|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kürtçe türkü okudu, hayret... Berdan Mardini diye, yeniyetme bir şarkıcı. İyi de okudu. Gırtlaktan ve hançereden yükselen bir ses... Canlı yayındaydı üstelik ve tuhaftır, kıyamet kopmadı. İngilizce şarkılar da seslendiriliyor radyo ve televizyonlarımızda. Değil mi? Fransızca şarkılar... John Baez dinliyoruz örneğin. Aznavour filan... Gerçi o da "kötü çocuk" ilan edildi ama, "chansonları" kaset ve CD'lerden dinleyip içlenmiyor muyuz kaçamak tarafından? Türk-Ermeni düşmanlığını körüklemiyor bunlar. Bilakis, ulusları yaklaştırıyor, kaynaştırıyor... Yakın geçmişte bir başka karşıtlık, "Türk-Kürt karşıtlığı" da yaratılmak istenmişti. Ayrıntısına girmiyorum burada. Siyasi mülahazalarla kirletmek istemiyorum mevzuyu. Etnik temelli siyasetin, etnik temelli "karşı koyuşların" gerekliliğine inanmadım çünkü. İnanmıyorum. Ama, bu tür bir karşıtlık, daha doğrusu bir "cinnet hali" yaşanmıştı. Gelip geçti. Gelip geçti çok şükür ve olan dünyanın en güzel gözlü insanına, Ahmet Kaya'ya, Ahmet abime, hemşehrime, koca kafaya, Sümer Mahallesi'nin en delikanlı kopiline oldu. O da her fırsatta, "Kürt" olduğunu, halkların kardeşliğini savunduğunu, pekala farklılıklarımızla birlikte barış içinde (anlayış temelinde) "birada yaşayabileceğimizi" söylemiyor muydu? Kürtçe bir şarkı yapıp kasetine koyacak, bir de klip çekecekti. Bu klibi yayınlayacak "yürekli insanlar" arıyordu. Evet, biraz provokatifti. Çünkü, "Kürt realitesini tanıyoruz" sözüyle başlayan kısmî sulh ortamı, daha sonra (çok daha sonra, bayrağa sarılı tabutlar çoğaldıkça), "kimliklerin inkarına" dayalı bir şizofrenik ortama elvermişti ve o ummadığı, beklemediği, istemediği halde, "yangına körükle giden adam" pozisyonuna düşüvermişti. Film de o meşum 12 Şubat 1999 akşamında kopmuştu... O gece yaşananları hatırlatmak istemiyorum. Bazılarının yüzü kızaracak çünkü. Bazı sanatçılar, bazı anchormlanlar, bazı gazeteciler... "10. Yıl Marşı" ve "Memleketim" şarkısı eşliğinde linç provokasyonuna alet olan bazı ünlü isimler... Onlar kendilerini biliyor. Magazin Gazetecileri Derneği'nin ödül töreninde, "ödüllü" sanatçılardan biri olarak yaptığı konuşmada, "Yeni albümümde Kürtçe bir parça olacak. Bir de klip çekeceğim. Bu klibi yayınlamayanların tepesine bineceğim" deyip kendi ipini çekmişti. "Ahmet Abi'nin Gemisi"yle biriktirdiklerini, böylece, bir gecede alıverdiler elinden. Artık, ileri geri konuşmayı itiyat edinmiş şarkıcı Ahmet Kaya değil, bir "bölücü", bir "vatan haini", bir "nifak sokucu" dolaşıyordu aramızda. İpini çekmelerine neden, o gece sarfettiği birkaç cümlecik miydi sadece? Tabii ki hayır... "Başörtüsü meselesi"ni de dert edinmişti kendine ve "Anamın örtüsüne uzanan eli kırarım" gibilerden sözler sarfedip büsbütün sevimsiz konuma düşüyordu. Ama o şarkıyı yapacaktı. Yaptı sonunda. Fransa'da, "gönüllü" sürgün döneminde. Kürtçe'yi yarım yamalak konuşanların acemi tınısını farkedebiliyordunuz ama, "yananlara" adanmıştı ve iyi bir parçaydı. Canlı yayında Kürtçe tekellüm eden Berdan Mardini'yi dinlerken sızısı düştü içime. Özlemişim... Keşke burada olsaydı ve uğruna "ölümlere savrulduğu" şeylerin mesele olmaktan çıktığını, çıkarıldığını, hatta "mesele" bile olmadığını görseydi...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |