AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
Hürriyet 'Bizimkiler'i bize gammazlıyor!

Hürriyet gazetesinin Kıbrıs sorununu "muhafazakâr" bir bakış açısından değerlendirdiği muhakkak. Nitekim gazete bu yolda elinden geleni ardına koymamaya yeminli görünüyor.

21 Nisan tarihli sayısını şöyle bir manşetle süslemiş: "Bizimkiler savundu"(!) Burada "Bizimkiler"den kasıt, Yunanistan Başbakanı Simitis'in Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki davetine icabet eden "KKTC'deki sol muhalefet"ten başkası değil.

Simitis'in (bir Yunan gazetesine göre) Kıbrıs ziyareti sırasında "Enosis'i başardık" demesi karşısında "sol muhalefet" meseleyi büyütmemiş.

Toplumcu Kurtuluş Partisi Başkanı Hüseyin Angolemli, "Belki geçmişte içinde kalan bir şey Simitis'in diline yansıdı diye düşünülebilir. Ama bana göre dil sürçmesi ve üzerinde fazla durmaya gelmez" derken, Cumhuriyetçi Türk Partisi Başkanı Mehmet Ali Talat durumu daha soğukkanlı bir biçimde şöyle değerlendirmiş: "Çok büyük olasılıkla Kıbrıs'ın Avrupa Birliği ile bütünleşmesini kastetti. Enosis Yunanca birleşme ve bütünleşme anlamına geliyor. Ancak yine de sağlıklı bir yorum yapılabilmesi için sözlerinin incelenmesi gerekiyor."

Ama olsun; en "Kıbrıslı" Hürriyet bu açıklamaları kaçırır mı? Bakın ne diyor: "Türklerin tüylerini diker diken eden 'Enosis' sözcüğünü, Rum Kesimi'nin AB üyeliği için kullanan Yunanistan Başbakanı Simitis'i savunmak yine Türklere düştü."

Eh bu durumda Kıbrıslı Türkleri Türklere gammazlamak da tabii ki Hürriyet'e düşüyor!

Unutmadan şu hususu da hatırlatalım: Artık AB üyeliği gerçekleştiğine göre çoktan "tarih" olan ama bir zamanlar sıkça duyduğumuz "Enonis" sözcüğü tabii ki Kıbrıs'ın Yunanistan ile birleşmesi anlamına geliyordu. Peki ya "bir zamanlar" değil, hâlâ sıkça duyduğumuz Kıbrıs'ın kuzeyinin Türkiye ile birleştirilmesi ya da "bütünleştirilmesi" (entegrasyon) ne anlama geliyor dersiniz?

Sonuç: Hürriyet bu gammazcı yayın politikasıyla gerçekten huzur kaçıran bir gazete... (K.B.)

'Evropaiki Enosis'

İşte size "Altemur Kılıç abimiz" ve benzerlerinin tüylerini diken diken edecek bir başlık…İçinde hem "Avrupa" var hem "Enosis"; üstelik de Yunanca…

Fakat telaşa mahal yok, bu iki sözcük Yunanca "Avrupa Birliği" anlamına geliyor. Yani anlayacağınız, "enosis" sözcüğü Yunanlı politikacıların her gün defalarca kullandıkları bir sözcük… Konuyu, Yunanistan Başbakanı Simitis'in Kıbrıs'ı ziyaretinde söylediği ve bir Rum gazetesinde "köpürte köpürte" yayımlanmış meşhur sözlere getirmek istediğimizi anlamışsınızdır: "Sonunda enosisi başardık…"

Simitis'in sözlerinin Türk basınında yarattığı sarsıntıyı da izlemişsinizdir, zaten bitişikteki "Hürriyet 'bizimkiler'i bize gammazlıyor" başlıklı yazı da aynı konuya ilişkin…

Radikal'in Atina muhabiri Yorgo Kırbaki, 22 Nisan'da, Simitis'in "enosis" sözcüğünü telaffuzundan sonra "Türk basınında koparılan fırtına"yı ele alan bir yazı yayımladı. Basında çıkan haberleri Kırbaki'nin verdiği bilgiler eşliğinde okuduğumuzda gülümsememek elde değil…

Her şeyden once Kırbaki'nin kendi değerlendirmesini öğrenelim: Ona gore, Simitis ya "Kıbrıs'ın AB'ye katılımını kastetti" ya da "dili sürçtü…" Kırbaki, "enosis" sözcüğünün Yunanca kullanımından örnekler vermeden önce, bizim gazetelerimizin üzerinde hiç durmadığı şu gerçeği hatırlatıyor: "Simitis 'enosisçi' olarak bilinmez…"

Yazıda bundan sonra Yunan Başbakanı'nın "dil sürçmeleriyle" ünlü olduğu, bu yanıyla sık sık "televizyonların güldürü programlarında konu edildiği" anlatılıyor. Ama en eğlenceli bölüm, "enosis" sözcüğünün Yunancadaki kullanımının anlatıldığı bölüm… Türk gazeteleri "enosis"i neredeyse "Kıbrıs'ı Yunanistan'a katma" idealini anlatan "özel" bir isim gibi kullansa da, bakın durum aslında nasılmış:

"Simitis'in dilinin mi sürçtüğü yoksa Kıbrıs'ın AB üyeliğini kast ederek 'enosis' mi dediği bir yana 'enosis' kelimesinin Yunanca karşılığı birlik hatta birleşme. Mesela 'Evropaiki Enosis' Avrupa Birliği demek… 'Enosis Elellinon Ksenodohon da Otel Sahipleri Birliği. Simitis bu bazda Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne katılımına değinirken bugüne kadar defalarca 'enosis' kelimesini kullandı. Yunanistan'da ve Güney Kıbrıs'ta 'enosis'çi yok mu? Elbette var ama işbaşına geldiğinden beri Simitis'in 'enosisçi' olduğu hiç duyulmadı."

Kırbaki, "ne olur ne olmaz" notuyla, Simitis'in aynı konuşmada kullandığı "Aftos ehi MEGALİ İDEA yia to eafto tu" cümlesinin de "Onun kendisi için büyük görüşü vardır, yani kendini bir şey zanneder" anlamında kullanıldığını hatırlatıp uyarıyor: "Ola ki bir gün bu cümleyi duyarsanız, cümledeki 'megali idea'yı başka şeylere yormayın…"

Hadi Türk gazetecileri Yunanca bilmiyor, Simitis'in dil sürçmeleriyle ünlü bir başbakan olduğunun da farkında değiller ve dolayısıyla "enosis"i bildiğimiz "eno-sis" anlamında algıladılar… Peki haberi yayımlayan Rum gazetesi Mahi neden manşetten, "Enosis'i başardık" başlığıyla ve köpürte köpürte vermişti bu haberi?

Kırbaki'nin yazısında onun da cevabı var: "Çünkü Mahi'nin sahibi Sotiris Samson'du. Sotris kimin oğluydu dersiniz? 1974'te Kıbrıs'ta faşist darbeye liderlik eden Nikos Samson'un…" (A.G.)

'Saddam'a suçüstü' manşetlerine dönüp bakarsak...

Kronik Medya'da daha önce, bugünlerde bütün dünya basınının bu soruyla çalkalanması gerektiğini, Amerikan ve İngiliz yönetimlerinin sorulardan bunalması gerektiğini yazmıştık; tabii, gazetecilikten bildiğimiz anlamda gazeteciliği anlıyorsak...

The Independent hâlâ "eski tip" gazeteciliğe bağlı olduğu için bıkmadan usanmadan soruyor bu soruyu. Milliyet (21 Nisan) şöyle aktarıyor: "Irak'ta binlerce sivilin ölümü, müzelerin yağmalanması ve kaosun yaşanmasına yol açan savaşın amacının Saddam rejiminin elindeki kitle imha silahlarının ele geçirilip ortadan kaldırılması olarak açıklandığını hatırlatan gazete, 'Bize söylenen buydu, şimdi ne oldu?' diye sordu."

BM'DEKİ ŞOV VE TÜRK MEDYASI

Evet, "bize söylenen" buydu ve sadece buydu... Ve Amerikan-İngiliz yönetimleri, dünya kamuoyunun önemli bir bölümü bu konuda ikna edilemezse savaşın başlatılamayacağını gayet iyi biliyorlardı. Gelin şimdi, o günlerdeki yoğun haber bombardımanını, işin zirvesi olan Birleşmiş Milletler'deki şovu ve bazı gazetelerimizin "Irak'ta kitle imha silahlarının varlığına" nasıl şaşırtıcı bir şekilde ikna olduğunu kısaca hatırlayalım...

ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın uydu fotoğrafları ve bilgisayar grafikleri ile BM'de gerçekleştirdiği sunum, hani neredeyse Bağdat'ın bombalanmaya başladığı gün kadar ilgi çekmiş, saatler süren görüşme televizyonlardan canlı yayınlarla aktarılmıştı.

Kronik Medya'da konu etmiştik, hatırlayacaksınız, başta CNN Türk'tekiler olmak üzere televizyon stüdyolarındaki uzmanlar "sunum"u genellikle çok "parlak" bulmuş, Powell'ın, kitle imha silahları konusundaki "kuşkuları sildiğini" öne sürmüşlerdi. Gene hatırlayacaksınız, CNN Türk'ten Mehmet Ali Birand, "sunum"un kendilerini ikna edip etmediğini bazı gazete yöneticilerine de sormuş, onlar da henüz 10 dakika önce izledikleri Powell'ın "etkili, ikna edici" olduğu konusunda görüş birliğine varmıştı.

BABAHAN'A ŞAŞIRMIŞTIK

Biz en çok, o güne kadar "kitle imha silahlarının bahane olduğunu, savaşın asıl nedeninin petrol ve ABD'nin bölgeye nizam verme kararlılığı olduğunu" savunan Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Ergun Babahan'ın "Evet, ben ikna oldum" sözlerine takılmıştık... Babahan'ın gazetesi, ertesi gün de "SADDAM'A SUÇÜSTÜ" manşetiyle, yani artık ortada hiçbir kuşku kalmadığını söyleyen bir inanmışlıkla dizayn edilmişti...

Sabah yalnız değildi tabii; Türkiye'de de dünyada da "Sabah inanmışlığı"yla hazırlanan gazeteler, öbürlerinden kat kat fazlaydı. Dünya kamuoyu, işte böyle adım adım "ikna edildi" ve bu tür yayınlar sayesinde ilk bombalar şu duyguyla karşılandı: "Eh, onlar da kitle imha silahlarına sahip olmasaydı..."

Şimdi dönüp bakıldığında, "Saddam'a suçüstü" manşetlerinin neye hizmet ettiği çok daha iyi anlaşılabiliyor. Peki, Sabah (ve benzerleri) bugünlerde durmaksızın sorulması gereken "nerede bu silahlar" sorularını soruyor mu? Ne gezer? Onlar şimdi harıl harıl "Saddam'ın günahları" haberleri yayımlıyor. Bir yerlerden gürül gürül aktığı anlaşılan bu haberlerin hangi soruları perdelediğini kendilerine hiç sormadan...

Sabah dün de (21 Nisan) bir tam sayfa ayırmış bu haberlere... "Orta sayfa"daki beş haberin başlıklarını aktaralım:

"Saddam'ın akıl almaz işkenceler yaptığı belgeleriyle kanıtlandı: Mahkûmları kıyma yapıp nehre atıyordu... Psikopatik porno düşkünüymüş! Uzmanlar; Cumhuriyet Sarayı'nda bulunan ve Saddam'ın Babil Kralı Nabukadnezar olarak tasvir edildiği resmi böyle yorumladı. Saddam resimde ok ve yayla F-18'leri kovalıyor... Onun fantezisi de çivili kutu kullanmak: Uday 'demir bakire' ile işkence yapıyordu... Sarayın altından 1 katrilyon çıktı... Türkler telekulak kurbanı..."

Zalim bir diktatörlük olduğu zaten ortaya çıkan bir rejimin zalim bir diktatörlük olduğu neden her gün bir daha, bir daha, bir daha "ispatlanır?" Buna karşılık her gün sorulması gereken sorular hiç sorulmaz? Bakalım Sabah, The Independent'ın merak ettiği şeyi ne zaman merak etmeye başlayacak? (A.G.)

Hürriyet'ten 'İzlemiş kadar olun' hizmeti!

Biz Türkiye'de de, tabii ki yalnızca "yetişkinler"in ulaşabileceği bir dağıtım ağı kurulmak şartıyla, erotik-porno yayınların "yasal" hale getirilmesine taraftarız. Birçok ülkede olduğu gibi bu "dağıtım ağı" o derece iyi denetlenmeli ve o derece kapalı olmalıdır ki, söz konusu yayınlar müşterisi olmayan yetişkinlerin gözlerinden de hepten uzak kalabilsin. Yani ne ilan, ne reklam; sadece özel olarak arayanların bulup ulaşabilecekleri bir külliyat....

Bu önerimizi yadırgadıysanız biraz bekleyin, çünkü söyleyeceklerimiz bitmedi.

Söz konusu yayınların söylediğimiz bir basım-dağıtım düzenine sahip olmaması, herşeyden önce "günlük siyasi gazetelerimiz"i yoldan çıkarıyor. Gazetelerimizin çok büyük bölümü okurlarını bu "hizmet"ten de mahrum bırakmamak için bin türlü "kurnazlık" peşine düşüyor. Yok "Arka kapak güzeli", yok "Orta sayfa güzeli", olmadı "mayo/çamaşır defilesi", vesaire...

Sonuç ortada: Dünyada ve ülkede olup biteni izlemek için gazete alanların yüzde doksanı, asıl niyetleri o olmasa da her gün oradan buradan araklanmış onlarca "güzel"le karşılaşıyorlar. Biraz sonra vereceğimiz örnekle olduğu gibi bazen gazetelerimize bu da yetmiyor. "Erotik"le yetinmeyip "kurnaz" bir biçimde sayfalarını ufak ufak "porno"ya açmak da geçiyor içlerinden....

Mesela 20 Nisan tarihli Hürriyet'te yer alan Ayşe Arman röportajı. Hikaye (duymayan kaldı mı acaba?) özetle şöyle: Ankaralı bir işadamı meğer yıllardır pekçok kadınla olan ilişkisini filme çeker ve gizli gizli seyredermiş. Sonunda karısı durumu anlamış ve boşanmaya karar vermişler. Araya yüklü tazminatların da girdiği boşanma davası devam ediyormuş.

Ayşe Arman, Ankara'ya gidip "pornocu" adamın karısıyla bir röportaj yapmış. Bu arada "kasetleri"de seyrettiğini söylüyor. "Pornocu"nun karısı olup biteni bir güzel anlatıyor. Ne zaman farketti, kasetlerdeki manzara nasıldı, sonra ne oldu, vesaire....

Ancak burada işin içine bir "kurnazlık" giriyor. Bu "kurnazlığın" Arman'ın aklından çıktığını sanmıyoruz. Hürriyet yazıişlerinin aklına gelen bu "kurnazlık" şöyle bir şey: Röportajı, "kasetler"de yer alan görüntülerin "çizimleri" ile donatmak! Hem de tek bir "çizim" filan değil, bol miktarda... Bu çizimler öyle düşünülmüş ve çizilmiş ki, Arman'ın ve "pornocu"nun karısının anlattığı sahneler neredeyse tamı tamına okurun karşısında... (Röportajdan öğrendiğimize göre, filmlerde "pornocu"nun ayağında "kahverengi" çorap varmış ve biz okurlar "çizimler"de bu çorabı görmekten bile mahrum bırakılmamışız!)

Yani özetle, Hürriyet'in yaptığı da aslında bir "porno yayın"; ancak bir "röportaj" makyajı altında... Biraz daha gayret edilse, gazetenin söz konusu çizimleri bir "porno çizgi roman eki" olarak vermesi işten bile değil!

İşte böyle; yazının başındaki fikre dönecek olursak: Bir ülkede her yayın olması gerektiği gibi düzenlenmezse, ülkenin "günlük siyasi gazeteleri" de "porno çizgi roman eki" vermek için her türlü cinliğe başvurur ve sonunda ülke medyası ne idüğü belirsiz, karmakarışık bir kimlik kazanır... (K.B.)


23 Nisan 2003
Çarşamba
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED