AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Sevmemize izin yok

Bir insan kendi ülkesini sevmekten yorulur mu? Eğer sevmenin bile cezalandırıldığı bir ülkede yaşıyorsanız evet... Zaman zaman, içimizde bütün umutlar tükeniyor ve her seferinde bu ülkede yaşamanın ne denli acı verici olduğunu düşündükçe çaresizlikten kahroluyoruz. Biz sevmekten yorulduk ama onlar acı vermekten yorulmadılar.

Bir türlü sevmemize izin vermedikleri bu ülkeden bizi nefret ettirecekler. Peki ama üniversite önünde okuma hakkı ve barış istiyor diye dövülen kızlar, karakollarda işkence utancını yaşayanlar, başlarını örttükleri için ikinci sınıf muamelesi gören kadınlar, devletin "gerçek sahipleri" gibi düşünmüyor diye kafasına vurulanlar nasıl sevecekler bu ülkeyi?

Hem pastadan çok yiyip, hem de halkın içine, gönlüne, kalbine, aklına korku salanlar sonunda nefret ettirecekler bizi bu ülkeden...

Her şeye rağmen bu ülkeyi sevmenin bedelini çok ağır acılarla ödeyen insanların rüyaları da olmasa nasıl tahammül edilir ki bu dünyaya... Eğer gönlümüze, kalbimize dadanan "korku celladı"na rağmen sevgilerimize sürgün edilmekten başka bir tesellimiz kalmamışsa, hâlâ rüyalarımızdan umut kesilmemiş demektir.

Çünkü biz, zulmetmenin bile neredeyse "rejimi korumaktan" sayıldığı bir ülkede "gidemeyenlerle" aynı sessiz ölümü paylaşmak zorunda kalacağımızı bile bile asla çekip gidemeyiz...

Biliyorum, ne yazdığım bu yazılar, ne dinlediğim bir müzik, ne ritmine sessizce eşlik ettiğim bir dans asla "gidemeyenler"in acısını karşılamaya yetmeyecek. Çünkü bu topraklarda hayal edilemeyecek kadar korkunç bir acı var.

Çünkü sevmenin bedelinde hep çoğalan bir acı var... Çünkü orası bir cehennem... Belki gördükçe, duydukça, hatta dokundukça daha fazla tanıyacaksın ülkenin küçük krallarını ama asla anlatamayacaksın...

Eğer şiiri, delirmeyi daha fazla kalbime yaklaştırabilirsem, bütün "gidemeyenler"i yakacak kadar büyük bir ışığım olacak. Belki de bu yüzden, bir şiirin son satırına bırakılan bir kalbin atışına ya da ritmi solmuş bir dansın içinde tutuklu kalmış ağrılara hiçbir zaman dokunamayacağım.

Çünkü henüz hazır değilim, kalbinize dokunacak kadar güçlü değil ışığım. Bu yüzden, şimdilik "gidemeyenler"e teslim oluyorum...

Çünkü sevmek başka türlü, bu ülkenin ortasında yananların ateşi başka türlü... Şimdilik, kurduğumuz her cümleye, yazdığımız her şiire ruhları katledilenler için sadece bir düğüm atıyoruz o kadar...

Şimdilik, kendilerini bu ülkenin "gerçek sahipleri" sananların küçük krallıklarından gözlerimizi bir türlü alamıyoruz, her cümlenin sonunda sıkı sıkı tutmasak bize ihanet edeceklirini bildiğimiz halde o sesleri bırakıp gidemiyoruz...

Korku cellatları yüzünden bu ülkenin başına kötü şeyler geleceğini bile bile, nedense her şeyin daha güzel olacağına inanmak geliyor içimizden...


27 Nisan 2003
Pazar
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED