AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
Parodi tadında 'Enosis' yazıları

Türk basınının Yunanca bilen iki muhabirinden biri olan Yorgo Kırbaki'den (Radikal) sonra Stelyo Berberakis de (Sabah) "Simitis'in konuşmasındaki 'enosis' sizin bildiğiniz 'enosis' değil" uyarısında bulundu ama dinleyen kim? Köşeler, "Takke düştü kel göründü" yorumlarından geçilmiyor. Bu arada bir Cumhuriyet ve bir Tercüman (Ilıcaklar) yazarı Simitis'in konuşmasındaki "Megali idea"yı da tıpkı "enosis" gibi yorumlayınca iş iyice çığırından çıktı...

Dünkü Kronik Medya'da, Radikal'in Atina muhabiri Yorgo Kırbaki'nin, "Yunanistan Başbakanı Simitis'in 'Sonunda Enosis'i başardık' sözlerinin Türk basınında yarattığı fırtına"yı ele alan yazısından söz etmiştik...

Kırbaki özetle, "enosis"in Yunanca "birlik, birleşme" anlamına geldiğini; Simitis'in "bu bazda Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne katılımına değinirken bugüne kadar defalarca 'enosis' kelimesini kullandığını"; zaten "Avrupa Birliği"nin Yunancadaki karşılığının da "Evropaiki Enosis" olduğunu anlatıyordu... Kırbaki'ye göre, Simitis, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne "enosis"inin gerçekleştirildiğini anlatmak için kullanmıştı bu sözcüğü...

Kırbaki'den sonra, Türk basınının Yunanca bilen öbür muhabiri Stelyo Berberakis de (Sabah, 23 Nisan) "dilinin döndüğünce" anlatmaya çalışıyor işin aslını... Berberakis de tıpkı Kırbaki gibi, Simitis'le Türk gazetelerinin anladığı anlamdaki "enosis"in bir araya gelmesinin imkânsızlığını anlatıyor önce:

"Simitis, enosisi isteyecek en son kişilerden biri. Ülkesinde 1967-74 arasındaki cunta yönetimine karşı militanlık yapıyor, Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanmasına karşı çıkıyordu. Adanın özerk ve bağımsız bir devlet olmasından yanaydı..."

Berberakis'in, "enosis" sözcüğünün Yunanca'da son yıllarda doğrudan doğruya "Avrupa Birliği" anlamında kullanılmaya başladığını anlattığı satırlar da çok ilginç:

"Avrupa Birliği, tüm Avrupa ülkelerinde 'birlik', yani İngilizce 'union' ifadesiyle tanımlanır. İtalyanlar 'unione', Yunanlılar da 'Evropaiki Enosis' yani 'Avrupa Birliği' der. Bunu da kısaltarak sadece 'birlik' anlamına gelen 'enosis' sözcüğünü kullanırlar... Simitis de konuşmasında 'Kıbrıs'ın birliğe üyeliği nihayet gerçekleşmiştir' dedi. Bunu söylerken de 'birlik' sözcüğü için 'enosis' kelimesini kullandı. Yanlış anlaşılmamak için 'Birlik (enosis) derken Avrupa Birliği'ni kast ediyorum' dedi. Sonraki konuşmalarında da 'Evropaiki Enosis' tanımını kullandı."

KÖŞELER BİLDİĞİNİZ GİBİ

Kırbaki ve Berberakis çırpınadursun, Türk basınındaki köşe yazarlarının kahir ekseriyeti, Simitis'in bu sözcüğü "Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleştirilmesi" anlamında kullandığını söyleyip bunun üzerine analizler bindirmeye devam ediyorlar... Ne Simitis'in enosis deyince akla gelebilecek en son kişi olduğuna bakan var, ne de onun "dil sürçmeleri"yle televizyonlardaki güldürü programlarına konu olduğuna aldıran...

Ne var ki bu aldırmazlık ve uyarılara aldırış etmeme tavrı iki köşe yazarımızın başına çok fena bir iş açmış durumda... Tercüman'dan (Ilıcaklar) Emin Pazarcı ve Cumhuriyet'ten Orhan Birgit'in yazılarına geçmeden önce Yorgo Kırbaki'nin, yazısında dile getirdiği "şakayla karışık" uyarıyı dünkü Kronik Medya'ya müracaat ederek hatırlayalım:

"Kırbaki (...) Simitis'in aynı konuşmada kullandığı 'Aftos ehi MEGALİ İDEA yia to eafto tu' cümlesinin de 'onun kendisi için büyük görüşü vardır, yani kendini bir şey zanneder' anlamında kullanıldığını hatırlatıp uyarıyor: 'Ola ki bir gün bu cümleyi duyarsanız, cümledeki 'megali idea'yı başka şeylere yormayın..."

"AÇIN OKUYUN, 'MEGALO İDEA'DAN DA BAHSETTİ"

Kırbaki'nin yazısının çıktığı gün (22 Nisan) Tercüman ve Cumhuriyet'in iki köşe yazarı, Simitis'in konuşmasında geçen "MEGALİ İDEA"nın üzerine atlamışlar bile. O gün gözümüzden kaçan bu iki yazıyı bugün aktaralım size...

Emin Pazarcı'yla başlayalım. Pazarcı, "Enosis" başlıklı makalesinde aynen şöyle yazdı:

"Nedir Enosis? Enosis, Kıbrıs Adası'nı, Yunanistan'la birleştirmek ve bütünleştirmek ideali. Bir de Megola İdea var. Büyük hedef anlamına geliyor. Yunanistan'ı, Türkiye aleyhine büyütmeyi amaçlıyor. 1821 yılında, Yunanistan'ın bağımsızlığa kavuşması ile bu ideal ortaya atıldı. Önce Girit alındı. Ardından 12 ada Yunanistan'a geçti. 13. ada ise Kıbrıs. Sırada başka hedefler de var. Simitis, sadece 'Enosis'i başardık' demekle kalmadı... Aynı konuşmasında üstü örtülü olarak 'Megalo İdea'dan da bahsetti. 'Büyük hedefe ulaşmak için az kaldı' dedi. Merak eden araştırsın. Simitis, aynen bu sözleri söyledi. 'büyük hedef' derken, 'Megalo İdea'yı kastetti. Yunanistan'ı, Türkiye aleyhine büyütmek hedefini de ortaya koydu!"

Şu satırları da aynı tarihli (22 Nisan) Cumhuriyet'ten aldık:

"(...) Ama aynı anda, bir başka itiraf daha Yunan Başbakanı'nın ağzından dökülmüş oluyor. Sadece Kıbrıs'ta değil; Türkiye'de de bundan 30 yıl öncesini yaşamış olan herkes, 'Büyük Hedef'in, Yunanca 'Megalo İdea' anlamına geldiğini bildiği için..." (Orhan Birgit)

Ne diyelim? Allah kimsenin başına vermesin böyle bir talihsizliği... Yorgo Kırbaki de sağolsun yani, o yazısını bir gün önce yazamaz mıydı sanki? (A.G.)

Grivas hayranı Enosisçi, Simitis'e ne derdi?

Akşam yazarı Semih İdiz, "Simitis'in 'enosis' lafını bizde bazılarını anında celallendiren anlamda telaffuz ettiğini" varsayarak, böyle bir durumda "Grivas hayranı azılı bir Enosisçi"nin Simitis'e ne diyeceğini yazdı... İdiz, böylece, "anında celallenen" köşe yazarlarına "Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne girmesiyle 'enosis' ebediyen bitti" demek istiyor, onları "mantıklı" olmaya davet ediyor... Faydalı olur mu bilmeyiz ama, aktarıyoruz:

"Varsayalım ki Simitis bu sözü gerçekten de Sayın Denktaş'ın algıladığı anlamda kullandı. Ayrıca, varsayalım ki biz de iflah olmaz, 'ölmek var dönmek yok' diye yemin etmiş olan, Grivas hayranı azıllı bir Eokacıyız. O zaman Simitis'e vereceğimiz yanıt bence şu olurdu: 'Hadi oradan! Enosis, Hellenizmin çatısı altında tek bayrak, tek lider ve tek egemenlik demektir. Oysa bizi AB'ye sokmakla bunu ebediyen engelledin. Biz Yunanistan ile birleşmek için hayat boyu uğraş verirken, sen gittin, bizdeki hainlerle bir olup, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ayrı bir olgu olarak ve bizim düşlediğimiz Enosis'i asla sağlayamayacak bir şekilde AB'ye soktun. Avrupalılık adına Hellenizm ülküsünü yaraladın.'" (A.G.)

Gereken soruyu Ertuğrul Özkök sordu

Hürriyet genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök 24 Nisan tarihli yazısına şu soruyla başlamış: "Kanımca artık şu konuyu ciddi biçimde tartışmamız gerekiyor. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın yurtdışındaki Türk derneklerini bir araya getirme çabaları doğru bir çaba mıdır? Bu işi yapmak üzere seçilen kişi, yani Kılınç Paşa doğru isim midir?"

Görüyorsunuz; şöyle böyle değil, gerçekten de çok mu çok yerinde, çok mu çok meşru bir soruyla karşı karşıyayız. (Ah bir de "teamül"ün dışına çıkılarak generalden "Kılınç Paşa" diye söz etmeseymiş, soru doğrusu dört dörtlük olacakmış!)

İsterseniz gecikmeden, Özkök'ün sorusuna nasıl cevap verdiğini de aktaralım:

"Ama bana göre bu iş yanlıştır. Bu iş devletin, hele hele devletin üniformalı bir yetkilisinin görevi asla değildir ve olmamalıdır."

Görüyorsunuz; cevap da gerçekten dört dörtlük.

Ayrıca şunu da hatırlatalım: Özkök'ün bu soru/cevapları kaleme aldığı gün, gazetesi sürmanşetten "Büyükelçilikte YOBAZ KAVGASI"nın ayrıntılarını aktarıyordu. Yani: "Kılınç Paşa" geçenlerde Brüksel Büyükelçiliği'nde bir araya geldiği bazı federasyon ve dernek temsilcileri ile vatandaşlarla yaptığı toplantıda İslam'da neyin olup olmadığını açıklamaya koyulunca, itiraz eden bazı kişileri "Siz yobazsınız. Avrupa'nın göbeğinde aydın insanlar var sanıyordum" diye bağırarak bir güzel paylamış.

Özkök, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri'nin Avrupa'daki göçmen derneklerini "tek bir çatı" altında toplama gayretini de eleştiriyor: "Avrıca demokratik ve açık toplumlarda nitelik olarak, görüş olarak birbirinden çok farklı dernek ve örgütleri aynı çatı altında toplamanın yararı ne olabilir? Olsa olsa, bu derneklerin yabancı muhataplar gözündeki değerini ve etkisini düşürür. Bunlara 'devlet güdümlü' dernekler olarak bakıp, kaale almazlar." Doğrusu bu eleştiri de çok yerinde. İllâki bir örnek vermek gerekirse, mesela Avrupa basınında epeyce sıkca karşılaşılan "Türkiye karşıtı" görüşlere konsolosluk çıkışlı "tek tip" mektuplarla cevap verilmesi yabancı muhataplar tarafından ne derece kaale alınır?!

Özkök yazısında, "Kılınç Paşa"nın Belçika'daki büyükelçilikte yaptığı toplantıda yaptığı konuşmayla ilgili "gazetesinde" yer almayan ilginç bilgilere de yer vermiş. Üstelik bu bilgileri de gözleriyle gördüğü "resmi kriptodan" aktarıyor. "Kripto", "Yani oradaki büyükelçiliğin bu görüşme ile ilgili olarak merkeze geçtiği arkalı önlü bir yaprak bilgi." Özkök'ün bu "resmi kriptoya" nasıl ulaştığı (ya da tersine, bu "resmi kripto"nun Özkök'e nasıl ulaştığı!) meselesi ilginç olsa da, biz isterseniz asıl konumuzdan sapmadan bu "kripto"da yer alan bilgilere göz atmaya devam edelim:

"Kripto"ya göre, "Kılınç Paşa", "orada görüştüğü Türk dernek yetkililerine, Avrupa Birliği aleyhine konuşmalar yapmış."

Özkök'ün de hatırlattığı gibi, "Kılınç Paşa"nın Avrupa Birliği karşıtı görüşlerinden haberdar olmak hiç kimse için şaşırtıcı olmasa da, bu görüşlerin AB'nin başkentinde dile getirilmesi gerçekten (en hafif ifadeyle) çok şaşırtıcı...

Evet, sonuç olarak diyebiliriz ki, Özkök'ün bu yazısı pek çok çevreyi kızdıracağı muhakkaksa da çok haklı bir eleştiri içeriyor.

Görüyorsunuz; sırası gelince kimsenin hakkını yemiyoruz! Hatta öyle ki, şahit olduğunuz gibi, "Kılınç Paşa"nın Avrupa Birliği aleyhine yaptığı konuşmadan söz ederken, Hürriyet'in Avrupa baskısının da yıllarca (Karakullukçu yönetiminde) benzer bir kampanyayı tam gaz sürdürdüğünü hatırlatmadık bile! (K.B.)

'Çağdaş' gazete 'çağdışı görüntü'

Cumhuriyet'in yazıişlerindeki meslektaşlarımızın 23 Nisan günü boyunca Anadolu Ajansı'ndan gelen fotoğraflar arasında yoğun bir mesai geçirdikleri anlaşılıyor… Meslektaşlarımız, bu yoğun mesainin sonunda, "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı bütün yurtta coşkuyla kutlanırken, etkinlikler kapsamında çağdışı görüntüler de sergilendi" hükmünü taşıyacağını düşündükleri üç fotoğrafta karar kılmışlar...

Nedendir bilinmez, "izahat" bölümü ortadaki fotoğraftan başlatılmış: "Kayseri Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan törenler sırasında sarık, cüppe ve mest giydirilen bir çocuk geçit töreninde protokolü selamladı…" (Çocukluğumuzdan bildiğimiz "Böyle idik, böyle olduk" faslından bir "selamlama" ya da her çocuğun bir mesleği temsil ettiği "meslekler geçit resmi" olsa gerek: Bir subay, bir polis, bir hâkim, bir imam vb. Ama gördüğünüz gibi gazete başarılı bir kadrajlamayla meseleyi bambaşka bir boyuta taşımayı becerebilmiş…)

İkinci "çağdışı görüntü" nispeten "nötr" cümlelerle aktarılıyor: "Kayseri'deki resmi törenlere Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'nin türbanlı eşi Neşe Özhaseki de katıldı. Neşe Özhaseki'nin protokol için hazırlanan tribünde, eşinin arkasındaki koltukta oturması dikkat çekti…"

Üçüncü "çağdışı görüntü"de de "tesettür şortlu vekiller" teşhir ediliyor… Minikler karmasıyla maç yapan Meclisspor'da forma giyen bazı milletvekilleri sahaya "paçalı şortla" çıkmış… Bu durum, maçı izleyenler arasında "Milletvekilleri tesettüre büründü" yorumlarına yol açmış… Valla bize gayet normal geldi milletvekillerinin şort boyları. Koca koca adamlar canım, daha ne giyecekler… Anlaşılan bütün gazeteler bizim gibi düşünüyor; açtık tek tek baktık, milletvekillerinin şortlarını "çağdaş gazete"den başka kimse mesele etmemiş… (A.G.)


25 Nisan 2003
Cuma
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED