T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Arınç ve Unakıtan'ın açıklamaları

Sizi bilmem ama okuduğum iki açıklama benim hiç mi hiç hoşuma gitmedi.... Açıklamalardan ilki TBMM Başkanı Bülent Arınç'a ait. Daha iki ay önce "kamusal havaalanı" (!) tartışmasında TBMM Başkanı'nı destekleyen köşeyazarlarından birisi de bendim. Bu desteğimi "Arınç'ı yalnız bırakmayalım" şeklinde bir çağrıyla ifade ettiğimi de hatırlıyorum. Arınç'ı "ağzından çıkan sözü"n bilincinde olan, AKP milletvekilleri içinde "hukuk dili"ni en iyi kullanan bir siyasetçi olarak savunmuştuk. Benzer bir desteği, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları'nın Arınç'a yaptıkları ve hepsi hepsi birkaç dakika süren "tebrik ziyaretleri" dolayısıyla da gözlemiştiniz. Çok yakın geçmişin bu tatsız hikayelerinde Arınç'ın sergilediği tavır ve tepki tabii ki yerindeydi ve desteklenmeyi fazlasıyla hakediyordu.

Peki bugün, yani söz konusu olaylardan iki ay sonra, KKTC'den döner dönmez Türk Parlamenterler Birliği adlı kimsenin ne işe yaradığını bilmediği bir derneğin TBMM'de düzenlediği "Kıbrıs Sorunu" sempozyumunda söz alan Arınç hakkında ne düşüneceğiz? Arınç'a yine mi "destek" verelim, bir siyasetçi olarak olumlu özekliklerini yine mi göklere çıkaralım? Ne münasebet! Arınç'ın KKTC'de "Çözüm" için bir mitingte bir araya gelen onbinlerce Kıbrıslıyı "Satılmışlar" diye nitelemesinin "desteklenmesi" filan mümkün mü? Doğrusu merak ediyorum; Arınç, TBMM Başkanlığı koltuğunu oturmasının üzerinden 100 gün bile geçmeden bu "soğuk savaş" dilini bu derece süratle nasıl "hatırladı"? (İsteyenler 18 Ocak tarihli "Gerçek Tercüman"ı süsleyen "Satılmışlar var!" manşetine bu "soğuk savaş dili"nin bir delili olarak göz atabilirler. "Büyük buluşma" nihayet gerçekleşmisti!) Çoğulcu siyasi yapı üzerine bugüne kadar pek çok açıklamasını dinlediğimiz Arınç, bir an bile düşünmeden, KKTC'deki bazı muhalif partilerin Rum tarafı, Annan ve Brüksel'de görüşmeler yapmasını "Tüylerim diken diken oldu. Ne hakla, kimin adına yapıyorsunuz? Birtakım maddi desteklerin belli kuruluşlardan geldiği açık" şeklinde yorumlayabiliyor. Şimdi gelin de, kolaysa, ülkedeki siyasetin geleceğine ilişkin olarak iyimser olun! Daha iki ay önce "tüylerimizi diken diken" eden bir suçlama kampanyasıyla sarılarak neredeyse istifası istenen bir siyasetçi, bugün bir ülkenin muhalif partilerinin tamamen hakları olan görüşmeler içinde bulunması karşısında "Tüylerim diken diken oldu" diyebiliyor. Aşkolsun doğrusu!

Size bilmem ama benim canımı sıkan ikinci açıklama iki gün önce Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'dan geldi. Açıklama, "Vergi Barışı Yasası" olarak anılan yasa etrafında gelişen tartışma dolayısıyla yapıldı. Biliyorsunuz, söz konusu yasa taslağı, TBMM'den "son dakika sürprizleri" olarak nitelenen değişikliklere uğrayarak geçti. Bu "son dakika sürprizleri" önemli, çünkü ilk haliyle zaten tahsil edileyecek vergi borçlarının hiç değilse makul bir bölümünü tahsil edebilmek ilkesinden hareketle tasarlanan yasa taslağı, TBMM'den çıkışta "naylon faturacıları" bile kurtaran "sürprizler"le donandı.

"Vergi meselesi" hakkında fazla laf edecek değilim; bilmediğim bir konu. Birçoğunuz gibi bu meseleye ilişkin olarak benim asıl bilgim de, Vergi Daireleri'nin girişlerini süsleyen "Vergisini Ödeyen Halk Millettir" türünde boş laflarla sınırlı! Ancak şu kadarını sizin gibi ben de iyi biliyorum: TBMM'den çıkan bu "Vergi Barışı Yasası" sayesinde "milletimizin" önemli bir bölümü yine "halk" konumuna düşmektedir! Nitekim dikkat ediyorsanız, birkaç cılız ses dışında söz konusu yasaya kimsenin bir şey dediği de yok. Yani özetle hemen herkes memnun... Eh madem ki SSK ve Bağkur emeklilerinin aylıklarında 100'er milyona varan "popülist" bir artış sağlandı, Vergi Mahkemeleri'ndeki ihtilaflı dosyalara, "kesinlenmiş vergi alacakları"na, "ödenmemiş ve birikmiş vergi alacakları"na da bir iyilik düşünmek gerekmez miydi?

"Vergi Barışı Yasası"nı ve yasanın mimarı Maliye Bakanı'nı muhalefet partisi topa tutmakla meşgul. CHP, yasanın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması halinde Anayasa Mahkemesi'ne gideceğini açıkladı. CHP Genel Sekreteri Önder Sav, söz konusu yasanın "vergi ve sahte fatura affına" dönüştüğünü söylüyor. CHP, sahte belge düzenlemek suçundan hakkında dava açılmış olan Maliye Bakanı'nın bu yasa ile kendini de affettirdiğini ileri sürerek Unakıtan'ın istifasını istiyor....

Ve gelelim bu çerçevede Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın yaptığı açıklamalara: Bir gazeteci Unakıtan'a şu soruyu yöneltiyor: "Kendinizle birlikte Orhan Aslıtürk gibi isimlerin de affını sağladınız. Dün gece rahat uyuyabildiniz mi?" Güzel bir soru doğrusu. Bakan'ın cevabı: "Çok rahat uyudum. Rahatsız olacak ne var?" (Doğru, ortada "rahatsız olacak" hiçbir şey yok!) Gazeteci bu cevabın ardından şu ikinci soruyu yöneltiyor: "Maliye Bakanı olarak yargıda beraat etmeniz ve kumu vicdanında da aklanmanız gerekmez miydi?" Doğrusu bu da güzel bir soru; yani hemen hepimizin aklından geçebilecek bir soru. Bakan'ın cevabı: "Ben suçlu olduğuma inanmıyorum." (Bu da çok hoş bir cevap; bakın Bakan "Ben inanmıyorum" diyor, daha ne desin!)

Maliye Bakanı bu "rahat uyuma" meselesini Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) toplantısında yaptığı konuşma sırasında da şöyle değerlendirmiş: "Bana rahat uyudun mu diye soruyorlar. Uyumayacak ne var bunda? Kuru gürültüye papuç bırakacak değilim. Uyumamazlık neden oluyor biliyor musunuz? Gece yarısına kadar çalışıyoruz. Emin olun gece ikilerde eve gidiyoruz." (Gazetenin verdiği bilgiye göre, Bakan'ın bu sözleri ihracatçılar tarafından "ayakta" alkışlanmış, çünkü onlar da "rahat" uyuyanlardan!)

Maliye Bakanı'nın TİM toplantısındaki konuşmasında birkaç söz daha var ki, bana göre bu sözler de ancak "deliksiz uyku" çekebilen "fazla rahat" bir bakanın ağzından çıkabilir: "Bizi naylon faturacılara af getiriyorsun diye suçladılar. Bu konuyu ancak iş yapan anlar. Bunlar hiç esnaf ihracatçı olmamış ki hep maaş alarak yaşamışlar. Bu yüzden de ihracatçının halinden anlamazlar. Sizin halinizi ancak sizin gibi damdan düşen anlar. Ben anlıyorum."

Maliye Bakanı'nın özellikle bu son sözlerinin çok mu çok "rahat" ve hatta "damdan düşen" tarzda sözler olduğu açık. Belli ki Maliye Bakanı bu sözleriyle ülkenin vergi politikasını birbirlerinin dünyasına yabancı "maaşlı bürokrat-naylon faturacı esnaf" çelişkisi içinde değerlendiriyor. Maliye Bakanı kendisini "ayakta" alkışlayan ihracatçılarla karşılaşınca, başında bulunduğu Hesap Uzmanları Kurulu'nun da "hep maaş alarak yaşayan"lardan oluştuğunu unutmuş olacak! Oysa unutmamalı ki, kendi yeri de "maaşlılar" safında... Yoksa "Vergisini Ödeyen Halk Millettir" sloganı nasıl savunulabilir! Görüyorsunuz değil mi; dünyada en az ikiyüz yıldır tedavülde olan "Devlet toplum içindir" formülünün bir dönem Turgut Özal tarafından ülkemizin gündemine sokulması ortaya ne tuhaf fikirlerin çıkmasına neden oldu.... İşte gerçek demokrasi ve hukuk devleti formülü: "Maaşlı" devlet, "naylon faturacı" toplumun hizmetinde!


20 Ocak 2003
Pazartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED