AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Edeb'in olmadığı yerde edebiyat da yok, ebedîyet de!

Bir edebiyat eserinin, okuru olmadan, okurunu bulmadan kendini gerçekleştirmesi tam olarak mümkün değil. Şiir-öykü-roman-deneme-inceleme-araştırma-hatıra-günlük-biyografi-otobiyografi.. gibi oldukça zengin bir çeşitlilik gösteren edebiyatın herhangi bir türünde ortaya konulan eserin okuruna ulaşmasında, yazardan sonra, okurdan önce devreye giren etkenler, eserin ne kadar okura ulaşacağını belirliyor. Eserin hangi yayınevinden çıktığı, yayınevinin söz konusu eser için nasıl bir dağıtım ve tanıtım yöntemi izlediği, eserin tanıtımında yazılı-görsel-işitsel medya araçlarının ne tür bir işlev gördüğü, okurun bu medya araçlarında karşılaştığı eseri alıp almayacağını, okuyup okumayacağını dolaylı yollardan etkiliyor.

Kültür kamuoyunun oluşturulmasında, diğer faktörler kadar, hatta daha fazla medyanın etkisi var. Ancak medyanın bir edebiyat eserini haberleştirirken yahut eserin yaratıcısı ile eser ve eseri üretiş süreci üzerine söyleşirken, hayatın hemen hemen her alanında görülen sıkıntılardan azade olduğu da söylenemez. Modern dünyanın gelip tıkandığı her noktanın bir benzeri edebiyat dünyası için de geçerli. Bu, yankısını sonsuza ulaştırmayan / ulaştıramayan / ulaştırmak gibi bir derdi olmayan; ebedîyet duygusundan mahrum dünyanın benzer çarkları, edebiyat dünyasında da tıkır tıkır döndürülüyor. Çarklar döndükçe, edebiyat 'edep'ten sıyrılıyor ve ortaya sığlaşmış, yozlaşmış bir edebiyat çıkıyor. 'İyi' edebiyatın 'kötü' edebiyatı kovacağı varsayımı, devreye giren profesyonellerin katkılarıyla pratiğe dökülemiyor.

Niceliğin öncelendiği, niteliğin ötelendiği bir edebiyat ortamında amaç, haliyle 'pazar' başarısı oluyor. Pazarın olduğu yerde ise artık eserden değil 'ürün'den, yaratıcıdan değil 'üretici'den, okurdan değil 'tüketici'den bahsediliyor.

Yazarın son noktayı koyup kenara çekilmesiyle birlikte, serbest piyasa ekonomisinin belirleyici olduğu "edebiyat pazarı"nda ticari bir meta haline dönüşen 'eser', okura yani 'tüketici'ye satıştan sorumlu profesyonellerin belirlediği yöntemlerle ulaştırılıyor. Bu yöntemlerin arasında, her türlü mecranın kullanıldığı reklamlar, 'reklamın iyisi kötüsü olmaz' mantığının hizmetinde sansasyona, magazine kapı aralayan haberler de bulunuyor. Bu yüzden okur, bir edebiyat eserinin adıyla, magazin sayfalarındaki manken haberlerinin arasında yahut, televizyonların eğlence ve gösteriye dayalı şarkılı türkülü programlarında da karşılaşabiliyor. Kitapla veya yazarla ilgili çıkan / çıkarılan bir dedikodu, patlak veren / patlatılıveren bir polemik bile; sansasyona, magazine, dedikoduya, ifşaya, teşhire ve gözetlemeye, mahrem olanın didiklenmesinden edinilen hazza alıştırılmış ülke insanının rağbet ettiği haber türüne girdiğinden, günler sürecek zincir haberlerin tetikleyicisi oluveriyor.

Böylesi haberlerin yayınlanması, okurun merak duygusunu bir kez daha hararetle kaşıdığı, okuru kitaba kışkırttığı için satışa da yansıyor ve böylece profesyonellerin amacı gerçekleşiyor! Kitap 'çok satan', yazar adından sıkça söz edilen 'star/marka', yayınevi 'köşe' oluyor!

Satışa / niceliğe önem verilen böylesi bir ortamda olan ise gerçek edebiyata oluyor. Okur sayısı artsa bile; okurun genel beğeni ve entelektüel düzeyi gerilediği; piyasa, yayınevlerinin yumuşak karnı olduğu ve aynı zamanda ticari bir kurum olan yayınevleri çok satan kitabın çekiciliğine direnme gücünü yitirdikçe, iyi edebiyat kazanılmış mevzilerini bile birer birer kaybediyor. Sıkı okurun yerini sığ okur, sıkı edebiyatın yerini sığ ve yoz edebiyat, kalıcı eserin yerini ise rüzgâr görmüş şişirme bir eser alıyor. Edebîyat 'edep'ten sıyrıldıkça, ebedîyetten de uzaklaşıyor.

Bu gidişata dur demek için ise, artık daha fazla zaman kaybetmemek gerekiyor. Yazarların, yayınevlerinin, medyanın ve okurun tercihini iyi ve kalıcı olandan yana yapması kadar, eleştirinin sağlık işareti olduğu gerçeğinin hatırlanarak edebiyat eleştirmenliğinin de acilen diriltilmesi icap ediyor.

Eğer toplumun düşünsel olgunluk ölçütünün eleştiriye tahammül olduğu, bir yazarın / yapıtın okura olduğu kadar eleştiriye de ihtiyaç duyduğu gerçeğini bir an önce hayata geçiremezsek, sahip çıkmak isteyeceğimiz değerlerin çoktan buharlaşıp havaya karışmış olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacağız.


19 Nisan 2003
Cumartesi
 
FADİME ÖZKAN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED