|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce hükümet sözcüsünün ağzından duyduk, sonra başbakan ve dışişleri bakanı aynı beklentiyi tekrarladılar. Dün de, bir gazetede, genelkurmay başkanının 'olumlu' görüşü yer aldı. Öyle anlaşılıyor ki, Irak'ın yeniden imarı faaliyetiyle yetinilmesi gerekirken, Türkiye, asker göndermeye de hazırlanıyor... Hükümetin Irak konusunda ağır mânevi baskı altında tutulduğu görülüyor. TBMM'nin kabul etmediği ikinci tezkere sonrasında yaşananlar o psikolojinin etkisiyle gerçekleşti. Aslında kabul edilmeyen tezkere kapsamına giren kolaylıklar birbiri ardına sağlandı Amerika'ya. Topraklarımızda 62 bin Amerikan askeri konuşlandırma dışında, ABD, her türlü yardımı gördü ülkemizden... Türkiye, eğer dışa yansıyan niyet hayata geçirilecek olursa, Irak'taki işgal gücünün bir parçası haline dönüşecek... Amerika'nın ve Amerikancı çevrelerin 'zafer' nidâları eşliğinde ortaya attıkları sis bombası gerçeği görmemizi engellememeli: Irak'taki yabancı askerlerin varlığı herhangi bir 'meşru' temele dayanmıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Irak operasyonunu onaylamadı; 1441 sayılı kararda yer alan 'kitle imha silâhları' iddiası ise, Irak'ın her karış toprağını işgal altında tutan ABD/İngiltere cephesi tarafından kanıtlanamadı. Meşruiyet temelinden yoksun askerî operasyonun ortaya çıkardığı yeni durum da, hiç değilse şimdilik, iç açıcı değil. Irak'ta bozulan dengelerin nasıl yerli yerine oturacağı bilinmiyor. Vaatlerin karşılanması geciktikçe Irak halkının huzursuzluğu artıyor; düşürülen rejimin yerine getirilmek istenen yönetim ise, hem 'kolonyal' anlayışı yansıttığı için, hem de öngörülen kişiler bakımından kabulden uzak... Nitekim, ülkenin dört bir tarafında, ABD'yi hedef alan gösterilerden geçilmiyor... Böyle bir kargaşa ortamında Türkiye'nin askerî varlığına gerek yok. Türkiye'nin geçmişte üstlendiği 'barışı koruma' göreviyle en ufak bir benzerliği yok Irak'taki durumun. Bosna'da, Kosova'da, Somali'de, Afganistan'da üstlenilen görevler ya BM veya NATO kapsamı içindeydi; ABD ve İngiltere, Irak'ta, BM'yi ısrarla sorunun dışında tutuyor. Irak'a Türk askeri yollanırsa, bunun şimdiye kadar bilinen örneklerin hiçbirine benzemeyeceği açık. Daha da önemlisi, Irak'a asker yollanırsa, ikinci tezkerenin TBMM tarafından geri gönderilmesiyle kazanılan ve gerçek anlamda 'barışı koruma amaçlı' girişimlerde işe yarayacak itibar da bir günde yok olacaktır... Hükümetin kafa karışıklığından acele kurtulması ve savaş lobisinin dünyayı yeniden kurgulama projesi konusunda daha açık bir tavır takınması gerekiyor... Kafa karışıklığının derinliği, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın önceki gün Amerikan Washington Post gazetesinde yayımlanan makalesine de yansıdı. Makalede, Türkiye'nin her şey olup bittikten sonra ve BM tarafından görevlendirilince karıştığı Afganistan'daki barışı koruma amaçlı misyonu ile ilgili şu cümle de yer alıyor: "Türkler, özgürlüğü savunma amacıyla ortak düşmana karşı savaşmak üzere, oğulları ve kızlarını Afganistan'a göndermekte ve son sekiz ay boyunca orada yürütülen uluslararası barışı koruma faaliyetini yönetmekte tereddüt geçirmediler." Söylemeye bile gerek yok: Türkiye'nin oğulları ve kızları Afganistan'a savaşmaya gitmediler... Son savaş boyunca Irak'ta yaşananlar, kültür değerlerinin yağmaya mâruz bırakılma barbarlığı, halkın işgale gösterdiği tepki ve her şeyden önemlisi savaşın 'demokrasi ihracı' için uygun bir yöntem olarak görülmesi yanlışlığı, bütün Türkiye'ye, "İyi ki bu hercümercin dışında kaldık" dedirtti. Bu görüntüyü bozmanın ve bayağı bir miktarı hükümete yönelmiş sempatiyi yok etmenin ne âlemi var? Türkiye, Irak'a asker göndermemelidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |