|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Birkaç gündür, tam da Türkiye'ye has bir zeka ve davranış biçimiyle akla zarar bir kriz yaşanıyor; adına da "Resepsiyon krizi" deniyor. Sorumsuz bir partinin peşine takılan ve bu gibi durumlarda sorumluluğu her zaman tartışılan bir Cumhurbaşkanı ile "herhalde" ne yaptıklarının pek farkında olmayan cihet-i askeriyenin müştereken imal ettikleri bu kriz; iddia edildiği gibi Türkiye'yi gerçekten de tehlikeli suların eşiğine getirebilir. Ülkeyi buhrana sürükleyebilir. Ama bu sürükleniş, laiklik ve rejim hassasiyetleri açısından değil, tam tersine Türkiye'nin iflah olmaz bir sosyal ve ekonomik buhrana dûçar olması hasebiyle mevzubahis olabilir. Bu gruba söylenecek ya da hatırlatılacak olan tek şey, "hangi ateşle oynayıp oynamadıklarını bilip bilmedikleri"dir. Ya da, bunu anlayabilmeleri için ülkenin daha kaç yıl ve ne kadar kaynak heba etmesi gerektiğini söylemelerini istemek gerekebilir. 10 yıl ve 200 milyar Dolar mı, yoksa bütün bir gelecek ile bütün varlıklar mı? Galip gelecek soru Bülent Arınç'ın Meclis Başkanı olarak, mekan ister kamu alanı ister özel alan, ister Meclis salonu ister kendi evlerinin salonu olsun, eşi ile birlikte bir davete ev sahipliği yapması hem dünyanın, hem de Türkiye'nin en normal şeyidir. Normal olmayan, Meclis Başkanı'nın böylesi milli gün toplantılarına eşiyle birlikte ev sahipliği yapmaması, yapamamasıdır. Rejimin hassasiyetleri ya da devlet geleneğini bahane edip bunun aksini dayatmak centilmenlik dışı bir harekettir. Ayrıca, konunun izahı için sanıldığı gibi rejime, laikliğe veyahut da Cumhuriyet'in ilkelerine referans yapmak da mümkün değildir. Aslolan protokolün tahakkuk etmesidir, muhtevasının mana ve ehemniyeti yoktur. Resepsiyonun davetiye metninde yazıldığı şekliyle, "Bayan Bülent Arınç"sız yapılmasını arzulayanların gerçekte isteyebilecekleri "mantıklı" bir tek şey olabilir. O da Arınç'ın eşinden ayrılmasıdır!.. Başörtüsü'nün her kademede var olması, görünür olması ve temsil kaabiliyeti taşıması yadırganmamalıdır. Yadırgayanlar, karşılarında Arınç'tan ya da bir başkasından, başörtüsünün devlet katında gerektiği yaygınlıkta temsil edemediğini soranları bulabilirler. Üstelik, bu soruyu soranların gerekçeleri her hal ü karda, ilk gruptakilere kıyasla daha makul olabilir. "Başörtüsü niye orada bulunmuyor?" sorusu, "niye orada?" sorusuna fikri planda her zaman galebe çalabilir. Sözün özü şudur... Arınç hangi şapkayı takarsa taksın; yani, bir Meclis Başkanı olarak da, bir milletvekili olarak da, bir sade vatandaş olarak da haklıdır. -Böyle olmadığı apaçık anlaşılmış olsa bile- Bazılarının iddia ettiği gibi, "inadına" davranmışsa bile haklıdır. Bir adım sonrası Meclis Başkanı'nın haksız olduğu tek husus, "kişisel politik tutumu"nda mündemiçtir. Başkan, gelenek olduğu veçhile davetiyeye eşinin de adını yazmakla yerden göğe kadar haklı olmakla birlikte; bir adım sonrasını da hesaplamak mecburiyetindedir. Kendisine karşı haklı ya da haksız, insaflı ya da insafsız, hukuklu ya da hukuksuz, bir neviden ya da her neviden tepkiler gelebileceğini hesap etmekle yükümlüdür. Adını anmayalım, "malum süreci" en yakından yaşamış, takip etmiş ve tecrübe etmiş bir siyasetçi olarak; bir adım sonrası için en az bir, tercihen birden çok planı olmalıdır. Tepki gelince, "tamam, eşimi getirmiyorum" demek plan da, politika da değildir. Herşey bir yana bu kestirme yol, fevkalade sempatik ve saygın bir kişi olan Arınç'ın "karizması"na da yakışmamaktadır. Meclis Başkanı'nın bir Beşiktaşlı olarak, takımının meşhur, "yenemiyorsan yenilme taktiği"ne vakıf olması gerekmektedir: Bir de şu husus vardır... Tamam, o adını anmadığımız süreçte bıkmadan usanmadan yazıp çizdiğimiz o demokrasi, hukuk ve insan hakları soslu yazıları sandıktan çıkaralım. Ama, siyasi beceri babında tarihin tekerrüründen bir parça ibret alınmasına dair talebimiz de çok görülmemelidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |