|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yoo, son kriz patladığında, "Provokasyonlar ne zaman başlayacak?" sorusunun aklıma üşüşmesi komploculuğumdan değil... Tepkimin sebebi, 'Haftalık' dergisinin ikinci sayısında, derginin "28 Şubat'ın esas kahramanı" diye andığı Fadime Şahin'e, 'devlet içinden birileri'nin yeni bir yüz ve kimlik verdiğine dair yazıyı taze okumam... Yeni yüz, yeni kimlik, yeni provokasyonlar... 23 Nisan krizi, hiç kuşkunuz olmasın, kontrollu çıkartıldı. Belli bir amacı var. O amaca ulaşana veya ülke bir daha kriz çıkartılamaz hale gelene kadar da devam edecektir. Hayır, ülkeyi 'kriz çıkartılamaz hale getirme' görevi yalnızca Ak Parti'nin değil, aynı zamanda CHP'nin de... CHP krizlere sırtını dönmezse kısır döngü kırılamaz... Herkes sözde-krize bir sebep ve başlangıç tarihi arıyor. Benim sebebim basit: Ak Parti'nin iktidara gelmesi... Başlangıç tarihi, bu sebepten, seçimin yapıldığı 3 Kasım 2002... O gün Ak Parti iktidarını engelleyemeyenler, zamanını beklediler... İlk çıkış, tam bir ay önce, 25 Mart 2003 tarihinde, TÜSİAD başkanı Tuncay Özilhan'ın "Hükümet bizi dünyadan koparmak, 50 yıl geriye götürmek istiyor" ana teması etrafında kurduğu konuşmasıyla geldi. Tuncay Özilhan gibi biri herhalde komplolara âlet olmaz; ancak yine de o konuşmayı dinlediğimde, içimden "Takvim işlemeye başladı" düşüncesi geçti. Unutulan bir nokta var: Bizimkilerin takvimi ile dünyanın takvimi artık farklı... TÜSİAD adına yapılan konuşmada, Ak Parti hükümetinin Türkiye'yi AB ve ABD'den kopardığının iddia edildiği gün, Washington, "Türkiye ile ilişkilerimizde bozulma yok" mesajı verdi. İlginçtir. 23 Nisan krizi patladığı gün de, AB'nin etkili ismi Gunther Verhaugen, "Türkiye 2011 yılında tam üye olabilir" açıklamasını yapma ihtiyacı duydu. Bugünün ortamı 28 Şubat'a gidilen Türkiye'den çok farklı: Meclis'te sayıca üstün bir hükümet var ve icraatı da kamuoyu tarafından beğeniliyor. 23 Nisan krizinde, kamuoyu, krizi çıkartanlara değil Bülent Arınç ve eşine hak verdi. Ak Parti liderlerinin haklı oldukları bir konuda bile gerginlikten kaçmaları ise, olumlu bir puan olarak karnelerine geçti. İşte, tam da bu noktada, 'provokasyon' ihtimali devreye giriyor... Ak Parti'de malzeme bulamayanlar, istedikleri sonucu, yalana-dolana başvurarak almaya çalışabilirler... Yüzünü ve kimliğini değiştirmeye hazır tipler bulmak o kadar da zor değil bizim ülkemizde... Birilerinin kesip biçerek yayına hazır hale getirdiği kasetler bile piyasaya düşebilir... Hükümeti yıpratacak, elini zayıflatacak, hayatını karartacak tuzaklar kurulabilir... Dünkü Zaman'da "Uydurma irtica raporu yayınlayacak gazete aranıyor" başlıklı ilginç bir haber vardı. Şöyle diyordu Zaman: "30 Nisan'da yapılacak MGK toplantısı öncesinde gerilimi yükseltmek isteyen çevrelerin, MGK ve Genelkurmay'a ait olduğunu ileri sürdükleri bir 'çalışma raporunu' yayınlayacak gazete aradıkları öğrenildi." Bu krizde dikkat çeken, 'merkez medya' da denilen çok satışlı gazetelerin 28 Şubat'tan farklı bir tavır almaları. Yeni bir 'andıç' olayı yaşamanın itibarlarını silip süpüreceği endişesini yaşıyor yayıncılar... Yine de, ucuz veya az satan gazeteler arasından göreve tâlip olanlar çıkabilir. Zaman'ın sözünü ettiği türden bir 'sözde-raporu' önümüzdeki günlerde bir yerlerde okuyabiliriz... Zaman'daki bu haber, bir okuyucumun da yardımıyla, aklıma aynı gazetede bir ay önce (28 Mart 2003) okuduğum "Çevik Bir bizi endişelendirdi" başlıklı bir başka haberi düşündürdü. Muhabir Gürhan Saygı, haberinde, Marmara Grubu adıyla aylık yemekli toplantılar düzenleyen bir grubun son girişiminden söz ediyor. 'Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı', eski komutanlar, büyükelçiler, emekli bir MİT müsteşarı ile eski TÜSİAD başkanının da içinde yer aldığı bir 'akademik konsey' oluşturmuş. Konseyin 'sivil' isimleri de ilginç: Çağdaş Eğitim Vakfı başkanı Gülseren Yaşer ile İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı Prof. Nur Serter... Marmara Grubu başkanı Akkan Suver, Gürhan Saygı'yla bir kaygısını paylaşmış. Okuyalım: "Vakıf çevresinin temaslarda bulunduğu ABD'deki çevrelerin durumdan rahatsız olduklarını kaydeden Suver, '24 Mart günü Sayın Çevik Bir Paşamız ABD'den döndü. Onun bize aktardıkları var' diye konuştu. Suver, Bir'in yaptığı görüşmelerden Türkiye–ABD ilişkileri açısından endişelendiklerini vurguladı." Çevik Bir artık 'emekli asker', hayatını savunma sanayii firmalarına danışmanlık yaparak kazanıyor. Bu bakımdan, eski görevini hatırlayıp "Acaba?" diye düşünmeye mahal yok. Ancak, n'eyleyim ki, haberde yer alan tarih, 'akademik konsey' üyelerinin kimlikleri, kronolojik çalışan zihnimi rahatsız ediyor. Çevik Bir, ABD gezisinden 24 Mart günü dönmüş; TÜSİAD adına yapılan "Hükümet bizi Batı'dan kopartmak istiyor" açıklaması 25 Mart günü kamuoyuyla paylaşıldı... 23 Nisan krizi ise, MGK genel sekreteri Org. Tuncer Kılınç'ın Avrupa gezisinin hemen akabinde patladı. Org. Kılıç da iyi olmayan izlenimlerle dönmüş olmalı Avrupa'dan... Kusura baksanız da soracağım: ABD ve Avrupa, hükümeti dışlamayan açıklamalar yaptıklarına göre, Çevik Bir ve Tuncer Kılınç paşaların getirdikleri 'olumsuz' izlenim, kim veya kimler için 'olumsuz'? Ben kendi hesabıma tarihin tekerrüründen bıktım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |