AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Gül'den Wolfowitz'e: Geçmişi bırak geleceğe bak!

ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in içinde "Türkiye Irak'ta hata yaptığını itiraf etmeli" cümlesinin de bulunduğu röportajı biter bitmez Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir görüşme yaptık. Öncelikle şunu söyleyelim... Kesin olan şu ki, ne Gül ne de genel olarak Ankara, böyle bir çıkışı beklemiyordu. Bakan'ın Wolfowitz için ilk değerlendirmesi de, "Çok rahat konuştu... Aslına bakarsan bu konuda söylenecek pek fazla bir şey de yok!.." şeklinde oldu.

Peki, Wolfowitz'in sözleri Türkiye-ABD ilişkilerinin sarsıntı geçirdiği anlamına geliyor mu?

Wolfowitz'in anlaması gereken şey...

Gül, "hayır" diyor ve konuyu başka bir noktaya taşıyor:

"Bakan yardımcısının sözleri üzerine tabiî ki bir üzüntü sözkonusu oldu. Ama, ilişkilerimizin iyi olmadığı söylenemez. O'nun da şunu çok iyi anlaması lazım ki, geçmişle hesaplaşmanın artık bir anlamı yok. Bence önemsememiz gereken gerçek, Türk-ABD ilişkilerinde geçmişi unutup geleceğe bakmak zorunda olduğumuzdur. Bunu ilişkilerin gelişmesi için yapmak zorundayız."

Dün Ankara'da gün boyunca Wolfowitz'in gerçekten de yenilir yutulur olmayan sözleri tartışıldı. Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'a, bakanlara, hatta komutanlara kadar birçok kişi bu sözleri cevapladı ya da açıklama getirdi. Üstelik, ardından bir de ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Marc Grossman'ın sözlerinin gelmesi Washington'un, "iyimser yaklaşımla bile" en azından bir kesiminin Türkiye'ye rezervli olduğunu gösteriyor.

Bu da uzun süreden beri, Türkiye ile ABD ilişkilerinin eskisi kadar düzenli olduğu varsayımını zayıflatıyor. Aslına bakılırsa, tezkerenin reddini takip eden dönemde iki ülke arasında karşılıklı bir güven bunalımı doğduğu da zaten sır değildi.

Suriye ziyareti ABD'ye rağmen yapılmadı

Abdullah Gül, olup bitenlerin yine de kalıcı bir tahribat yaratmayacağına dair kanaatini koruyor. Mesela, yeniden tartışma konusu olan Suriye gezisinin de sanılanın aksine ABD'yi memnun ettiğini vurguluyor.

Gül'ün Suriye ziyareti için değerlendirmesi şöyle:

"Suriye ziyareti üzerine gereksiz ve yanlış spekülasyonlar oldu. Bu gezi, önce Türkiye-Suriye ve İran arasında bölgede ortaya çıkan yeni durumun birlikte değerlendirilmesi fikriyle planlandı. Ancak, savaşın seyri, üç ülkenin aynı anda toplanmasını geciktirdi. Bunun üzerine Suriye Dışişleri Bakanı'nın daveti üzerine ikimiz bir araya geldik ve bölgenin sorunlarını görüştük."

Bakan bu noktada, gezinin ABD'ye rağmen yapılmadığına ilişkin ilginç bir bilgi aktarıyor:

"Bu gezi ABD ile ilişkileri olumsuz etkileyecek birşey değil. Tersine, Powell beni aradı ve 'ziyaretinizden biz de çok faydalandık' dedi. Zaten, Amerika'nın da bizden Suriye'ye bölgede durumun normalleşmesine katkı sağlamaları yönünde mesaj iletmemiz gibi istekleri oldu. Suriyeliler bu mesajı olumlu algıladı."

2004 kaçarsa, AB'nin tadı da kaçar

Dış politika sadece Ankara-Washington ekseninden ibaret değil... Savaşın kaldırdığı toz bulutları indikçe Türkiye de önünü görmeye başlıyor. Ve ABD yönetiminin Türkiye'yi hedef alan tavrı şaşkınlık yaratırken öte yandan Avrupa Birliği vizyonu yeniden gelişiyor.

Gül de bu olumlu dönüşün verdiği moralle, 58 ve 59. Hükümet döneminde Avrupa Birliği üyelik sürecinde yapılanlara dikkat çekip, "AB yolunda olumlu pozisyona girdik ve iyi de bir konjonktür yakaladık. Bütün dünya bizim bu konuda sergilediğimiz performansı takdir etmektedir" diyor.

Ancak, kamuoyu yine de "tarih için tarih randevusu" olan Aralık 2004'e ilişkin somut şeyler duymak istiyor. Dışişleri Bakanı'na göre önümüzdeki 1-1,5 yıllık dönemi iyi değerlendirmek lazım. Gül şöyle diyor: "Üyelik hiç bu kadar yakın olmadı. Kopenhag kriterleriyle ilgili bütün düzenlemeleri yaparak ve yasaları çıkartarak Avrupa'nın elindeki mazeretleri alacağız..."

AB, o zaman da Türkiye'ye tarih vermezse ne olacak?

Bakan'ın cevabı şöyle: "Dünyanın sonu değil... Ama, şunu açıkça söyleyeyim ki 2004 kaçarsa işin tadı da kaçar. AB'nin de bu gerçeğe uygun davranması gerekir. Gözlemlediğim kadarıyla, AB üyesi ülkeler de Türkiye'nin çabalarını görüyor ve olumlu buluyorlar."

Kıbrıs'ta sınırların açılmasının yolunu biz açtık

AB konusu tartışıldığında Kıbrıs'a referans yapılmaması mümkün değildir. Üyelik sürecinin hiç şüphesiz en kritik eşiği ancak Ada'da bir çözümü sağlayabilmekle aşılabilir. Gül, Türkiye'nin bu sorun konusunda son dönemde attığı adımları değerlendiriyor:

"Kıbrıs'ta olup bitenler asla tesadüf değil. KKTC yönetimiyle oturup konuştuk ve onlardan güven artıcı adımlar almalarını istedik. Ben Ada'ya giderek bunları bizzat görüştüm. Sınırın açılması da işte bu çabaların bir sonucudur. Ama şimdi, Rumlar'ın ve Avrupa Birliği'nin de yapması gereken şeyler var. Öncelikle, insani olmayan ekonomik ambargonun kaldırılması şarttır. Ben ambargonun kaldırılması konusunda umutluyum."

Türkiye, bir yanda geleneksel müttefiki Amerika'yla ilişkilerini tanzim etmek, öte yanda da Avrupa Birliği hedefini yakalamak için olağanüstü hassas bir politik yörüngeye oturmuş bulunuyor.

Bu eksene tekabül eden son iki günün yoğun temposu içinde Dışişleri Bakanı Gül'ün değerlendirmeleri de hassasiyetin izlerini taşıyor.

Bütün bu olup bitenlerin gösterdiği şey ise, diplomatik savaşın gerçek savaştan daha güç olacağıdır!..


8 Mayıs 2003
Perşembe
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED