AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Hep aynı şarkı...

Demokrasi fikrine yabancı düzenlerde siyasi oyunun özü genellikle, Harp Akademileri Komutanlığı'ndan yayınlanmış kitapta belirtildiği gibidir:

"Genel seçimler her zaman meşruiyeti tanımlamaz..."

Bu tür ülkelerde iktidarın sahibi devlet bürokrasisidir. Seçimle gelen iktidarlar bu sahiplerin koydukları kurallara ve standartlara uymak, özellikle devletin işleyişinin kilit noktalarında atama ve uygulamalarda onları dinlemek zorundadırlar. Böyle olmazsa sorun yaşarlar. Sorunlar iktidarsızlaşmadan askeri müdahaleye kadar uzanan geniş bir hatta yayılır. İktidarın sağ ya sol, İslamcı ya da diğer olması temelde bir şey değiştirmez.

Bu tür ülkelerde belirleyici siyasi çatışmalar devlet ile siyaset arasında değil, devlet içinde olur; asli denge devlet içinde oluşur. Devlet kurumlarının bu çerçevedeki refleksleri, o kurumun her üyesini kuşatır, kendisine uymaya, yaptırımlarla zorlar.

Bugün AKP'nin ve AKP üzerinden Türkiye'nin yaşadığı ve yaşayacağı sorun da, işte böyle, iktidarın özüne ilişkin bir sorundur.

23 Nisan krizi askere yakın çeşitli yazarların sütunlarında, askeri kollayan siyasi parti temsilcilerinin sözlerinde teyid edildiği, çeşitli yayın organlarında ve dün bu köşede vurgulandığı üzere sıradan bir tesettür sorunu değil, iktidarın kültürel kimliğine yönelik "köktenci tepki"dir. Hükümetin attığı adımlarla zımni kuralları gözardı etmesine ilişkin bir "devlet refleksi"nin ilk halkasıdır.

Umarız bu halka olduğu yerde kırılır ve Türkiye anti-demokratik yeni bir süreçle karşı karşıya kalmaz. Umarız bu ilk adımı atanlar, böyle bir sürecin meclisteki kompozisyon ve hükümete yönelik toplumsal bakış açısından herhangi bir hareket alanı olmadığını görürler. Ve böyle bir sürecin Türkiye'yi toplumsal barıştan tutun ekonomik dengelere kadar her açısından açmaza sürükleyeceğinin farkına varırlar.

Ne var ki, "anti-demokratik bir girişim yapılabilmesi için ne iç ve dış konjonktür zemini var, meşruiyet sıkıntısı var, büyük riskleri var, dolayısıyla bunu yapmayı düşünenler daha fazla ilerleyemezler" demenin bu ülkede hiçbir mantığı yoktur.

Nitekim daha şimdiden birkaç devlet gözlüğü takmış yazar, kan kokusu almış kurtları andıran birkaç siyasi parti dışında, devletin verdiği alarmın nedenlerini anlayan ve sindirebilen yok denecek kadar azdır.

İktidarın bazı meclis uygulamalarına yönelik kimi haklı eleştirileri ya da yaptığı atamalara yönelik kimi vurguları "askeri nitelikteki bu alarm"la irtibatlandırmak ya da bu alarmı doğrulamak için öne sürmek mümkün olabilir mi? Demokratik düzenlerde bu tür meseleler siyasi sorunlar olarak tanımlanır, siyasi alanda, siyasetçiler eliyle ve siyasi yolla aşılırlar.

Bu anti-demokratik girişim kokusunu AKP'nin sisteme fazla entegre olduğuna ya da sistemin hassasiyetlerine çok dikkat etmediğine dayanarak açıklayanlar da, bu fikri derhal unutmalıdırlar. Zira burada sorun siyasi iktidarın değil, atanmış iktidarın sorunudur, onun harekete geçirdiği bir mekanizmadır. Bu tür mekanizmalar hareket için bahaneye ihtiyaç duyarlar. Milli Görüş genelgesi, atamalar gibi bahaneler olmazsa, bir başkasını bulur ya da üretirler.

Şimdi gelelim işin özüne...

Bu kez yaşanan "tetiklenme"nin bir önceki dönemden farklı yanları var. Bu kez kaynak toplumsal endişe ya da toplumsal gerilimler değildir. Tersine devlet kurumları içinde farklı eğilimlerin doğması ve bu eğilimlerin dengelenmesi için kurumsal refleksin ya da devlet refleksinin devreye sokulmasıdır.

Bu durum aslında krizin temelde toplumda ya da siyasette değil, bizzat devlet içinde oluştuğunu göstermekte, aşırı siyasileşmiş bürokratik kurumların hem karşı karşıya kaldıkları hem ürettikleri sorunları resmetmektedir.

Bundan sonra ne olur?
Ben umudumu koruyorum.

Muhtemelen şu anda her zaman yaşanan gerçekleşiyor ve gerilimi yükseltenler kamuoyunun, farklı kesimlerin, medyanın tepkilerini izliyorlar ya da bildik bir deyişle zemin yokluyorlar.

Kamuoyu ve basın şu ana kadar bu yoklamaya olumsuz yanıt verdi.

Bu, son derece önemlidir, anti-demokratik adımların önündeki en büyük engeldir.

Çünkü "krizciler" bu engeli dikkate almadan hareket edemezler.

Çünkü en iyi onlar bilirler ki, bu tür zemini zayıf demokrasi karşıtı süreçlerin sorumluluğu tek başına taşınmaz, o takdirde nereye gideceği, kimi etkileyeceği, nerede duracağı belli olmaz.


25 Nisan 2003
Cuma
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED