|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin bugün büyük bölümü AB çatısı altında toplanmış olan Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiyeli göçmenlerle ilgisi ne seviyede? Hayır olmadı; soruyu şöyle sormak daha yerinde olur: Bugün büyük bölümü AB çatısı altında toplanmış olan Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiyeli göçmenler Türkiye'nin umurunda mı? (Bakın böyle çok daha iyi oldu!) Şimdi de sorunun cevabı: Hayır, hemen hemen hiç umurunda değil... Tamam, bazı devlet kurumlarının oralarda temsilcilikleri eksik değil; hatta Türkiye bu göçmenlerden konsolosluklar vasıtasıyla pasaporttu, askerlikti, vekaletnameydi filan derken hiç de fena olmayan "harçlar" da tahsil ediyor. Ama şurası muhakkak ki, Avrupa'da yaşayan Türk vatandaşı ve Türk asıllı Alman, Fransız, Hollandalı (...) üç milyona yakın göçmen Türkiye'nin ciddi olarak ilgi alanına girmiyor... Türkiye bu bakımdan, dünyanın dört bir tarafına yolladığı göçmenlerine "vefasız" davranan ülkelerin belki de başında geliyor. Unutmayalım; en başta bu "ilgisizlik" nedeniyle, "Türkler" dünyanın belki de en kolay "asimile" olan milleti... Bunları söylediğim için kızmaca darılmaca yok: İsterseniz bakın dünyanın herhangi bir yerindeki göçmen topluluklarına; Türkler gibi, üzerinden iki kuşak geçmeden dillerini kaybeden topluluk var mı? "Avrupa'daki Türkler" aslında gittikleri yerlerde "unutulmuş", bir zamanlar ya da halen vatandaşı oldukları devlet tarafından tamamen kendi hallerine terkedilmiş, bugüne kadar kendileriyle yalnızca"ekonomik" planda ilgilenilmiş çok acılı bir göçmen kafilesi.... Peki ya bu Türkiyeli göçmenler kendi başlarına kalınca ne yapmışlar? Ellerinden ne geliyorsa onu yapabilmişler tabii... Kimi içinde yaşadığı topluma hepten asimile olmuş, kimi varolma mücadelesi vererek dinine daha bir sıkı sarılmış, kimi ise ait olduğu "kültürler"i elinden geldiğince yaşatmaya koyulmuş. Bu ülkelere yolunuz düştüğünde açıkça gözlemliyorsunuz zaten. Göçmen dede ve babaların Türkiye'den beraberinde götürdüğü "cenah" aidiyetleri orada daha bir keskinleşmiş olarak yeniden ve yeniden üretilmiş. Ama unutmayalım ki, bu parçalı manzara da esas olarak "eski nesiller"in ısrarından kaynaklanıyor. "Yeni nesiller"i zaten hiç sormayın.... Belki diyeceksiniz ki, "Başka türlüsü mümkün müydü?". Doğru; "ortak akıl"ı ülkesinde yakalamasına izin verilmemiş bir toplum gurbette başka ne yapabilirdi ki.... Şimdi de öğreniyoruz ki (Milliyet, 22 Nisan), asıl olarak Avrupa ülkeleri olmak üzere "yurtdışındaki dernekleri tek çatı altında toplamak için" çalışma yapılıyormuş. MGK Genel Sekreteri bu amaçla bir Avrupa gezisi yapmış ve davet edilen derneklerden "bir çatı" altında toplanarak "Türkiye'nin menfaati için faaliyette bulunması, yani bir tür lobicilik yapması" istenmiş. Gazetede MGK Genel Sekreteri'nin görüştüğü derneklerin adları da var. Liste şöyle: "Atatürkçü Düşünce dernekleri, Diyanet'in temsilcilikleri ve öncülük ettiği faaliyetler, Alevi dernekleri, spor dernekleri, kadın dernekleri, işaramları dernekleri." Meseleye biraz aşina olanların dikkatini hemen çekmiştir muhakkak: Adları sayılan bu dernekler ya devletin Avrupa ülkelerindeki temsilcilikleri ya da bu ülkelerdeki en geniş kesimi içinde barındırmayan "azınlık" dernekleri olmaktan ibarettir.... İçlerinden bazıları "yarı resmi" nitelik taşımaktadır. Nitekim böyle oldukları için de, üç milyon göçmenin çok küçük bir bölümüne asıl olarak "konferans" hizmeti vermekle yetinmektedir. Ve emin olun, "büyük kitle" bütün bu "faaliyetler"den uzak olarak "kendi dünyası"nda bildiği gibi yaşamaktadır.... Okuduğunuz gibi bugünlerin önemli tartışma konularından birisi olan "Milli Görüş" davet edilen dernekler içinde yer almamaktadır. Hatta, eğer Star gazetesine inanacak olursak, Genelkurmay Başkanı "Dışişleri Bakanı'nın büyükelçiliklere gönderdiği 'Milli Görüş ve Fetullahçılar'a destek genelgesi'yle ilgili olarak" şu açıklamayı yapmıştır: "Takip ediyoruz / Ciddi rahatsızız". İsterseniz gecikmeden söyleyeyim: "Milli Görüş" adlı kuruluşa şahsen bir yakınlık duyduğum filan yok. Hele böyle bir kuruluşun bir "siyasi hareket"in çekirdeğini oluşturması gibi bir iddiayı zamanı çoktan geçmiş bir iddia olarak görürüm, çünkü siyasi hareketlerin kendilerini daha "evrensel" terimlerle (sağcı-solcu, liberal-sol vs.) ifade etmesinin gereğine inanırım. Ama benim bütün bu "duygu ve düşüncelerim" bir yana, ortada bu "sivil" kuruluşun Avrupa'da çok geniş bir göçmen kesimini içinde toparladığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. O derece "sivil" ki, mesela bir ara Almanya'da devlet (Berlin Eyaleti'ydi sanırım) Müslüman çocuklara "din dersleri"nin verilmesi konusunda (Diyanet'i değil de) bu kuruluşu muhatap almayı bile düşünmüştü... Yani sonuç olarak diyeceğim şu: Türkiye devleti eğer yurtdışındaki göçmen dernekleriyle işbirliği içinde anlamlı, verimli ve iyi bir şeyler yapmak istiyorsa, kendisine herşeyden önce sahici dernekler, yani gerçek anlamda "sivil" muhataplar bulmak zorundadır. Yani Avrupa'da da "devlet"i değil, "halk"ı arayıp bulmalıdır!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |