AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Şu Ankara'ya alışamadım gitti

Şaire sormuşlar, "Ankara'nın nesi güzel?", "İstanbul'a dönüşü!"diye cevap vermiş. Hakikaten öyle. Kasım ayından beri Ankara'dayım. Bir türlü alışamadım. Ankara düzenli bir şehir. Ulaşım rahat, iletişimde sorun yok, işlemler hızlı. Hele yakanızda vekil rozeti varsa bir de iktidar partisinin vekiliyseniz işleriniz hepsi yolunda. Herkes saygılı. Ama gördüğümüz bu saygının ne kadar içten olduğu malum.

Sözün özü Ankara'da ilişkilerin büyük çoğunluğu çıkar ilişkisi. İstanbul'daki o keyifli ve içten toplantıların sohbetlerin esamesi yok Ankara'da. Tokat'taki hemşehrilerin içtenliği, sabah yaptığımız özel kahvaltılardaki samimi hava, ehl-i dil bezminde şiir okuyarak canlı müzik icra ederek geçirdiğimiz gecelerin tadı yok Ankara'da. Hülasa alışamadım gitti şu Ankara'ya.

Yemek yemenin bile zevk olduğu İstanbul toplantılarından birinde Ankara'ya alışamadığımı söylediğimde, bir dostun, "Ankara'ya alışırsan seni kaybederiz. Ankara'ya alışmak statükoya alışmak demektir, sizleri Ankara'ya alışanız diye değil ıslah edesiniz diye gönderdik" demişti.

Hele Ankara'da hafta sonu geçirmek yok mu işkence gibi geliyor insana. Geçen hafta sonunu Ankara'da geçirmek zorunda kaldım. Ama bu kez korktuğum gelmedi başıma. Cumartesi günü iki toplantıya katıldım.

Önce üyesi bulunduğum Türkiye Yazarlar Birliği'nin "Yaşayan Yazarlara Saygı" toplantılarının ikincisine katıldım. Salonun en arka sırasına oturarak protokolün o sun'i havasından uzak durdum. Halil İnalcık ile 85 yıl konulu toplantı ve toplantıda karşılaştığım müstesna şahsiyetler Ankara'nın ağır havasını biraz hafifletmişti.

Katıldığım ikinci toplantı "Dünü bugünü ve geleceğiyle Batı Trakya Türk azınlığı" konulu panel idi. Yine protokolün zoraki tebessümünü bir kenara bırakarak salonun en arka sırasına oturdum.

Ankara Ticaret Odası Meclis Salonu'nda yapılan panelin açış konuşmasını Sinan Aygün yaptı.

İkinci olarak konuşan Batı Tarkya kökenli Ankara valisinin konuşması da anlamlıydı. AB üyesi Yunanistan'ın geçen sene Türkiye başkentinin valisine Gümülcine doğumlu diye vize vermediğini orada öğrendim.

Oturumu yöneten Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Güngör, konuyu özetleyen bir giriş ile muhteşem bir başlangıç yaptı. Sonra sırasıyla Işık Sadık Ahmet, emekli büyükelçi Gündüz Aktan, emekli General Edip Başer ve Prof. Dr. Osman Metin Öztürk yaptıkları konuşmalarla Batı Trakya Türkleri'nin dünü ve bugününü gözler önüne serdiler. Zaman zaman heyecanlandıran, zaman zaman hiddetlendiren zaman zaman da duygulandıran bir paneldi.

Panel sonrasında Batı Tarkya Türkleri'nin durumu AB'nin Türkiye'ye karşı nasıl iki yüzlü davrandığını ortaya koyuyordu.

AB Türkiye'den Kopenhag kriterlerini, insan haklarına riayeti ve demokratikleşmeyi ev ödevi olarak verirken, üye olarak kabul ettiği Yunanistan'dan bunların hiçbirini istemediği ortaya çıkıyordu.

Türkiye'ye işkenceyi izleme komitesi gönderen, insan haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle en mahrem mekanlarımıza burnunu sokan AB, Lozan Anlaşması'yla azınlık olduğu tescilli bulunan Türk azınlığın uğradığı ihlallere karşı kör ve sağır davranmış, hâlâ da öyle davranıyor.

Yunanistan AB'ye üye olduktan sonra azınlıklara birazcık olsun nefes aldırmış ama, bizim ülkemizde azınlıklara tanıdığımız hakların bir çoğunu henüz Müslüman Türk azınlığa tanımış değil.

AB'ye aday olan Türkiye'den mahalli lehçelerde yayın talep eden AB, üyesi olan Yunanistan'dan da bu talepte bulunmuş değildir.

AB Yunanistan'daki Türk azınlığın ihlal edilen haklarını görmeyerek gelip Türkiye'ye kimi dayatmalarda bulunurken ne kadar iki yüzlü davrandığını Batı Trakya Türkleri'nin durumuna vakıf olan herkes rahatlıkla görebilir. Benim Batı Trakya ile 29 sene öncesine dayanan ilişkilerim olduğu için yakından biliyordum, panelde bilgilerimi tazelemiş oldum.

Emekli büyükelçinin şu soruları çok önemliydi. Diyordu ki büyükelçi AB bizden bölgesel dillerde yayın ve eğim hakkı isterken 1981 yılında üye olan Yunanistan'da acaba

-Kaç adet Türkçe yayın yapan radyo ve televizyon istasyonu vardır?

-Yunan üniversitelerinde kaç tane Türkoloji kürsüsü vardır?

-Türk azınlığı Türkçe olarak dilekçe verebiliyor mu?

-Türk azınlığın kaç bankası var?

-Türkler'in sahip olduğu eserler tamir mi ediliyor yoksa tahrip mi?

Emekli General Edip Başer'in Yunanistan'ın Bizans'ı ihya ve genişletme politikasından bahsetmesi de ilginçti.

Ben AB karşıtı değilim, aksine şu Irak savaşından sonra Türkiye'nin mutlaka AB'ye girmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Ayrıca AB'nin bizden talep ettiği kriterleri AB istediği için değil insanımız için gerekli görenlerdenim.

Lakin AB'nin Yunanistan örneğinde gördüğümüz gibi bizden talep ettiği kriterlerin laf olsun torba dolsun kabilinden talepler olduğu da belli! AB samimi değil. AB ikiyüzlü. AB Türkiye'yi aldatıyor.

Ankara'nın hafta sonu işkencesi bu kez bu iki kültürel etkinlik ile biraz hafiflemiş oldu. Ayrıca, Ankara'ya alıştırmak için Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay dostum beni Pazar günü bahçesine davet etti, "Sana Ankara'yı sevdireceğim!" diye tutturdu. Bahçeye götüremedi. Çünkü yağmur, yağmış bahçe yolu çamur olmuştu.

Ankara'nın yerlileri alınmasınlar, benim alışamadığım yanı, Ankara'nın bürokratik yapısı, mevzuat hazretleri, içtenlikten uzak protokolü, siyaset oyunları ve çıkar ilişkileri.


23 Nisan 2003
Çarşamba
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED