AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
"Tanrı"ya AB Anayasası'nda yer var mı?

Başta Irak savaşı olmak üzere araya dünya kadar şey girdiğinden üzerine iki satır karalamak bugüne kadar kısmet olmadı.... Oysa ne güzel, ne bereketli bir konuydu. Olay Avrupa'da geçmesine rağmen bizi de nasıl yakından ilgilendiriyordu... Doğrusunu söylemek gerekirse, tartışma nasıl sona erdi bilmiyorum. Ben ipin ucunu kaçırdığımda taraflar birbirini ikna etmeye çalışıyordu.

Hadi şu bereketli konuyu açıklayayım artık: Avrupa Birliği'nin Anayasası'nı oluşturmak amacıyla Valery Giscard d'Estaing'in başkanlığında çalışmalarını sürdüren Avrupa Konvansiyonu'nda anayasanın "Başlangıç" bölümünde yer alacak hususlar üzerine alevlenen tartışmadan söz ediyorum.

Konvansiyon'daki tartışma "Tanrı"ya anayasının "Başlangıç" bölümünde yer verilip verilmemesiyle ilgili. Tartışma bize yabancı gelebilir, çünkü AB'yi oluşturan kimi ülkelerin anayasalarında "Tanrı"ya atıf zaten var. Dolayısıyla, şimdi söz konusu olan, bu atıfın AB Anayasası'nda da yer alıp almayacağı.

Tahmin ettiğiniz gibi, bu önemli tartışmada sağ-muhafazakar partilerin temsilcileri genellikle bu önerinin yanında yer aldılar. "Genellikle" diyorum, çünkü aralarında Fransız sağı gibi önceden yaşanan benzer tartışmalarda da görüldüğü gibi, ortak metinlerde Tanrı'ya ya da dinlere atıfta bulunulmasına karşı çıkan gruplar da var.

Peki "Tanrı"yı AB Anayasası'na sokmak isteyenlerin gerekçeleri neler? İsterseniz önce bu gerekçelerden kısaca söz edelim:

Hıristiyan-demokrat ve muhafazakarlardan oluşan gruba (PPE) mensup temsilciler Tanrı'nın adının adaletin, güzelliğin, hakikatin iyiliğin kaynağı olarak anayasada geçmesine taraftarlar. İtalyan Glanfranco Fini örneğinde olduğu gibi bazı üyeler ise, Avrupa'nın "Ortak Yahudi-Hırıstiyan kökleri" gibi bir ifadenin yeterli olduğu görüşündeler. Üzerinde çalışılan maddeyi "Yunan-Roma, Yahudi-Hıristiyan, laik ve liberal" değerler olarak formüle edenler de eksik değil.

Unutmadan hatırlatalım ki, "Tanrı"nın anayasaya girmesini isteyenler azınlıkta. Bu cephenin Kiliseler'den ne kadar destek alsa da başarılı olamayacağı gözleniyor.

"Laik cenah"da yer alan milletvekillerinin gerekçeleri ise özetle şöyle: Aramızda monarşiler ve cumhuriyetler, üniter devletler ve federasyonlar, laik devletler ve dinsel bir temele atıfta bulunanlar varken, anayasada "Tanrı"ya yer vermek doğru değil. / Avrupa ne tek dinli ne de tek kültürlüdür, aldığı model tarafsız devlet üzerine temellenir. / Din özgürlüğüne karşı değiliz ama bu öneri ilahi iktidarın dünyevi iktidar üzerine söz sanibi olması anlamına gelir. / Avrupa Birliği'nin bir Hırıstiyan kulübü olduğu izlenimini vermemek gerekir. / "Tanrı"nın anayasaya girmesi için özellikle Katolik ülkeler ısrar ediyor, oysa Avrupa bunun için fazla çeşitli.

İsterseniz bu özet bilgilere temsil gücü yüksek olan iki kuruluşun temsilcilerinin ne düşündüklerini ekleyelim: Fransız Büyük Mason Locası'nın başında bulunan Alain Bauer de öneriye karşı çıkarak Avrupa'nın inanmak-inanmamak, din değiştirmek ya da hiçbir dine mensup olmamak özgürlüğünü sunması gerektiğini ifade ediyor. Fransa'daki Hahambaşı'nın da öneriye katılmadığını görüyoruz: Yahudi-Hıristiyan mirasa yapılacak bütün atıflar yersizdir, çünkü Müslümanlar'ı ve inançsızları hemen dışarıda bırakmaktadır.

İşte böyle... Görülen o ki "Tanrı"nın AB Anayasası'na girebilmesi kolay değil. Fakat bu tartışmanın yapılabilmesi bile bizim açımazdan önemli değil mi? Eloğluna bakın, hem de Avrupa'nın göbeğinde "Tanrı"nın anayasada yer alıp alamayacağını ne güzel tartışıyor... Her fikirden insan var; sonuna kadar savunanlar da, öneriyi duymak bile istemeyenler de....

Son olarak da, bu tartışmanın bizi ilgilendiren bir başka yönüne değinelim:

Biliyorsunuz; Türkiye'yi Konvansiyan'da temsil eden iki üyeden birisi Kemal Derviş. Bu sıcak tartışmaya Derviş de katılmış. Önümdeki Fransız gazetesinde onun açıklaması da yer alıyor. Bana göre, görebildiğimiz kadarıyla bu tartışmada en keskin laik açıklamayı da Derviş yapmış. "Cevap çok açık" diyor Derviş, "Geleceğin anayasasında Tanrı'ya yer yoktur. Dini kamusal alandan ayırmak gerekir. Din insanoğlu ile Tanrısı arasında özel bir iştir. (...) Dolayısıyla Tanrı'ya ve dini mirasa atıf gereksizdir. Bu yönde kabul edilebilir tek şey, spiritüel bir mirasa atıftır."

Olabilir tabii, niçin olmasın; Derviş de meseleye böyle bakıyordur. Ancak benim biraz garibime giden husus, Konvansiyon'da Türkiye'den bir milletvekilinin "laikliğin" vatanı Avrupa'ya bu derece katı bir laiklik dersi vermesi oldu!


27 Nisan 2003
Pazar
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED