|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bush, Ortadoğu'ya gerçekten 'demokrasi' ikram etmek istiyorsa, Irak'ı (çoğunluktaki) Şiiler'in yönetmesine şapka çıkarması gerekir, ama bunu arzu etmez.
Joe'nun 'On Altın Kural'ının birincisi şudur: Altını olan, kuralı koyar! Diğer dokuzunu saymaya gerek var mı? Irak'ta petrole kim el koyarsa, ülkeyi o yönetecek. Bush, Orta- doğu'ya gerçekten 'demokrasi' ikram etmek istiyorsa, Irak'ı (nüfusun neredeyse üçte ikisini oluşturan) Şiiler'in yönetmesine şapka çıkarması gerekir. Böyle bir durum, bölgedeki dengeyi İran lehine değiştireceğinden, Beyaz Saray tarafından asla arzuya şayan bulunmayacaktır. Irak'ın etnik temelli üç bölgeye ayrılması da başka binbir probleme yol açacağından şimdilik izlenecek yol değildir. Peki, ne yapılacak, Irak nasıl yönetilecektir? Siyaset bilimcilerin cevabını bilmem. Aklıbaşında bir tarihçiye sorsaydık, bize muhtemelen "Osman Gazi'nin vasiyeti üzere ülkenizi idare ederseniz, halkınız behemehal size minnettar olur!" derdi. İşte Osman Gazi'nin oğlu Orhan'a vasiyetinden bir bölüm: "Her işten önce dîne dikkat et. Zira farzlara dikkat dîn ve devletin güçlenmesine yol açar. Beytü'l-Mâl-i Müslimîn'i koru. Devletin servetini artırmaya çalış. Sadakatle tahsil-i rıza için ömür geçiren erkân-ı devleti gözet. Vefatlarından sonra çoluk çocuklarına bak, ihtiyaçlarını gider. Tebaandan hiçbir ferdin mal mülküne taarruz etme. Hak edenlere iltifat elini uzat, askerî erkânı iyi koru. Alimler, fâzıllar, edîbler devlet bedeninin gücüdür; bunlara iltifat ve ikrâmda bulun. Bir kemâl sahibini işitince onunla münasebet kur, dirlik ver, ihsanda bulun. Hükümetinde ulema, fuzelâ, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve dîn işleri nizam bulsun. Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir beğ olarak gelip hak etmediğim hâlde bunca inayet-i celîle-i Rabbaniyye'ye mazhar oldum. Sen de benim yolumdan git ve bu dîn-i Muhammediyye'yi ve ashabını ve başka sana tâbi olanları koru. Allah'ın hakkına ve kulların haklarına riayet et. Ve senden sonrakilere de böyle nasihatten geri durma. Adaletli ve insaflı ol. Zulmü kaldırmaya devam et. Her bir işe teşebbüste Allah'ın yardımına güven. Tebaanı, düşman istilasından ve zulme uğratılmaktan koru. Haksız yere hiçbir ferde lâyık olmadığı muameleyi yapma. Halkı taltif, hakkında umumun kabulünü tahsil et." Bu vasiyet modern yöneticiler için birşey ifade edebilir mi? Etkici Yönetici başlıklı kitabımdan özetlemeye çalışayım: 1. Yöneticinin ilk dikkat edeceği husus, günümüzde çekirdek ideoloji veya rehber vizyon gibi kavramlarla dile getirilen "değer sistemine" ihtimamdır. "Dîne dikkat et, farzlara uy. Aksi halde devlet zayıflar!" Başarılı yöneticiler, bir ideal çerçevesinde, sağlam ve anlaşılır bir vizyon geliştirenlerdir. Çağdaş yönetim üstadlarına göre, iyi bir vizyon: İnsanlardan beklenecek değişimlere anlam verir. Zihinlerde, gelecekteki durumlara dair açık ve olumlu tasavvurlar uyandırır. Gurur, enerji ve başarı duygusu yaratır. Harekete geçirir, her zaman hatırlanır ve insanları ideale yöneltir. Yüksek idealleri yansıtan mükemmellik ölçüleri koyar. Amaç ve istikamete vuzuh kazandırır. Tutkulu ve dikkat çekicidir. Dikkatleri odaklandırır, lüzumsuz şeyleri bir yana itmemizi sağlar. Günlük faaliyetlere anlam ve önem kazandırır. Bugünü geleceğe bağlar. İnsanları eyleme geçirir. 2. Yöneticiliğin iktisadî veçhesini daima akılda tutmak gerekir. "Beytü'l-Mâl-i Müslimîn'i koru. Devletin servetini artırmaya çalış." Petrole iyi bak, lâkin bil ki millî servetin kaynağı tabiat değil, insandır. Değil petrol, altın yatakların olsa, mal ve hizmet üretmeyi bilmiyorsan hepsini mirasyedi gibi tüketirsin. 3. Lider, beraber çalıştığı yöneticilere büyüklük taslamamalı, onları hoş tutmalı, ben bilirimci olmamalıdır. "Erkân-ı devleti gözet. Vefatlarından sonra çoluk çocuklarına bak, ihtiyaçlarını gider." Hakiki lider, sürüye değil, liderlere lider olan kişidir. Yol arkadaşlarına saygı duymayan, onları kendisi kadar değerli bulmayan, böylece çevresine pozitif enerji yaymayan kişi hiçbir menzile ulaşamaz. Stephen Covey, takım arkadaşlarına itimat etmeyi ilkeli yöneticiliğin en önemli vasfı olarak gösteriyor. Katzenbach ise, insanlara hem davranma biçiminin, hem de onları iş yapabilir kılma hususunda gayret göstermenin gerçek liderliğin ana vasıflarından biri olduğunu belirtiyor. Tarihçi Lütfi Paşa, Osman Gazi'nin gaza arkadaşlarını şöyle tasvir ediyordu: "Ol vakit gâziler az idi öz idi, şöyle ki âdem başına yüz kâfir gelse yüz döndürmezlerdi. İ'tikatları muhkem idi. Hak Teala anlara i'tikatları bereketinden fırsat verdi..." 4. Halkın malına göz dikmemeli, onlara hoşgörüyle yaklaşılmalıdır. "Tebaandan hiçbir ferdin mal mülküne taarruz etme. Hak edenlere iltifat elini uzat." Aşıkpaşazâde, fethedilen topraklardaki yerli halkın Osman Gazi yönetiminden son derece memnun olduğunu ve yerlerini terketmediklerini yazmaktadır: "... Ve bu dört pare hisarları kim aldılar, vilâyetinde adl ü dâd eylediler. Ve cem'i köyleri yerlü yerine gelüb mütemekkin oldular. Vakıtları kâfir zamanından dahi eyi oldı. Zirâ bundağı kâfirlerün rahatlığın işidüb gayrı vilâyetden dahı adam gelmeğe başladı." 5. Yönetimin temeli bilgidir. Bilgisiz ne etkinlik sağlanır, ne de meşruluk. Bilginlere yakın durmak, onlarla sürekli istişare etmek gerekir. "Alimler, fâzıllar, edîbler devlet bedeninin gücüdür. Hükümetinde ulema, fuzelâ, erbab-ı maarif çoğalsın, siyaset ve dîn işleri nizam bulsun." Bilgi toplumunda örgütlerin amacı, bilgiyi üretken hale getirmektir. İhtisaslaşmış bilgi önemlidir, fakat tek başına bizi sonuca götürmez. Hatta bu tür bilgiler kısırdır; üretken olabilmeleri için, dışarıdan birleşik bir bilgiye dönüştürülmeleri gerekir. Bunu mümkün kılmak örgütlerin görevidir. Onların varlık sebebi, ana işlevleri budur artık. Bilgi toplumunun örgütü eşitlerin örgütüdür, demokratiktir. Patron veya ast yoktur. Adem-i merkeziyet esastır. Bilgi toplumu mobil ve rekabetçi bir toplumdur. Böyle bir toplumda liderlik, bilgili insanların ektin biçimde örgütlenmesi ve nazikçe yönetilmesiyle mümkündür. 6. Yöneticilik Allah'ın lütuf ve emanetidir. İyi değerlendirilmediği vakit, yönetilenlerin desteğini geri çekeceği muhakkaktır. "Benden ibret al ki, bu diyarlara zayıf bir beğ olarak gelip hak etmediğim hâlde bunca inayet-i celîle-i Rabbaniyye'ye mazhar oldum. Allah'ın hakkına ve kulların haklarına riayet et." Kutadgu Bilig adlı 11. yüzyıla ait siyasetnamede de beyliğin ilahî lütuf olduğuna vurgu vardır: "Bu beyliği sen kuvvet kullanarak ele geçirmedin. Onu Tanrı ihsan etti; beyler hakimiyetlerini Tanrı'dan alırlar." Bu gibi ifadelerden maksat, elde edilen başarıdaki beşerî yönetim kabiliyetini küçümsemek değil, siyasî iktidarın kaynağını Allah'a bağlamak suretiyle yöneticiyi ilahî sorumluluk altına sokmak, böylece tebaayı hükümdarın insafına terketmemektir. "Böylelikle Türk hükümdarları önce Tanrı'ya, sonra da değişmez kurallar bütünü olan töre yoluyla tebaaya (yönetilenlere) karşı mesuliyetleri olan ve bunları adil bir şekilde uyguladığı sürece hükümdar kalabileceğini bilen bir kişi durumundaydı. Hükümdar da, tebaası da onun insanüstü bir varlık olmadığının, yetkilerinin belirli şartlara göre sınırlı bulunduğunun bilincindeydiler." 7. Yönetimin temeli adalet ve insaftır. "Haksız yere hiçbir ferde lâyık olmadığı muameleyi yapma. Halkı taltif, hakkında umumun kabulünü tahsil et." Uzun süre takip edilmeye lâyık liderler, yönetilenlerin temel haklarını kollamayı ve onlara lütufkâr davranmayı kendilerine ilke edinen ve o ilkelerden sapmamaya büyük özen gösteren kişilerdir. Yüce Allah bile, varlık âlemine karşı herhangi bir yükümlülükten münezzeh olmakla beraber, mesela, rahmeti ve şefkati kendine ilke edindiğini (ketebe 'alâ nefsihi) belirtmektedir. (En'am/12) Stephen Covey, çağdaş örgütlerde ilke-merkezli liderliğin şaşmaz bir işaret feneri olduğunu söylüyor. Eğer ilke-merkezliyseniz, "kararlarınızı uygulanabilir ve anlamlı kılan sağlam veriler kullanırsınız. Eylem yeteneğiniz, elinizdeki kaynakları kat kat aşar ve çok gelişmiş karşılıklı-bağımlılık düzeyine çıkmanıza destek olur. Karar ve hareketlerinizi mevcut malî durumunuz veya şartlarınıza bağlı kısıtlamalar etkilemez. Karşılıklı-bağımlılığın özgürlüğünü yaşarsınız." Şimdi başa dönüp, Osman Gazi'nin karşılıklı-bağımlılık duygusuyla dolu gaza arkadaşlarını Lütfi Paşa'nın nasıl tasvir ettiğini hatırlayabiliriz: "Ol vakit gâziler az idi öz idi, i'tikatları muhkem idi. Hak Teala anlara i'tikatları bereketinden fırsat verdi..."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |