|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Amerika ve İngiltere Irak'a saldırısından önce, 23 Ocak'ta Türkiye, İran, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Mısır temsilcileri İstanbul'da Irak için toplandı. Şimdi Suriye'nin işgali gündemde ve aynı ülkeler dün Riyad'da, bu sefer Suriye için toplandılar. Her ne kadar toplantının konusu işgal edilen Irak'ın geleceği ise de, gerçek gündem Suriye'nin geleceği. Riyad toplantısına da Kuveyt ve Bahreyn hariç aynı ülkeler, Suudi Arabistan, Türkiye, İran, Suriye, Ürdün ve Mısır'ın dışişleri bakanları ile Arap Birliği'nden temsilciler katıldı. İstanbul'daki zirve, tüm iyi niyetlere ve umutlara rağmen, sonuç olarak "hüsran" oldu. Katılımcılar ABD ve İngiltere'ye yönelik "uluslararası hukuk" uyarısı bile yapamadılar. Bağdat'ın ABD'nin isteklerine boyun eğmeye çağırdılar. Amerika, bu toplantıdan hiç rahatsız olmadı. Hatta "Ankara ile sürekli danışma halindeyiz" diyerek bilgisi dahilinde yapıldığına işaret etti. Riyad toplantısında da İngilizler sahnede. İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Riyad yönetimine gönderdiği mesaj ve İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Riyad temaslarının ardından toplantı için çağrı yapıldı ve bu, İstanbul toplantısının devamı olarak gösterildi. İngiltere ve ABD, bu toplantıya da tepki göstermezken, Türkiye-İran ve Suriye arasındaki yakınlaşmaya savaş açtılar. El Kaide bombacısı da "İranlı" olacak galiba
İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi'nin Ankara ziyaretinden sonra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Şam ziyareti "ertelendi" ya da iptal ettirildi. Ardından İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom Ankara'ya geldi ve Suriye'ye tehditler savurdu. Ardından Türkiye'de terör uyarıları yapılmaya başlandı. Silopi'de iki "canlı bomba" ortaya çıktı. Bu kişilerin "Suriyeli" olması özellikle dikkat çekici. El Kaide'nin terör eylemi yapacağı uyarıları yapılıyor. Muhtemelen bunun sonucunda da "İran kökenli teröristler" yakalanacak. Bütün bunların Şalom'un Ankara'da Suriye'ye tehditler yağdırmasından sonra ortaya çıkışı daha da ibret verici. Ne gariptir ki, üç ülke arasındaki yakınlaşmayı sabote ede ve Gül'ün Şam'a gitmesini engelleyen Amerika, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı Şam'a göndermeye hazırlanıyor. ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz, NTV'de yer alan açıklamasında, "Türkiye'nin gelecekte Suriye ve İran'la mı yoksa batıyla mı beraber olacağına karar vermesi gerektiğini" söyledi. Abramowitz, "Türkiye nereye gittiğine ve yapmak istediğine karar vermeli. Avrupa Birliği'yle sorunları var, Amerikalılarla sorunları var. Dünyanın hangi kısmında olmak istiyor? Irak'la mı, İran'la mı, Suriye'yle mi, Malezya'yla mı? Nerede olmak istiyor? Bunun gelecekteki Türk-Amerikan ilişkilerinde çok önemli olacağını düşünüyorum" diyor. Wall Street Journal gazetesi de, 10 Nisan'da, "Türkiye'nin, İran ve Suriye ile yakınlaşmasının ABD'yi rahatsız ettiğini"yazdı. Amerika, Türkiye'nin komşularıyla yakınlaşmasını derin bir kriz, Türkiye'nin Batı'dan tamamen kopuşu olarak gördüğünü hissettiriyor. Oysa bu sadece bir blöf.
Türkiye-İran-Suriye yakınlaşır korkusu
Peki Amerika neden İstanbul ve Riyad toplantılarına karşı çıkmıyor da, her iki toplantıda da yer alan üç ülkenin yakınlaşmasından bu kadar ürküyor? Burası önemli. Çünkü her iki toplantıya katılan ülkelerin işgale karşı politika belirlemeleri mümkün değil. Riyad toplantısına katılanlara bakalım: İran ve Suriye bir cephe, Türkiye-Ürdün ayrı bir cephe. Kuveyt ve Bahreyn ABD'nin askeri denetimi altında. Mısır'ın, Ortadoğu'ya yönelik işgallerden beklentileri var: Irak'ın ve Suriye'nin işgali Arap dünyasının ağırlık merkezinin Kahire'ye kaymasına neden olacak. Suudi Arabistan ise bir başka cephe. Ayrılıkların belirlediği bu bölgeye yönelen tehditlere karşı bir duruş geliştirilmesi çok zor. Hele ABD ve İngiltere'nin müdahalesi bu kadar yoğun iken... Oysa bu ülkeler için, ayrılıklardan daha güçlü ortak bir nokta var: Tehdit. Ortadoğu'ya yönelen yeni sömürgecilik, toplantılara katılan bütün ülkeleri tehdit ediyor. İstanbul toplantısı çin çok önemliydi. Çünkü tehdit Bütün Ortadoğu'yu, Orta Asya'yı, Kafkaslar'ı hedef alıyor. Olmadı. Riyad toplantısı da bu anlamda önemli. Ancak daha dar kapsamlı, Türkiye-İran-Suriye arasında oluşturulacak bir inisiyatif, bölge için gerçekten umut haline gelebilir ve halka zamanla gelişir. Türkiye-İran-Suriye yakınlaşması Basra Körfezi'nden Doğu Akdeniz'e uzanan coğrafyada, Amerika-İngiltere-İsrail dışında bölge ülkelerinin de güç olmasına neden olacak. Bölge ülkelerinin birbirinden kopuşu engellenecek. Böylece şeytan ekseni yara alacak.
Türkiye'nin yakaladığı eşsiz fırsat
Türkiye, bölgesel etkinlik açısından inanılmaz bir fırsat yakaladı. Hem Avrupa için, hem Arap dünyası için hem de İran ve Suriye için Türkiye mutlaka yakın ilişki içinde bulunulması gereken ülke haline geldi. Amerika'nın küresel sistem projesinden dışlanan Avrupa, şu ana kadar Türkiye'nin bu rolünü anlayamadı. Kuşatılan İran ve Suriye, hem aralarındaki ilişkinin devamı hem de dünyaya açılma konusunda Türkiye'ye muhtaç. Yüzyıllık bir yıkımın eşiğine getirilen Arap dünyası da Türkiye'ye eskisine oranla daha fazla ihtiyaç duyuyor. Böyle bir vizyonu yakalayan Türkiye'nin, "Amerika-İngiltere-İsrail üçlüsü"ne bağımlı davranması, küresel ve bölgesel politikalarını büyük oranda bu üç ülkenin ruhsatına endekslemesi kadar talihsiz bir durum olamaz. Daha dün yıllardır "stratejik müttefik" söylemleriyle her cepheye sürdükleri Türkiye'ye Kuzey Irak'tan uzak tutmak için yapmadıkları çirkinlik kalmadı. Türkiye, İran ve Arap dünyasının çıkarları/endişeleri ilk kez bu derece örtüşüyor. Bunun ilk somut sonucu Türkiye-İran-Suriye yakınlaşması olmalı. Aksi takdirde bütün bölge paramparça edilecek, kaynaklarına el konulacak, siyasal iradeleri rehin alınacak ve çok tehlikeli etnik çatışmalar körüklenecek. Çıkarlar bu ülkeleri şimdiye kadar bir araya getiremedi. Umarız "ortak tehdit" nedeniyle bu gerçekleşebilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |