|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Erdoğan'lı 59. Hükümet, İMF ile 4. Gözden Geçirme çalışmasını tamamlayarak geçtiğimiz günlerde son niyet mektubunu da imzalayarak, önceki dönemde başlatılan Stand-By Düzenlemesi'nin devamını onaylamış oldu. Niyet mektubunun içeriği, Derviş imzalı başlatılan programın büyük ölçüde devam ettirileceğini göstermekte. Program, 2003 yılı sonunda % 5 oranında bir büyüme, % 20 oranında TÜFE enflasyonu öngörmekte. Niyet mektubunun muhtelif yerlerine serpiştirilmiş olan "sosyal harcamalar" ve "destek" kelimeleri, birer dolgu ve süs malzemesinden öte bir görev icra ediyor gözükmüyor. Yatırımlar "rasyonelleştirilerek" kısılacak, personel giderleri düşük zamlarla ve atıl istihdamın azaltılmasıyla daraltılacak, sağlık harcamaları "yeniden yapılandırılarak" kontrol altına alınacak. Özetle, seçimler öncesinde uygulanan politikaların kamuoyuna yansıyan "olumsuz" tarafları büyük ölçüde devam edecek gözüküyor. Bu arada ülke ekonomisinin daha "sağlıklı" bir şekilde yeniden tesis edilmesine yönelik yapılandırma çalışmaları ve özelleştirme programına hız verilecek. Bunun karşılığında da İMF, Türkiye'ye 1 milyar dolar gibi komik bir rakamı taksit taksit verecek. Umulan, İMF'nin yaktığı bu yeşil ışık sayesinde yurtdışında itibarımızın artması ve son zamanlarda bağlanmış olan muhtelif yardım ve kredilerin açılması. Tabii, bazıları İMF'ye sunduğumuz programın, İMF için değil, kendi hayrımız için uygulanması gerektiğini savunmakta devam ediyor. Şüphesiz ki, ortaya çıkan bu durum, AKP iktidarının seçim öncesi sunduğu Türkiye Projesi'ne çok yakın sayılmaz. İMF'nin öngördüğü yapısal reformların Türkiye için ne kadar iyi veya kötü olduğu bir yana, bunları tartışılmaz ve alternatifsiz olarak algılama kısırlığımız, kendi dinamiklerimiz ve potansiyellerimiz hakkında şüpheci bir yaklaşıma sevketti hepimizi. Buna AKP hükümeti de dahil. Seçimlerde ülke dinamikleri ve potansiyelleri üzerine destanlar yazdıktan sonra kısa bir sürede bu noktaya gelinmiş olmak üzüyor bizleri. Yoksa İMF'nin öngördüğü politikalar içinde yanlışlardan çok doğrular olduğuna inanmıyor değilim. Vizyon, bakış açısı, öncelikler ve bunlardan neşet eden uygulamalar konusunda ciddi bir görüş farkı taşımama rağmen, ille de "İMF'ye hayır" demenin anlamsızlığının farkındayım. Ancak, seçmen kitlesinin de benimsediği bir vizyon ile iktidara gelmiş bir partinin "çaresizlikten" masaya oturtulması kamuoyunun bir üyesi olarak beni oldukça rahatsız ediyor. Bu çaresizliğin bir örneğini bu son gelişmeler ışığında verelim isterseniz. Biliyorsunuz, son zamanların moda kelimesi, faiz dışı bütçe fazlası kavramı. Faiz dışı bütçe fazlasının milli gelire oranının yüksek hedeflenmesi, büyüme oranı, reel faiz oranları ve kurların sabit olduğu bir ortamda kamu borcunun milli gelire oranını düşürme çabasını yansıtır. Gerçekten de bu kavram, niyet mektubunun muhtelif yerlerinde geçtiği şekliyle borç yükünün azaltılması hedefine uygun, ölçülebilir bir kriterdir. 2002 yılı sonu itibariyle % 80'nin biraz altında olduğu niyet mektubunda geçen net kamu borcunun GSMH'ya oranını alıp bunu % 20 enflasyon beklentisi ve % 5 büyüme beklentisi ile birleştirip % 6,5 olması öngörülen faiz dışı fazla oranı ile karşılaştırdığımızda, kurların düşmeyeceği varsayımıyla borç stokunun azalması için, geçmiş dönem ortalama reel faiz oranlarının % 13, haydi bilemediniz % 15'in altında kalması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Öncelikle bu sonuç, geçen dönemde gerçekleşen reel faiz oranlarının hayli altındadır. Bu basit hesap, bu sene sonunda erken itfa ve yüksek faizli kısa vadeli borçların daha düşük faizli borçlarla ikamesi gibi yöntemlere başvurulmazsa borç yükünün azalmayacağı anlamına gelmektedir. Faiz oranları düşmezse, hükümetin içinde bulunduğu likidite darlığında bahsi geçen uygulamalar da sakıt olacak, borç yükünün gelecek dönemlerde de azalması ihtimali ortadan kalkacaktır. Kaldı ki, yukarıdaki kısa tahlilde zikredilmeyen bir varsayım daha yatmaktadır. O da, hükümetin sadece bütçe açıklarını kapatacak ölçüde borçlanmaya gideceği varsayımıdır. Hükümet niye açığından fazla borçlanma yapsın ki diye sorabilirsiniz. Peki, niyet mektubunda geçen şu maddenin anlamı ne olabilir? "Risklerin azaltılması ve 2003 yılı finansman durumunun iyileştirilmesi amacıyla piyasa koşulları elverdiği müddetçe itfa miktarlarının üzerinde borçlanılarak Merkez Bankası nezdindeki Hazine mevduatının yüksek tutulması politikasına devam edilecektir." Bu, son dönemde uygulanan iç borcun dış borçla swap edilmesi ve erken itfa ile iç borç stokunun azaltılması ve piyasaya kısmi likidite sağlama politikasının tam tersi bir açılımı ortaya koymaktadır. Hükümet, artık ucuz dış borç imkanlarının kalmadığını, bu sebeple zaten sıkı para politikası ile daralan likiditeyi iç borçlanma ile kapatmak durumunda olduğunu, bunun sonucunda piyasaları daha da sıkıştıracağını, böylece düşme eğilimi içinde olan reel faizlerin, tam da Merkez Bankasının "enflasyonla mücadele" kapsamında kısa vadeli faizlerle oynanmasını istemediği bir zamanda, yukarıda tutulacağını mı söylemek istiyor yoksa? Çaresizlik, en güçlüleri bile devirir. Çaresizliğin çaresi, sınır tanımayan insan olma potansiyeli içinde saklıdır. O potansiyeli ise sadece cesaret harekete geçirebilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |