|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in önceki gün CNN Türk'de yayınlanan röportajı kelimenin tam anlamıyla dehşet vericiydi. Deşhet verici olduğu oranda da öğretici ve açıklayıcıydı. Zira Wolfowitz, Bush yönetiminin müttefiklerine, özellikle Türkiye'ye nasıl baktığını bir kez daha vurguluyordu. ABD Savunma Bakan Yardımcısı'nın sözlerindeki şu satırbaşları unutulacak cinsten değil... "Hayal kırıklığı yaşıyoruz..." "Bize destek vermediniz. Özellikle geleneksel destekçilerimiz olan kurumlardan gerekli desteği alamadık, Ordu liderlik yapmadı; yapmalıydı çünkü sizin sisteminizde geçerli olan bu..." "Türk-ABD ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması için hata yaptık demelisiniz..." "Türkiye, Irak'ta neyin mücadelesinin yapıldığını ABD'nin belirlediği gibi tanımlamalı... Suriye ve İran'la ilişkileriniz tamamen bizim politikamız çizgisinde olmalı..." Bu bakışın eksenleri tümüyle çıplak: Küstah ve ikiyüzlü bir faydacılık... Başka bir deyişle onlarca yıllık geleneksel ABD politikalarının Bush yönetiminin fütursuzluğu aracılığıyla açığa çıkması. ABD'nin Türkiye'deki askeri yapıyı ya da askeri demokrasiyi siyasi etkisinin garantisi olarak görmesi, gerekirse bu yapı üzerine politika ve baskı uygulama niyetini açığa vurması... Endazesi iyice bozulmuş tehdit ve şantaj dili... Başka bir deyişle Bush ve ekibinin diğer ülkeleri düşman ya da ABD çıkarlarının gönüllü derebeyi olarak tanımlaması. Derebeyi olmayı reddedene, somut örnekler vererek, somut alanlara işaret ederek içte ve dışta, çeşitli zararlara uğrayacağını hatırlatması... Derebeyi gördüğü ülkeleri tüm kurum ve organlarıyla kendi iç siyaset alanı olarak görme eğilimi... Bu açıdan Wolfowitz'in kendi ülkesindeki, kendi etkisine ve denetimine açık bir organdan sözedermiş gibi "Türk parlamentosunda gerekli çoğunluğu sağlayamadık" sözleri Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birant'la yaptığı söyleşinin en çarpıcı yönlerinden birisine işaret ediyordu. Bu sözlerin ardında yatan bakış bir gün sonra, aynı kişilerin bu kez ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman'la yaptığı söyleşide yineleniyor ve Grossman şöyle diyordu: "Umarım Wolfowitz'in sözlerini ciddiye alırsınız, çünkü bunlar önemli sözler. Bizim hatamız Türkiye'nin kendisinin fazla önemli sanmasına yol açmak oldu. Olup biteni unutup, hiçbir şey olmamış gibi davranamayız..." Bush yönetimi Irak'ta olduğunu iddia ettiği, askeri operasyonun meşruiyet aracı haline getirdiği kitle imha silahlarını hâlâ bulamadı. Üstelik oyununu hâlâ bu hayali silahlar üzerinden oynuyor, şimdilerde Suriye'ye yöneliyor, imparatorluk kurma girişiminde yeni adımlar atıyor. Zaman ilerledikçe resim iyice netleşiyor. Ve tüm bunlar Türkiye'nin "tarihin tesadüfü" sayesinde de olsa, özellikle bu açıklamalardan sonra ne kadar doğru yerde durduğunu gösteriyor... Unutmamak gerekir ki, onur ile ilkeler; bağımsız duruş ile demokratlık arasındaki doğru orantı mutlaktır. Ama önümüzdeki soru ve sorun sadece bundan ibaret değil... Wolfowitz ve Grossman'ın açıklamaları ABD cenahından, özellikle Pentagon'dan gelip Ankara'da esen söylenti rüzgarını güçlendiriyor. Bu söylentiler, ABD'nin hükümetten çok Silahlı Kuvvetler'in komuta kademesine kızgın olduğu yönünde... O zaman şu soru meşru değil mi? 23 Nisan krizi, ordu içindeki farklılaşma görüntüsü, askerin kalemi görevini gören türlü gazetecilerin aksi düşünülemeyecek bir şekilde ve ordu içi-dışı başka gruplardan destek alırcasına Hilmi Özkök'ü eleştirmeleri, tüm bu gelişme ve söylentilerle bağlantılı olmasın?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |