T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bir adım ileri, iki adım geri... Tamam da, nereye kadar?

Hükümet etmek zor iş, malum.. Hele Türkiye gibi bir ülkede hükümet etmek ya da hükümet etmeye çalışmak çok daha zor bir mesele. Bu daha da malum...

Politika dedikleri nedir ki? Halkın istemleri ile eldeki imkanları biraraya getirebilme, uzlaştırma sanatı...

Eldeki olanaklar sadece ekonomik kökenli mi? Değil elbet.. Yine Türkiye gibi ülkelerde siyasal, sosyal, coğrafi bir yığın şartın yerine gelmesi gerekiyor. Politikacı tabii aslında bütün bunları tahmin edebilmeli, hesaba katabilmeli. Kimse politikacıya dikensiz gül bahçesi falan vaadetmiyor.

"Gel iktidara, istediğini istediğin gibi yap kardeşim" diyen yok. Başta devlet denilen mekanizma olmak üzere, bir yığın çevre, menfaat grubu, çeşitli amaçlar güden iç ve dış odaklar vesaire... Türkiye'de olduğu gibi, militarist yapıda bir bürokratik devlet örgütlenmesini aşarak gerçek iktidar olabilmek çok zor. Bürokrasi, cumhuriyetten bu yana elindeki imkanları ve olanakları koruyabilmek ve genişletebilmek amacıyla gerektiğinde darbelere başvurdu. Kanlı-kansız, açık-gizli darbeler gerçekleştirdi. Her darbeden sonra yasal ve fiili olanaklarını genişletti. Bir yandan da kendisini denetim ve hatta eleştiri mekanizmalarının dışına çekmeyi başardı. Memleketin iç ve dış politikasına, günlük hayatına ilişkin birçok meseleyi, siyasetin yetki ve ilgi alanından çıkartıp, 'milli' mesele haline getirdi. Bu 'milli' meselelere dokunulmazlık zırhı giydirdi. Seçilen Meclis'lerin ve işbaşına gelen hükümetlerin bu meselelere el atmaması için gereken her önlem alındı. Kıbrıs meselesi işte bu 'milli' meselelerden belki de en önemlisi. O nedenle illegal derinlikleri de bulunan bu oligarşik yapıya, bu perde arkasındaki asıl iktidara karşı muhalefet eden bazı insanlar, başından beri AKP'yi uyarıp duruyor.

"Kıbrıs'ı çözemezsen gerçek iktidar olamazsın" diyorlar. Kuşkusuz onlar da biliyorlar bunu...

Buna rağmen halka, "Bu yapıya rağmen biz size hizmet getireceğiz, Türkiye'nin şimdiye kadar çözülmemiş meselelerini çözeceğiz" diye sözler verdiler. İktidara geldikleri zaman gördüler ki, bu memleket Kıbrıs meselesini çözmezse ne Avrupa Birliği meselesini, ne de demokratikleşme meselesini çözemeyecek. Doğru bir karar verip Kıbrıs meselesini çözmek istediklerini söylediler. Kıbrıs'ın kuzeyinde insanlar, AKP'nin bu yaklaşımından cesaret alıp sokaklara döküldü. Çözüm, barış ve refah istemlerini dile getirdi. 30 yıldır çözümü engelleyen ve ada Türklerini dünyadan tecrit olmuş bir şekilde Türkiye'nin yardımına muhtaç hale düşüren Denktaş'a ve onun Türkiye'deki destekçilerine karşı bayrak açtılar. Bu şimdiye kadar görülmüş bir şey değildi. Normal olarak yüzbinler, nadir olarak da milyonlar sokaklara döküldüğü zaman, bir ülkede iktidar değişir. Hiçbir yönetici ve hiçbir hükümet bu derece yığınsal bir protestoya karşı koyamaz.

Kıbrıs'ta halkın üçte birinin sokağa dökülmesi ve Denktaş'a ve onunun çözümsüz politikalarını destekleyenlere karşı tepkilerini dile getirmesi üzerine şimdiye kadar ne Denktaş'ın, ne onu destekleyen hükümetin işbaşında kalması beklenemezdi.

Normal bir ülkede çoktan çekip gitmeleri gerekirdi. Ama Denktaş ve destekçileri, bulundukları mevzileri bırakmak bir yana şimdi saldırıya geçtiler.

Üstelik de halkı, kandırılmışlık ve hatta satılmışlıkla suçlayarak.

Denktaş, yaklaşık 60 bin kişinin sokağa döküldüğü son gösteriden hemen sonra, NTV'de kendisi ile yapılan çanak ve kıyak sorularla bezenmiş röportajda, halkın kandırıldığını ve kendisinin üç aylık hastalık dönemiminde meydanın boş kaldığını söyledi.

"Şimdi halkın uyandırılması için hemen gereken tedbirleri alacağız" dedi.

Bu laflardan çok değil, birkaç saat sonra, o sırada adada bulunan AKP'li Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın, göstericileri suçlayan ve hatta bir kısmının Rumlar'a satıldığını iddia eden sözleri, o büyük gösterinin yarattığı şaşkınlık ortamının üzerine bir kâbus gibi çöktü.

Arınç, adaya giderken, "halkın da görüşlerini dinleyeceğim" demiş ve daha önceki büyük mitingi destekler mahiyette konuşmuştu.

Son mitingi de görüp, adadan ayrılırken, Denktaş'ın çizgisinden bile daha geriye düşmüştü.

Arınç, Kıbrıs meselesinin milli bir mesele olduğunu ve Denktaş olmadan çözülmesinin mümkün olmadığını söylüyordu.

Bir gün içinde ne olmuştu da AKP'li Meclis Başkanı, Kıbrıs meselesinde yüz seksen derecelik bir dönüş yapmıştı.

Başkan, Kıbrıs'ta esaslı bir brifing almış olmalı.

Gördüğümüz, dinlediğimiz ve okuduğumuz kadarıyla bu görüşler, AKP'nin liderlik kadrosunun Kıbrıs görüşlerine taban tabana zıt...

Buna rağmen AKP liderinden ve Başbakan'dan Arınç'ın sözlerini yalanlar mahiyette bir açıklama da duymadık.

Tamam politika bir denge sanatı, mutedil olmak gerekiyor. Bazan bir adım ileri attığınızda iki adım geri de atabilirsiniz.

'Derin devlet'in gölge hükümetini fazla uyandırmamak, kızdırmamak da gerekebilir.

Hatta bazı konularda taktiksel geri adımlar atmak da yarar sağlayabilir.

Bunların hepsi tamam da, bu çabalar nereye kadar sürebilir ve geri gidişlerin ve tavizlerin bir sonu var mıdır?

Bir adım ileri, iki adım geri attıkça AKP iktidarının ömrü daha fazla mı olacak?

Biliyorum, işleri zor. Şimdi de Irak savaşı kapıda ve ilaveten PKK-KADEK devreye sokuluyor.

Ama AKP, yine de Kıbrıs meselesine açıklık getirmek durumunda

Bunu öncelikle, adanın kuzeyinde yaşayan ve umudunu size bağlamış insanlar bekliyor.


20 Ocak 2003
Pazartesi
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED