Yeni Safak Online...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

'Onların Güneydoğusu onlara, benimki bana...'

Filmleri Doğu'da kapı pencere kırılarak izlenen oyuncu-yönetmen Gani Rüzgâr Şavata, ekranlardaki aşiret dizileri modasının kamuoyunu "Doğu'nun sevimsiz gerçekleri"nden uzaklaştırıp, bir hayâl ülkesine götürdüğünü savunuyor.

Bugüne kadar yapımcılığını, yönetmenliğini ve başrol oyunculuğunu üstlendiği bir düzine kadar filmle özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da izlenme rekorları kıran, bu arada yöre halkının da en sevdiği oyunculardan birine dönüşen oyuncu-yönetmen Gani Rüzgâr Şavata, sinemayı toplumsal sorunları ifade etmenin en iyi aracı olarak gördüğünü söylüyor. Şavata'nın sinemasının yetkinlik düzeyi elbette ki her türlü objektif tartışmaya açık, ancak sinemayı çılgınlar gibi sevdiği bizce kuşku götürmez bir gerçek...

"Bütün satış rakamları gösteriyor ki, bugün Türkiye'de filmleri en çok izlenen yönetmen benim" diyor sanatçı ve "bir dokun bin ah işit" deyişini doğrularcasına korsan film sektörüne ilişkin haklı öfkesini dile getiriyor.

"Etnik ayrımcılıkla boğuşuyorum"

Sanat hayatına Malatya Şehir tiyatrosunda başlayan Gani Rüzgâr Şavata, şimdiye dek 12 uzun metrajlı sinema filminde, ayrıca düzinelerce de televizyon dizisinde oynamış. Filmlerinden "Sınır", 1998 yılında Antalya Altın Portakal Uluslararası Kısa Film Yarışması'nda büyük ödülü kazandı. Kendisine oyunculukta Yılmaz Güney'i örnek almakla birlikte, siyasal açıdan Güney ile tam olarak aynı kulvarda olmadığını özellikle vurguluyor: "Ben, bölgemin yetiştirdiği bir değer olarak Yılmaz Güney'in dehasına inandığım gibi, aynı şekilde Bediüzzaman Said-i Nursi'nin insanlığa saçtığı ışığa da inanıyorum. Öyle ki Nursi'nin hayatını filme almak sanat hayatımın en büyük ideallerinden biri. Bu bakımdan kendimi sağcı-solcu gibi yapay ifadelerden çok, bir 'Anadolulu sanatçı' olarak tanımlamayı daha doğru buluyorum."

Şavata'ya göre, bugün ülke ekranlarını kaplayan Doğu motifli dizilerin önemli bir bölümü, gerçekte Brezilya dizilerinin Türkiye versiyonları olmaktan öte bir anlam taşımıyor. "Bu dizilerde öyle kadınlar ve öyle erkekler görüyoruz ki, Doğu gerçeğini iliklerine kadar bilen bizim gibi insanların izlerken dudakları uçukluyor. Yahu, o ekranlara getirdiğiniz havalı kadınlar ve erkekler gerçekte mağaralarda yaşıyor be birader! Bakıyorsunuz, erkeklerin altlarında Cherokee cipler, yanlarında bir sürü kaleşnikoflu bodyguard. Gündelik konuşmaları bile alışılmışın dışında ve yapay. Ortama bakıyorsunuz, sanki Mardin'de değil Miami'deyiz. Bunların anlatmaya çalıştığı o kadınlar, en insanlık dışı koşullarda ayakta kalma mücadelesi veriyor Doğu'da. Doğu'nun en imtiyazlı sınıfı sayılan ağalar bile, gerçekte ancak bir üst sınıfa terfi etmiş olan garibanlardır bu ülkede. Velhasıl bu dizilerde ne halk gerçek halk, ne de ağa gerçek ağa. Anadolu'yu Etiler'in entel barlarından gözlemleyenler, kafalarında Latin Amerika benzeri egzotik bir yer türetmişler, kendi kurdukları dekorlarda gidip onu çekiyorlar. Bu furyanın müşterisi öyle sanıldığı gibi doğulu televizyon izleyicileri de değil, yıllardır Anadolu gerçeklerinden habersiz bırakılan batılı yurttaşlarımız. Yani, kendileri pişirip kendileri yiyorlar." Aşiret dizileri modasıyla ülke genelinde tehlikeli bir dezenformasyon hareketi yürütüldüğünü savunan Şavata, özellikle Doğu kentlerinde filmlerine yönelik yoğun ilgiyi de "acıları bizzat yaşayan bir halkın, sinemasal palavaları reddedip kendi katıksız gerçeğine yönelişi" olarak tanımlamakta...

Azad korsandan azad olsun!

"Yüce halkımızdan, aşağıdaki uyarıyı basmak zorunda kaldığım için özür diliyorum: Bu filmin korsan kopyasını yapıp satan ve kiraya verenler şerefsizdir." Bu ilginç ve sıradışı ifade, oyuncu-yönetmen Gani Rüzgâr Şavata'nın son filmi "Azad"ın henüz bir kaç gün önce piyasaya çıkan VCD'sinin üzerinde yer almakta. Gani Rüzgâr Şavata, filmlerinin korsan kopyalarından dolayı, yine kendi ifadesiyle "kafayı yemek üzere"...

Selahaddin Eyyubî'yi çekecek

Şavata'ya son olarak, "Azad"dan sonraki planını soruyoruz. "Daha önce de belirttiğim gibi, Said Nursî'yi çekmeyi çok istiyorum" diyor, "Parayı bulduğum gün çekimlere başlayacağım. Son bir yıldır kafayı bir de Selahattin Eyyübi'ye taktım. Kudüs fatihi bu ünlü Kürt komutanın hayatını anlatmak için uluslararası bir işbirliğinin arayışı içindeyim. Geçtiğimiz günlerde 'Çağrı'nın yönetmeni Mustafa Akkad Türkiye'ye gelmişti. Çekimde olduğum için, kendisini göremedim. Bir dahaki ziyaretinde ona ulaşıp bu projemi açacağım. Eğer kabul ederse Akkad ile olağanüstü bir işbirliği gerçekleştirebiliriz."

  • ALİ MURAT GÜVEN

  •  
    Felsefeden bir damla: Kutadgubilig
    Dergâh Yayınları arasında, Asım Onur Erverdi tarafından 6 ayda bir yayınlanan büyük felsefe dergisi "Kutadgubilik"in 2. sayısı zengin ve dolgun bin münderecâtla (içerikle) fikir âlemine sunulmuş bulunuyor.. Kültür hayatımızda, ilk defa, bu kadar geniş hacimli bir felsefe dergisinin yapılması; felsefe kültürünün ve düşünce dünyasının feyizli (bereketli) bir döneme girmekte olduğunun işareti olarak yorumlanmaktadır.. Bundan böyle, yerli fikirlerin, yerli düşünürler tarafından üretildiğini görmek zamânının geldiğini ileri süren entellektüellerin az olmadığı muhakkaktır.. Böyle düşünenlerin özlemine, Kutadgubilik'in bir cevap sayılması lâzımgeldiğine de şüphe yoktur.. Dergide bulunan ilk yazı; Prof. Dr. Teoman Duralı'nın "metafizik sorunu" isimli uzun makalesidir.. Bu yazıda, metafiziğin, ahlâk'ın, aklın, düşüncenin mâhiyetleri incelenmektedir (büyük filozoflardan alınan fikirler ve tezlerle). İkinci yazı, Prof. Dr. Uluğ Nutku'nun "insan felsefesinin bazı sorunları" isimli konferansı. Üçüncü yazı, Prof. Dr. Alpaslan Açıkgenç'in "İslâm medeniyetinde bilimsel geleneğin doğuşu" başlıklı yazısı (İngilizce verilmiş). Diğer yazılar arasında: -"Kant'ın görüşünde hukuk devleti ve hürriyet" (Türkçe ve Almanca verilmiş), -"Mantıkta kullanılan lâfızlar", -"Aristo mantığından bulanık mantığa", -"Felsefe nedir?" (Lokman Çilingir'in), -Ahmet Yüksel Özemre'nin "fiziksel realite meselesi", -Şafak Ural'ın "felsefe ve teknoloji", -İsmail Kara'nın "modern Türkiye'de ulûm, fünûn ve san'at kavramları", Ticari düşünceye iltifat etmeyerek, fikir ve kültür hayatımıza böyle zahmetli bir katkıda bulunan Dergâh'ı tebrik etmek, bir borçtur..
    'Fransız Teğmen'in yönetmeni öldü
    Fransız Teğmen'in Kadını filmiyle ünlenen Çek asıllı yönetmen Karel Reisz, 76 yaşında öldü. Reisz"in aktris eşi Betsy Blair, yönetmenin 6 aydır ağır hasta olduğunu ve bir kan rahatsızlığından öldüğünü açıkladı. Ailesini Auschwitz"te kaybeden ve 12 yaşındayken Nazi işgali altındaki Çekoslovakya'dan mülteci olarak İngiltere'ye gelen Reisz, "Yeni Dalga" akımının öncülerinden oldu ve "Özgür Sinema" metinleri üzerinde çalıştı, filmler yaptı. Reisz"in kariyerindeki en büyük başarısı, John Fowles"ın romanından uyarlanan, başrol oyuncusu Meryl Streep'i Oscar'a aday yapan "Fransız Teğmen'in Kadını" oldu.
    2 Aralık 2002
    Pazartesi
     
    Künye
    Temsilcilikler
    ReklamTarifesi
    AboneFormu
    MesajFormu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
    Bilişim
    | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED