ona bu yetkiyi, herkese nasip olmayacak bir tarzda vermiştir.

"Yeni Türkçe lügat" diyerek, yenilik adına bir şey yapılmadığı gibi,"Yeni Kürtçe Alfabe" ile de bir yere varılamayacaktır.

Bunları yazalım, derken, bir de şu, unutmak ve gündemimizden çıkarmak istediğimiz, ülkenin birliğini sağlamadaki iç huzuru bayramla peştirmek istediğimiz günlerde, dış mihraklar ile içteki uzantıları, midemizi bulandırmasınlar, oruclarımızı sakata getirmesinler...

Kudüs'ten başlayıp, Beyrut'ta devam eden ve en son da Bağdat'ta görülen bu tür katliama varan patlamaların, özellikle de "ibadethane"lere karşı görülmesi, Davut'a karşı mücadele veren Calut'un (Golyat'ın) hile ve desiselerine benzemektedir. (Bakara suresi(2).ayet:249-251.) (16.11.03)


www.sadikalbayrak.com

16 Kasım 2003
Pazar
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED