|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Biz, "Başbakan katılmıyor, dışişleri bakanı törenin hangi bölümüne katılacak?" gibi anlamsız ayrıntılarla meşgulken, Rumlar, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adıyla Avrupa Birliği (AB) üyesi haline geldiler. Gelecek mayıs ayından itibaren, Türkiye'nin (ve tabii dünyanın da) karşısında 25 üyeli bir AB olacak; bu üyelerden biri de Kıbrıs Cumhuriyeti... Bu, 'sürpriz' bir gelişme değil. 1999 sonunda toplanan Helsinki Zirvesi'nde, Türkiye, 'yeniden' aday adayı yapılması karşılığında bu gelişmenin yolunu açan süreci de başlatmış oldu. Türkiye'nin süreci engellemesi veya durdurması zaten mümkün değildi. Konu, Türkiye'nin de AB üyesi olmak istemesi sebebiyle önemli. 25 üyeli AB'de, Kıbrıs Cumhuriyeti de diğerleriyle birlikte 'eşit' söz sahibi haline geliyor. Yıllarca 'Yunan vetosu' ezikliği yaşamış Türkiye, Atina ile girilen yeni sıcak dönemde yaşadığı rahatlamadan sonra, şimdi de 'Rum vetosu' tehdidi altında düşecek. Bu arada, ikili ihtilâflar da daha büyük ciddiyet kazanacak... Ege sorunu otomatik olarak Lahey Adalet Divanı önüne gidecek; Loizidou Dâvâsı ile açılan hukukî zemin yüzünden milyarlarca dolarlık tazminat cezaları Türkiye'yi sıkıştıracak… Kopenhag Zirvesi'nde '2004 sonu' olarak belirlenmiş AB ile ortaklık müzakeresi tarihi de, büyük ihtimalle, bir başka bahara ertelenecek... Bütün bu olumsuzlukların tek bir sebebi var: Kıbrıs'ta çözüme ulaşılamaması... BM Güvenlik Konseyi, önceki gün, Kıbrıs konusunda Türkiye'yi zorlayacak yeni bir kararı oy birliğiyle çıkardı. AB'nin son değerlendirme raporunda da en dikenli konu olarak Kıbrıs'ın altı çizildi. Böyle giderse, Kıbrıs, hemen her platformda Türkiye'nin önüne çıkacak... Kıbrıs'ın güncel bir uluslararası sorun haline dönüşmesi AB genişleme sürecinden değil sadece; BM genel sekreteri Kofi Annan'ın adını verdiği bir raporla ilgili tavır da Türkiye'nin işini zorlaştırıyor. Kıbrıs'ın Rum kesiminde Annan Planı karşıtlarının yönetimi ele geçirmesini bile kullanamıyor Türkiye; uyumsuz görünen Türk tarafı olduğu için baskılar da Türkiye üzerinde yoğunlaşıyor... Bir ülkenin bu denli sıkıştırılmaya izin vermesi akıl kârı değil, ancak gerçek bu: Türkiye, Kıbrıs'taki tavrı sebebiyle, pek çok hayati konunda yanlış davranışlar sergilemek zorunda kalıyor... Bunu yapsa ve Kıbrıs'ı unutturabilse neyse, ancak her geçen gün, Kıbrıs'taki Türklerin ve Türkiye'nin aleyhine çalışıyor... 2004 Mayısındaki tam üyelik statüsü sonrasında Türkiye ile uzlaşma arayışını sürdürme ihtiyacı kalmayacak Rumların; Türkiye'nin bütün korkuları gerçekleşecek... Daha da uygun hale getirilmeye açık Annan Planı'na Türkiye'yi tatmin için konulmuş bazı maddeler geçersiz kalacak; buna karşılık "Asla kabul etmeyiz" denilen ayrıntıların hemen hepsi kendiliğinden hayata geçebilecek... Sorun tek bir isim üzerinde odaklanıyor: Rauf Denktaş... KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş dünyadaki gelişmeleri doğru okuyamamasının bedelini Türkiye'ye ödettirdiğinin farkında değil; dışişleri bakanının neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğine karışmaktan geri durmuyor. BM Güvenlik Konseyi'nden çıkan kınama, AB Ortaklık Konseyi raporunda kendisini eleştiren satırlar, Denktaş'ı tavrını yeniden düşünmeye sevk etmiyor... Türkiye'nin AB perspektifini kaybetmesini, Ege'de ve Kıbrıs'ta faturası ağır hukukî sıkıntılarla karşılaşmasını dikkate almaz görünüyor... Kıbrıs'ta çözülme yaşanabileceğini, KKTC'de yaşayan Türklerin 'Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı' ile sınanacağını da umursamıyor sanki... Kıbrıs konusunu ciddiye alan, haklardan geri adım atılmasına razı olmayacak bir hükümetin Ankara'da işbaşında bulunmasının yararını ne Türkiye görebiliyor, ne de Kıbrıslı Türkler... Ankara, ne kadar saygın bir kişilik olursa olsun, günü doğru değerlendiremediği apaçık ortada olan Rauf Denktaş'a kendini mahkum etmek yerine, doğru olduğuna inandığı politikaları devreye sokmalıdır. Türkiye'yi köşeye sıkıştıran politikalarla Kıbrıs'ı elde tutamayız...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |