AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Protesto mu, 'skolastik' bir anlayış mı?

Yıllardır dünyada çocuklara bayram armağan eden tek ülke olarak öğündük. Çünkü bu gerçekten muhteşem bir şeydi, dünyanın en harika çiçekleri olan çocukları böylesine bir bayramla taçlandırmak, yarınlara ve demokrasiye hazırlamaktan daha güzel ne olabilirdi ki...

Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal'in armağanı olan bu bayramda bugüne dek hep coşku ve sevinç vardı. Oysa bu bayram müthiş bir hüzün yaşandı. Çünkü bugüne kadarki söylemleriyle bizi demokrat olduğuna inandıran Cumhurbaşkanı Sezer, Meclis'teki 23 Nisan resepsiyonuna Meclis Başkanı Arınç'ın başörtülü eşi de gelebilir diye resepsiyonu protesto etti ve katılmadı.

Kısacası, Cumhurbaşkanımız, demokrasinin kalbi olan Meclis'in bayram resepsiyonunu protesto etti. Şimdi sormak gerekiyor, acaba Cumhurbaşkanımız bu tavrıyla demokrasiyi mi protesto ediyor, Cumhuriyet'in "teba"dan vatandaşlığa geçişi sağlayan "eşitlikçi" anlayışını ve modern toplum projesini mi protesto ediyor?

Bu resepsiyon sıradan bir toplantının resepsiyonu olsaydı anlayabilirdik . Oysa 23 Nisan, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için atılan en önemli adımlardan birinin yıldönümü. Cumhuriyet'i kuran iradenin başlattığı "modern toplum projesi"nin kilometre taşı aynı zamanda 23 Nisan..

Burası bir "aşiret devleti" olsaydı, Cumhurbakanının protestosunu makul karşılayabilirdik. Oysa Türkiye Cumhuriyeti, bizzat kuruluşundaki ilkeleriyle modern toplumu hedefleyen bir devlet. Peki o zaman bu protestonun anlamı ne? Türkiye Cumhuriyeti'nin bazı yöneticileri, daha da önemlisi en tepedeki ismi olan Cumhurbaşkanı kadınların toplumsal yaşamdan dışlanmasını ve tümüyle evlere kapatılmasını isteyebilir mi? Bu nasıl bir Cumhuriyetçilik anlayışıdır ki, bu ülkeyi yönetenlerin bir bölümü kadını hala "ikinci sınıf" vatandaş olarak görüyor.

Yoksa bu ülkeyi yönetenlerin bir bölümü ve sayın Cumhurbaşkanı "skolastik" bir düşünceye mi inanıyor? Oysa biz onları modern Türkiye Cumhuriyeti'nin yöneticileri olarak biliyorduk. Demek ki, Cumhuriyeti ve demokrasiyi algılamada derin bir "zihniyet problematiği" ile karşı karşıyayız.

Peki ya CHP'ye ne demeli?

Kim bunlar, yoksa Saddam'ın eski dostları mı? Elbette Türk halkı onların kim olduğunu, nasıl bir "totaliter" gelenekten geldiklerini çok iyi biliyor. Anlaşılan Baykal ve arkadaşları "Milli Şef"i çok özlemişler. Zaman zaman "demokratlık oyunu"na katılmak için kendilerini zorlasalar da, "genetik kodları"nda varolan "jakoben genler" demokrat olmalarına bir türlü izin vermiyor.

Demek ki yıllar geçse de, CHP'nin "totaliter gen haritası" kolay kolay değişmeyecek. Hatta belki de hiç değişmeyecek. Son 23 Nisan krizinde de, o bildiğimiz "Ortadoks CHP"yi bir kez daha görmüş olduk.

Her ne kadar CHP bu krizin başlatıcısı gibi görünüyorsa da aslında öyle değil, onlar sadece devletin "derin" merkezlerinde alttan alta kıpırdamaya başlayan yeni bir "28 Şubat"ın kokusunu aldılar ve ona göre esas kendi saflarında hazırola geçiyorlar o kadar...


25 Nisan 2003
Cuma
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED