|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hükümet yeni, haberi olmamasını anlarım; ama bakanlara bilgi sunmakla görevli bürokrasi, hükümeti, Kıbrıs konusundaki 'uğursuz' bir gelişmeyle ilgili olarak uyarmış mıdır? Bundan çok kuşkuluyum... Önce Kazım Berzeg'ten yazı geldi, aynı akşam Tv-8'de düzenlenen 'Kıbrıs Özel' programını izlerken Mehmet Ali Talat'ın ağzından da duydum: Türkiye, hakkının zâyi edildiğine inanan bir Rum'un Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) açtığı bir dâvâ yüzünden tazminata mahkum olmuş. Kıbrıs'la ilgili tazminatı, yol olur diye, Türkiye ödemiyor... Bu yüzden de, başından beri üyesi olduğu Avrupa Konseyi'nden ihraç edilme tehdidi altında. Tazminat üç ay içerisinde ödenmediği taktirde ihraç mekanizması devreye girecek... En iyisi, Liberal Düşünce Topluluğu yöneticilerinden, hukukçu Kazım Berzeg'in bana gönderdiği nottan ilgili bölümleri buraya aktarmak: "Türkiye'nin Kıbrıs'a 1974'teki haklı müdahalesi harp olgusunda mutad olmayan bir hali yaratmıştır. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı'nda Fransa'yı, Polonya'yı işgal eden Almanya, halkı evlerinden çıkarıp mülklerini gaspetmemişti. Kıbrıs'a müdahalemiz sonucunda ise, 20 bine yakın Rum, Kuzey'i terketmek zorunda kaldı." Rumlar Kuzey'i terk etti, Türkler o bölgeye hâkim oldu, hukuki sorunlar da o noktada başladı... "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 1 nolu ek protokolünün 1. maddesi mülkiyet hakkını güvenceye almaktadır. AİHM, Loizidou adlı Kıbrıslı Rum'un dâvâsında, önceki içtihadına da uygun olarak, kuzeydeki mülküne tasarruf edememesi sebebiyle, Türkiye'yi 650 bin dolar tazminata mahkum etmiştir. Benzeri binlerce dâvâ derdest olup AİHM'deki Rum dâvâlarının onbinleri bulması, tazminatın 20-30 milyar dolara ulaşması ihtimali vardır. Türkiye hükmedilen bedelleri ödememektedir. Ödememekte direnmenin doğal sonucu da Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden ihracı olup verilen son süre Şubat 2003'te dolacaktır." "Dolarsa dolsun" diyemeyiz... Hukukçu Kazım Berzeg, bu ihracın çok derin anlamları olacağı ve beklenmeyen sonuçlar doğuracağı kanaatinde: "Türkiye Avrupa siyasi câmiasının 1856 Paris Konferansı'ndan itibaren resmi mensubudur. Avrupa Konseyi'nin de 1949'dan bu yana kurucu mesabesinde üyesidir. Konsey'e son yıllarda Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan da girmiş ve tüm Avrupa'nın ortak siyasi zemini olmuştur. Konsey üyeliği fiilen Avrupa Birliği'nin (AB) ön kapısıdır. Konsey'den ihraç Türkiye'yi 150 yıldır mensubu olduğu Avrupa siyasi câmiası dışına atan vahim bir siyasi müeyyide olacak, Türk ekonomisi de bundan dolaylı olarak etkilenecektir." Buraya kadar okuduklarınızdan sonra, "Ne oluyoruz?" diye sormadıysanız şaşırma reflekslerinizi yitirmişsiniz demektir. Tayyip Erdoğan'ın gece-gündüz demeyip AB üyesi ülkeleri gezdiği bir ortamda, "Beyler, kendinize gelin, AB üyeliği bir yana, Avrupa Konseyi üyeliği bile sona erebilir" uyarısı ihmale gelmez... Kazım Berzeg'e göre şu anda yapılması gereken tek iş, BM genel sekreteri Kofi Annan'ın imzasını taşıyan Kıbrıs Planı'nı vakit kaybetmeden kabul etmektir. Kazım Bey, "Annan Planı Türkiye'yi bu yakın tehlikeden kurtaracak tek çaredir; iki-üç yıl sonrası için BM Güvenlik Konseyi'nin alabileceği kararları düşünmek çok daha ürkütücü" diyor... Bu görüşünün sebebi sadece Loizidou dâvâsı yüzünden meydana gelebilecek olumsuz ortam değil; Kazım Berzeg, Annan Planı'nın aslında Rumları köşeye sıkıştırdığını düşünüyor: "Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan gecikmeden planı kabul ettiklerini bildirdi. Sebebi, 12 Aralık'ta Rum kesiminin AB'ye üyelik şartlarına engelin kaldırılmasıdır. Planın zamanlaması, Kopenhag Zirvesi arefesinde, Kıbrıslı Rumları ve Yunanistan'ı köşeye sıkıştırır niteliktedir. Ancak, maalesef, Sn. Denktaş ve Türkiye, kabul beyanında bulunmamak, peşin ihtirazi kayıtlar ileri sürmek suretiyle Rumları sıkıştırıldıkları köşeden kurtulma imkânına kavuşturmuş bulunuyor. Rum kesiminin AB'ye üyeliği kesinleştikten sonra, Annan Planı'nı Rumlara, Yunanistan'a kabul ettirmek mümkün olmayacaktır." Benim Kıbrıs konusunda şimdiye kadar karşılaştığım en akılcı uyarının yazarı Kazım Berzeg kaçmakta olan fırsatı şöyle özetliyor: "Gerçekten plan, Türk kesiminin 28 yıllık müzakere süreci boyunca talep ettiklerini genel olarak karşılar niteliktedir. Türk kesimi gelecekte bu plandakinden daha lehte bir imkânı elde edemeyecek, çok daha azını kabule zorlanacaktır. Dünyanın bugünkü şartlarında Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etmemiz de, uzun süre askeri hâkimiyet altında bulundurmamız da mümkün değildir." Kıbrıslı Türkler'in 'çözüm yanlısı' gösterilerinin yansıtılmasına da dikkat çekiyor Kazım Berzeg. 27 Kasım günü yapılan gösteriyi bizim televizyonlardan çok CNN ve BBC gibi yabancı kanallar dünyaya yansıttı. Bu görüntülerin, dünya kamuoyu tarafından, "Annan Planı'na karşı çıkanlar sadece Rumları değil Kıbrıs'ta yaşayan Türkleri de kaale almayan bir grup" biçiminde algılanacağı kanatinde Kazım Bey... Hiç kusura bakılmasın: Loizidou Dâvâsı yüzünden Türkiye'nin çarptırıldığı cezaya, "Kazığın büyüğü arkada" düşüncesiyle, kulak asılmadığı için Avrupa Konseyi'nden atılmamıza ramak kaldığını yetkili ağızlardan neden işitmiyoruz? AB'ye gireceğiz derken, Avrupa Konseyi üyeliğinden de mi olacağız yoksa?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |