|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Gittiğim yer herde bu hükümetin milli eğitimdeki sorunları çözüp çözemeyeceği soruluyor. Fakslar, e-mailler, telefonlar eğitim dünyasından derin sızıltılar taşıyor. Sancıların başında 28 Şubat sürecinin getirdiği "eğitim yıkımı" var. Üniversiteye girişte meslek liselerine yönelik yol kesimi, İmam Hatip kıyımı, Kur'an eğitimi budaması... Sonra eğitim kadrosu cinayetleri... BÇG - BTK tırpanı.. Başörtülü öğretmenlere yönelik sürgün ve kıyımlar... Bunlar henüz terü taze açık yaralar halinde... "Ne olacak?" diye soruyor insanlar? Bunlar 363 milletvekili ile bir şey yapabilecekler mi? Öncelikle bir onarım programı geliştirebilecekler mi? Bu yıl meslek liseliler, "puan kıyımı"ndan kurtarılıp da, eşit statüde üniversiteye girebilecekler mi? Bu mevsim değilse ne zaman? Sonra, çok daha köklü bir "eğitim reformu" zarureti var. Öğretmenin maaşından, devlet merkezli eğitimin "insan öğütme düzeneği"ne dönüşmesi gerçeğine kadar koca bir alan, dökülüyor ve insanlar "acaba bu iktidarın eğitimde bir sıçrama yapma ümidi var mı?" diye soruyorlar? Cevap olarak ne söylenebilir? Ortada daha ilk üç ay içinde kurban verilmiş iddialı bir bakan gerçeği var. Hangi ekip tarafından nasıl oluşturulduğu ve neyi çözeceği anlaşılmayan YEK iddiasından, YÖK'ün gedikli kadrosunun meydan okuma ve güç denemesine kalkışma gibi algılanan isyanı ile tornistan ediş var. Size göre Gürüz - İktidar çekişmesinde kim galip göründü? Ben gene de yeni bakan üzerine ümitli şeyler söylüyorum: -Bakan eğitim camiasının içinden geliyor. Sorunları bildiğini düşünüyorum. Cesurdur da. Ama Milli Eğitim alanı, belki de bu hükümetin en zor sınav alanı olacaktır. En zor sınav alanı olacaktır, doğru. Çünkü bir "28 Şubat hassasiyeti" yaşanmıştır, o hassasiyetin ortadan kalktığına dair net belirtiler yoktur, Gürüz'ün başkaldırısı büyük ihtimalle böyle bir duyarlılığın belli odaklarda var olduğu kanaatine dayanmakta ya da o hassasiyeti provoke etme amacı taşımaktadır ve bu hassasiyetle en doğrudan ilgili alan Milli Eğitim alanıdır. Yani Ak Parti hükümetinin, Milli Eğitim alanında attığı her "onarım adımı"nın, bir odağın gözlem alanına gireceğini ve hassasiyet oluşturacağını bekleyeceği tahmin olunabilir. Aslında Ak Parti hükümetinin bizzat siyasal yapılanma olarak pek çok odağın gözlem alanında olduğunu ve zaten teennili adımlar attığını da bilmekteyiz. Milli Eğitim daha özel bir alandır. Öyleyse... Öyleyse Milli Eğitim alanındaki icraata hep "gözaltı" duygusu ve "hassasiyetlere dokunmama" çabası mı yön verecek? Yaralar hep açık kalacak, milli eğitim, "insan öğütme düzeni" olmaya devam mı edecektir? Ben bu iktidarın buna da razı olmayacağını, en azından tabanın çok kolay ulaşabildiği Meclis kadrosunun, bu anlamda ciddi bir huzursuzluk içine itileceğini tahmin ediyorum. Nitekim ben de beni arayanlara, "bölgenizin milletvekillerinin ve parti kadrolarının kapısını ısrarla çalın" tavsiyesinde bulunuyorum. Kaldı ki, Ak Parti'nin Meclis kadrosunun olsun, hükümeti oluşturan bakanlarının olsun, çocukları veya eşleri itibariyle, her birinde bir "eğitim yarası" bulunduğunu tahmin etmek zor değil. Bir de bu iktidarın eğitimde bir şey yapamaması halinde neredeyse hiçbir şey yapamamış gibi algılanacağı gerçeğinin altını çizmek gerekiyor. Bu iktidarın iktidar sınavı biraz da eğitim alanında yapabildikleri ile ölçülecek. Bir başka husus ise, eğitimin Türkiye'nin "kader sorunu" olduğu gerçeğidir. Eğitim sorununu çözememiş bir ülkenin, yarınlar için ümit taşıyamayacağı doğru ise ve Türkiye'nin çok köklü, kangrenleşmiş bir "eğitim sorunu" bulunduğu biliniyorsa, o zaman bu iktidar, Türkiye'nin geleceği adına bir şey yapacaksa, eğitim sorunu üzerinde yoğunlaşmak zorundadır. Yani olay, Gürüz'ün reaksiyoner başkaldırısının, 28 Şubat'ın paranoid, ülkenin kendi çocuklarını dışlayıcı, ayırımcı, damgalayıcı hassasiyetinin çok ötesinde, Türkiye'nin bir hayat - memat sorunudur. 28 Şubat bir eğitim atılımı getirmedi ki... 28 şubat bir kıyım projesi olarak girdi eğitim alanına. Gürüz YÖK'ü bir kıyım müessesesi haline getirdi. Oradan bir atılım çıkmaz, aksine sorunların derinleştirildiği bir bataklık çıkar. Şu anda eğitim alanı böyle bir bataklığı andırıyor. Hükümet eğitim alanında atılımlar yapmaya mecburdur, hatta mahkumdur. Türkiye'nin geleceğine karşı sorumluluk bu mecburiyet ve mahkumiyetin kaynağıdır. Bence, bu mecburiyet - mahkumiyet duygusuyla yola çıkmak zorundadır hükümet. Bütün alanlarda eğitime bakışını bu çerçevede ortaya koymak zorundadır. Ama bunun için böyle bir eğitim atılımını sağlayacak "atılım projesi"ne sahip olmak ve ondan sonra büyük bir yürekle her ortamda üstlendiğiniz misyonu savunmak gerekiyor. -İnsanları kıyarak olmaz, diyeceksiniz. -Yetişmiş insanların önünü, kılık - kıyafet gibi şabloncu gerekçelerle keserek olmaz, diyeceksiniz. -Bir tek insanı bile kurban veremeyiz, diyeceksiniz. -Çocuklarımızın her birine en büyük sevgiyi sunmak zorundayız, diyeceksiniz. -Türkiye, eğitim alanındaki atılımla yarınları kuşatacaktır, diyeceksiniz. -Daha özgür, daha mutlu, daha kendine güvenen, daha güzel bir Türkiye aşkımızı kimse sınırlayamaz, diyeceksiniz. -Yüreğimiz bu ülkenin tüm çocuklarını kucaklayacak kadar büyük diyeceksiniz. Sayın Çelik büyük bir sınavdasınız. Ümitleri diri tutunuz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |