AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Diktatörlerin altın çağında her toplum kendi diktatörünü bulur

Yirminci yüzyıl Stalin'i, Mao'su, Hitler'i ve Mussolini'siyle tam bir "Diktatörler Yüzyılı" oldu. Bütün dünyada onları izleyen dayatmacı yönetimlerle Birleşmiş Milletler'in yüzde seksenini diktatörlükler oluşturuyor. BM'lere üye ülkelerin arasında kusurlu da olsa, demokratik ülkelerin sayısı kırkı zor bulur. Lenin'in milyonlarca insanın canına karşılık kurduğu "Sovyet İmparatorluğu" dağılmasaydı, Yirmibirinci yüzyıl da bir "dayatmacı yönetimler" yüzyılı olacaktı.

Dünyada dayatmacı yönetimlerin ağırlık merkezi Rusya'dan Çin'e kaydı. Çin seçimsiz ve seçmensiz tek partili "halk demokrasisi" ve başarıyla uyguladığı yabancı sermayeye sonuna kadar açık pazar ekonomisiyle başta Türkiye olmak üzere bütün kusurlu demokrasi ve dayatmacı yönetimlerin örnek ülkesi haline geldi. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlükler konusunda Batı standartlarının gerisinde kalan her dayatmacı ülke Çin'e dört elle sarılıyor. Onlar dayatmacı iktidarlarını korumak için Çin gibi Batı'yı kolaylıkla "insan hakları emperyalizmi"yle suçlayabilir.

Yorulma bilmeyen çeviri ustası Ergun Göze, Michel Winock'un "Aydınlar Yüzyılı"ndan sonra Arthur Conte'un "Diktatörler Yüzyılı"nı Türkçe'ye kazandırdı. Sözkonusu iki kitap birbirini tamamlıyor. Suçsuz insanların kitleler halinde öldürülmesinin savunulduğu, ideoloji adına bütün bir toplumun kurban edildiği, ve intikam almanın bir bir kurtuluş reçetesi olarak sunulduğu yirminci yüzyılın bir özgürlükler yüzyılı olmasını kimse beklemiyordu. Ancak Avrasya ekseninde, özellikle Müslüman ülkelerde, şiddete karşı bir kültürden doğan şiddet yönetimleri de herkesi şaşırttı.

İslam dünyası, Türkiye ve Malezya'nın aksak demokrasilerinin dışında hepsi de dayatmacı rejimler ya da krallıklar tarafından yönetiliyor. Çünkü Müslüman ülkeler, bugüne kadar demokrasiyi İslam'ın ilkelerine karşı Batı'dan ithal edilmiş bir yönetim biçimi olarak gördü. Bu yüzden, demokratik yönetim İslam dünyasında toplumun değil, çoğunluğun yönetim biçimi olarak algılandı. Ayrıca sıradan insanların oylarıyla seçilen yöneticiler, seçkinler tarafından küçümsendi.

Kuşkusuz dayatmacı yönetimlerin yeryüzü ölçüsünde yaygınlık kazanmasında, sosyalizm ile Nasyonalizm'in, bir bütünün iki ayrılmaz parçası olarak görülmesi büyük rol oynadı. Başta Maurice Barres olmak üzere, Fransız aydınlar "Sosyalizmsiz bir Nasyonalizm yoktur" dediler. Nasyonal sosyalizm Almanya'dan önce Fransa'dan bütün dünyaya ihraç edildi. Ayrıca Batı ülkeleri, dünyadaki demokratik yönetimleri, işlerine gelmediği hiçbir şekilde desteklemedi.

Demokratik yönetimler özgürlüğe, dayatmacı rejimler güvenliğe ağırlık verir. Demokrasiler seçmenlerine ümit ve güven aşılar, dayatmacılar da korku ve düşman üretir. Çünkü korku demokrasi düşmanlarının en büyük silahıdır. Onlar dış düşman bulamazlarsa, iç düşman bularak, baskı yönetimlerinin ömürlerini uzatmaya çalışır. Demokrasiler barış, diktatörlükler de savaş ortamında güçlenir. Dayatmacı yönetimlerin ayakta kalmak için "kahraman"lara ihtiyacı vardır.

Demokratik yönetimler artık anayasalarla korunamamaktadır. Fransa'da 1789'dan 1962'ye kadar 11 rejim ve 16 anayasa gelip geçmiştir. Türkiye'de de Tanzimat'tan bu yana denenmedik rejim kalmadığı gibi, çok sayıda da anayasa hazırlanmıştır. Oysa demokrasinin beşiği İngiltere'nin yazılı anayasası yoktur.

Demokrasi anayasayla değil, gelenekle korunur.
Her toplum kendine uygun anayasalarla yönetilir.


23 Nisan 2003
Çarşamba
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED