T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Medeniyet tasavvurunun mimarları:
Gönül, zihin ve eylem eri öncü kuşaklar (1)

İnsanlık tarihi, vahiy ile paganizm (=putperestlik) arasındaki mücadelenin tarihidir. Bu mücadele, yarın da farklı şekiller alarak sürecektir. Biz buna İslâmî terminolojide Hak/Hakîkat ile Bâtıl, Tevhîd ile Şirk, Hayr ile Şerr'in mücadelesi diyoruz; ve hayır zannettiğimiz şeyde şerr, şerr zannettiğimiz şeyde de hayr olabileceğine inanmamız isteniyor bizden.

Bu, müthiş bir ilke. İnanılmaz bir hayat, hayatiyet, hareket, dinamizm ve varoluş kaynağı: Çünkü bu ilke, her ne sûretle olursa olsun, yan gelip yatmayı ya da teslîm bayrağı çekmeyi yasaklıyor bize. Her zaman canlı, diri, müteyakkız ve dinamik olmayı, özetle aynı anda havf ["korku"] ve recâ ["ümit"] hâlinde olmayı talep ediyor bizden.

Avrupa tarihi, (Filistin'de doğan, yaşayan ve vefat eden insan ve peygamber Hz. İsâ'nın 30 küsûr yıllık kişisel tarihinin / hayatının dışında) vahyin hâkim olamadığı bir paganizmler arası mücadeleler yığınından ibaret yaratıcı ama aynı zamanda yırtıcı ve yıkıcı bir tarihtir. Bu nedenle, son on yıldan bu yana orman kanunlarının baştan çıkarıcı şekillerde hâkim kılınmaya çalışıldığı dünyamızın, yeni-paganizmlerin kalesi Yeni Roma Amerika'nın ayartıcı neo-pagan, neo-barbar askerî zorbalık düzenin saldırılarına tanık ve sahne olması aslâ tesâdüfî değildir.

Hz.İsâ'nın vefatından sonraki süreçte, Hıristiyanlık paganlaştırılmıştır. Sonuçta, Hz. İsâ, Tanrı'laştırılmış, beşerî bir kurum olan Kilise icat edilmiş ve Hz. İsâ'nın Hıristiyanlığı değil, Kilise'nin paganlaştırılmış Hıristiyanlığı Avrupa tarihine damgasını vurmuştur. Eğer Hıristiyanlık, paganlaştırılmamış olsaydı; Avrupalılar, Peter Gay'in deyişiyle "Modern Paganizm'in Yükselişi" olan Aydınlanma düşüncesini antik Yunan düşüncesinin pagan/ist paradigmaları ekseninde kurmayacaklardı. Ve bugün dünya, Batı kültürünün marifetiyle, baştan çıkarıcı şekiller alan ve sonuçta tekno-paganizme dönüşen, sekülerizmin tetiklediği yeni-paganizm biçimlerinin tezahürü olan şiddet, bencillik, barbarlık, haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzlukların pençesinde kıvranmayacaktı.

Oysa tarihte antik Yunan düşüncesiyle ilk kez Müslümanlar temasa geçmişti. Müslümanlar, vahyi paganlaştırma yoluna gitmedikleri için Yunan düşüncesinden yaratıcı şekillerde yararlanmasını bildiler. Ancak Yunan düşüncesi ile Müslümanlar aracılığıyla temasa geçebilen Avrupalılar, vahiyle ilişkilerini çoktan sakatladıkları ve dolayısıyla insanı tanrılaştırdıkları için, ürettikleri tecrübe sadece yaratıcı bir tecrübe olmadı; Pagan Avrupa yaratıcılığı, kaçınılmaz olarak yırtıcı ve yıkıcı bir niteliğe büründü: Ve bugün geldiğimiz noktada, İslâm dışındaki mevcut tüm dinleri, kültürleri ve medeniyetleri ya dümdüz ya da hadım etti. O yüzden dünyamız şu an neo-pagan Amerikan yırtıcılığının ve yıkıcılığının ürettiği orman kanunlarının insafına terkedilmiş durumda.

Buraya kadar yaptığım panoramik kavramsal yolculuk ve analizin, bizim, insanlığın geleceğine ilişkin sağlıklı gözlemler ve tespitler yapmamızı mümkün kılabilecek dikkate değer ipuçları sunduğunu sanıyorum. Özlü bir şekilde söylemem gerekirse, geleceğin tarihi sekülerizmin dölyatağı olan yeni-paganizm biçimleri ile vahyin tek temsilcisi ve kaynağı olan İslâm arasında yaşanacak yüzleşme ve mücadelenin nasıl sonuçlanacağına bağlı olarak şekillenecek.

İşte tam bu noktada, İslâm dünyasında varlıklarını hissettirmeye başlayan yeni düşünür tipi olarak adlandırdığım öncü kuşakların ortaya koyacakları entelektüel / düşünsel performans dünyamızın geleceğinin belirlenmesinde bizim tahayyül bile edemediğimiz kadar kilit roller oynayacak.

Medeniyetler, hep büyük rüyaların eseridir. O yüzden medeniyet tarihçileri, medeniyetleri (dolayısıyla yaratıcı kültürel, düşünsel ve sanatsal hareketler ve sıçramaları) hep büyük rüyalar görebilen küçük bir azınlığın kurduklarını söylerler. Üstadımız İbn Haldun'un "asabiye ruhu" dediği, benimse yaratıcı ruh ve kurucu irade olarak yeniden formüle ettiğim büyük rüyalara kaynaklık eden büyük fikir/ler olmamış olsa, tarihte köklü ve sarsıcı medeniyet sıçramaları gerçekleştirilemezdi.

Ben bu küçük azınlığı öncü kuşak olarak adlandırıyor ve üstad Necip Fazıl ve üstad Sezai Karakoç'tan ilham alarak öncü kuşağı şöyle kavramsallaştırıyorum: Öncü kuşak; gönül, zihin ve eylem eri olan müstesnâ insanlardan oluşan, Mevlânâ'nın pergel metaforundan yola çıkarak ortak bir duyarlığı, ortak bir coşkuyu, ortak bir aklı, ortak bir birikimi tüm farklı tezâhürleriyle, zengin çağrışımlarıyla; tarihsel, kültürel, düşünsel ve sanatsal derinlikleriyle yeniden üreten, yeniden hayata ve harekete geçiren; heyecan, birikim ve tecrübe sahibi fedakâr, vefakâr ve cefakâr insanlar kümesidir.

Öncü kuşaklar, öncü kişilerin yaratıcı açılım ve atılımlarıyla ortaya çıkarlar. Hz. Peygamber, sadece Müslümanlar için değil, bütün bir insanlık tarihi için yaratıcı açılım ve atılımlara imza atmış, öncü kişilerin yegâne prototipidir.

Hz. Peygamber'in etrafında halkalanan Hz. Ebûbekir, Hz. Hatîce, Hz. Ali ve Hz. işe'den oluşan ilk Müslümanlar ise, öncü kuşakların yegâne prototipidir.

İşte vahyin ışığıyla çakılan kıvılcımın yaktığı ateşin yeşerttiği bu kanatlandırıcı ortam, örneğin, asırlar sonra, Endülüs'te İslâm'ın dışlayıcı değil kuşatıcı, köleleştirici değil herkesi asilleştirici, nesneleştirici değil herkesi özneleştirici hayat, dünya, insan ve Tanrı tasavvurunun ürünü olan yaratıcı ilim, kültür, düşünce, sanat ve medeniyet ikliminde huzur ve güven içinde soluk alıp veren ve Avrupa'daki Rönesans hareketinin mimarları olan Hıristiyan ve Yahudi ilim ve düşünce adamlarının Paris, Bologna ve Oxford üniversitelerinin haritalarını çizebilmelerine zemin hazırlamıştır.

Orman kanunlarından (adaletsizlikten, uygar barbarlıktan, gözyaşından ve hukuksuzluklardan) başka bir şey sunamayan yeni-paganizm biçimlerinin, (terörle mücadele, demokrasi ihracı gibi) baştan çıkarıcı söylemlerle hâkim kılındığı bir zaman diliminde, dünyayı yepyeni felâketlerin eşiğine sürüklenmekten kurtaracak, vahyin yaratıcı ruhu ve kurucu irâdesi ile kuşanan, gönül, zihin ve eylem eri öncü kuşakların geliştirecekleri asîl bir medeniyet tasavvuruna dünya her zamankinden daha fazla ihtiyaç hissediyor.

Ve zaman, artık bu asîl, kompleksiz, gönül, zihin ve eylem eri öncü kuşakları hayata ve harekete geçirme zamanıdır, diyorum.

Çarşamba günü, bir hayalden değil, bir büyük rüyanın nasıl gerçekleşmekte olduğundan sözettiğimi göstermeye çalışacağım...


20 Ocak 2003
Pazartesi
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED