|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bana göre dün en güzel yazıyı Radikal'den İsmet Berkan yazdı. Yazının başlığı "Dün çok utandım" şeklindeydi ve son iki paragrafı şöyleydi: "Onun karısı başörtülü o yüzden ben o resepsiyona gitmem" demek makul mü? Ne yapsın adam? Bunca yıllık karısından mı boşansın? Onu eve mi hapsetsin? Modern toplum projemiz bu mu? Kadınların evlerine hapsolacağı bir toplumu mu özlüyoruz? "Sizi bilmem, ben olan biteni trajik olduğu kadar komik buluyorum. Ve bu yüzden çok utanıyorum." Evet, utanç verici bir olay bu.
Ne Bülent Arınç'ı "günah keçisi" haline getirip, tüm gerginliği onun üzerine fatura ederek işin içinden çıkılabilir, ne de bu akıl almaz tavrı "laikliğin zaferi" gibi takdim edip, tüm devlet tavrını bu çizgide geliştirerek. Bir kere bu işte en tabii olay, şu an devlet bünyesinde bulunan herkesin, tabii hali içinde sosyal hayat içinde yer almasıdır. Yani Cumhurbaşkanı'nın kendi tabii görünümü içinde, Meclis Başkanı'nın, Başbakan'ın, Genelkurmay Başkanı'nın, milletvekillerinin, bakanların kendi görünümleri içinde... İki şey asla olmaz, asla sürdürülemez: Birisi devlet bünyesinde en üst konumda görev almış kişilerin eşlerinin kılık kıyafet nizamnamesine uyma gerekçesiyle başörtülerini çıkarmaları. (Aslında 28 Şubat sürecinde bir çok kamu görevlisine bu dayatmada bulunuldu, insanlar eşlerinin başörtüsü sebebiyle akıl almaz mahrumiyetlere maruz bırakıldı.) Diğeri de, başörtüsünü çıkarmayanların ilanihaye sosyal hayat içinde eşlerinin yanında yer almamaları... Bunun her ikisi de, Türkiye siyasetinin (daha genelde devlet hayatının) ne kadar anormal şartlar içinde yürüdüğünün göstergesi olacaktır. Düşünebiliyor musunuz, Başbakan Erdoğan'ın, Meclis Başkanı'nın, Dışişleri Bakanı'nın, bir çok bakanın ve milletvekilinin eşleri törenle başlarını açıyorlar!!! Bu Türkiye nasıl bir Türkiye olurdu, nasıl algılanırdı dünyada? Bu Türkiye'de sivil irade diye bir şeyden söz edilebilir miydi? Ya ikincisi? Yani fiilen eşlerin beyleriyle belli mekanlarda buluşamamaları, bir araya gelememeleri, diğer bir ifadeyle "kısmî dul" haline gelmeleri... Ya bu Türkiye'yi anlatmak nasıl olurdu? Alman Meclis Başkanı eşiyle Türkiye'ye gelecek ve Bülent Arınç onu eşiyle ağırlayamayacak! Fransa Dışişleri Bakanı veya ABD başkanı gelecek, Başbakan eşiyle karşılayamayacak. Neden? Nedenini izah edecekler: -Efendim, eşlerimiz başörtüsü özrü taşıyorlar, bizim sistemimiz kişisel tercihlere bile hükmettiği için onunla sizi ağırlayamıyoruz! "Utandım" diyor ya İsmet Berkan, hiç boşuna söylemiyor. Aslında, şu başörtüsü fanatizmini sergileyenlerin içinden geçeni okumak zor değil: Onlar, bu seçimin hiç olmamasını, AKP'nin böyle bir sonuç hiç almamasını, böyle sonuç çıkacaksa millete hiç oy verdirmemeyi, madem seçimler böyle sonuç verdi bu seçim sonucunun sayılmamasını, madem seçim sonuçlarını saymamak mümkün olmadı, o zaman, seçilenlerin Ankara'daki fanatizm şablonuna göre yeniden biçimlenmelerini, madem o da olmadı, şimdi tası tarağı toplayıp gitmelerini çok isterlerdi. Görüyorsunuz iş nerelere kadar uzanıyor. "Niyet okumak"sa, işte bu da bir "niyet okulmak." Başörtüsü "siyasal simge" mi? Şu muhakkak ki, eğer başörtüsünün bugüne kadar hiç bir "siyasal simge" özelliği yoksa bile resepsiyon boykotu, başörtüsünü "siyasal simge" haline getirirdi. Artık Münevver Arınç sırf başörtüsünden dolayı karşı karşıya kaldığı bu terörden sonra nasıl düşünmesin başörtüsünün siyasal simge olduğunu? Eminim ki, Bayan Arınç'la birlikte Türkiye'de, başörtüsü takarken aklına hiç de "siyasal simge" duygusu gelmemiş olan milyonlarca bayan, artık siyasal bilinç kazanmışlardır. Ankara hep böyle yapıyor. İşi eline yüzüne bulaştırıyor. Doğu - Güneydoğu'da beş yaşındaki çocuklarla evinden dışarı çıkmamış kadınlarda "Kürtlük" etrafında siyasal bilinç de Ankara'nın yürek darlığı ve bu tür fanatik tavırları yüzünden oluştu. Bakın boykotla ortaya çıkan güç denklemine... Bu, Türkiye'nin olağanüstü dönemlerinin denklemi. O dönemlerin içine ihtilaller giriyor, askeri muhtıralar giriyor. Şu an tansiyonu yükselten de, öyle bir sürece girildiği kaygısı... Bu mu Türkiye'ye şu an gerekli olan? Hükümet çırpınıyor, faizleri bir puan aşağı düşürebilir miyim, borç yükünü azaltacak finans üretebilir miyim diye... Sanki boykotçularımızın başörtüsünden başka derdi yok! Devleti sadece onlar düşünür! Allah aşkına şu devleti biraz da millete bırakın. Millet düşünsün. Millete güvenin. Sadece CHP'ye kalmadı devleti savunmak, sadece Özkök'e, Sezer'e kalmadı. Kalmamalı. Bırakın Tayyip Erdoğan'ın da Bülent Arınç'ın da, başörtülü eşlerinin de bu güzel memlekete hizmet hakkı olsun... Kimse abanmasın memleketin üzerine... Burada Millet Meclisi Başkanı'na bir teklif sunmak istiyorum: Bu bayram adı üstünde "Ulusal Egemenlik" bayramı. Böyle bir bayram münasebetiyle neden sadece Ankara'nın sınırlı bir kadrosuna resepsiyon vermek gerekiyor? Ulusal egemenliği çok daha sağlıklı simgeleyecek bir çerçeve oluşturulamaz mı? Millet, çok daha özgün renkleriyle Meclis'in etrafında halkalanamaz mı? Bu resepsiyon, ulusal egemenliği hangi ölçüde temsil ediyor? Bir ara merhum Cumhurbaşkanı Özal'ın yaptığına benzer çok daha geniş çerçeveli bir davetle milli egemenlik daha sağlıklı bir kutlamaya kavuşabilir. Belki o zaman Ankara'daki dünya da, milletin kalbiyle - sinesiyle buluşma imkanına kavuşacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |