AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
AB'ye karşı çıkanlar bize nasıl bir ülke vaadediyor?

Eskiden onu doğru dürüst bir şey sanırdım; ikide birde televizyona çıkıp çözümlemeli, analitik, linguistik laflar eder, düşman çatlatırdı.

İsmi lazım değil...

Bir dergide bilimsel yazılar yazıyor, "içeriğinden boşaltılmış" bir üniversitede ders veriyor, sempozyumlarda filan tebliğler sunuyor, az reytingli bir televizyon kanalında (bazen) "tartışmacı konuk" rolü oynuyor.

Bir bakıyorsunuz, "sol reflekslere" dayalı fikirler savunuyor, yeri geliyor şedid ve amansız bir "sağcı" kesiliyor...

Militaristle militarist, demokratla demokrat...

Asıl savunduğu, aynı anda kemalizmin sağ ve sol yorumlarından beslenen, hoşgörü sosuna bulanmış hafif militarize, hafif dindar bir "Türkiyecilik" görüşü.

Yüzyıl önce de vardı böyleleri.

İmparatorluğun son yüzyılında, İttihatçılar'ın sahneye koyduğu "statükoyu koruma" oyununun figüranları olarak...

Aynı oyun sürüyor, aynı figüranlar devrede...

Ortak düşman Avrupa Birliği şimdi...

AB'nin şart koştuğu siyasi kriterleri hayata geçirirsek, "yabancılaşma" hastalığına yakalanır, millî kültürümüzü ve kimliğimizi kaybeder, ülkemizi bölünme noktasına getirirmişiz.

Buradan da anlıyoruz ki, Avrupa Birliği hedefi, derin bir "direniş cephesi"yle karşı karşıya.

İtirazcıların, itirazlarında büsbütün haksız olduğunu söylemeye çalışmıyorum.

Haklı oldukları noktalar var tabii...

Ama itirazcıların, önce itirazcı konumunu haketmeleri gerekiyor.

Hiçbir zaman bu toprakların ruhuyla, ahlakıyla, kültürüyle kesişmemiş, kendisine ancak statüko içinde yer bulabilen marjinaller bugün AB'ye karşı...

Entel solcular da karşı...

Anakronik sağcılar...

"Anti-komünist" reflekslerle yıllarca ABD'nin değirmenine su taşımış muhafazakar İslamcılar...

"Çok partili hayat Osmanlı gericiliğidir" diyen cuntacılar...

Çin'den, Mao'dan, Pol Pot'tan, Enver Hoca'dan dolana dolana gelip "kemalizm"e kapağı atmış, ama hangi gizli servis adına çalıştığı malum ajan-siyasetçiler...

"CHP'ye ne hacet, biz varız ya..." diyen erkek milliyetçiler...

Görev yaptığı dönem içinde İsrail'i su yolu yapan ve ülkesi aleyhindeki her türlü anlaşmayı "stratejik işbirliği" kılıfı geçirerek yediren mütekait askerler...

Demokrasiyi katletmekle övünüp, bir de "balans ayarı" çektiğini itiraf eden postmodern darbeciler...

Bu satırların yazarı da aman aman bir Avrupacı değildir.

Girsek ne yazar, girmesek ne yazar...

Ama, onlar, AB'ye değil, daha çok "demokratikleşme"ye ve toplumdan yükselen değişim taleplerine karşı...

Çünkü Avrupa Birliği, sadece uygarlık seçeneği, demokratik özgürlükler, "çok para ve rahat yaşama imkanı" değil, aynı zamanda bir "değişim projesi"dir. Avrupa Birliği'nin "değişim projesi"ne karşı çıkanlar bize nasıl bir ülke vaadettiklerini açıklamalıdırlar.

Elbette AB'nin iğvasından sakınalım, bölünme tehlikesine karşı duralım, yabancılaşmayalım, güzel yurdumuzu iç ve dış düşmana karşı koruyup gözetelim.

Ama, zahmet olmazsa, şu "içeri"ye de bir çeki-düzen verelim.

Hukukun üstünlüğünü tesis edelim örneğin...

Ne bileyim...

Doğru dürüst bir anayasa yapalım, "işkence" ayıbından kurtulalım, cezaevlerimizi "aydın mahpesi" olmaktan çıkaralım, "düşünce ve inanç özgürlüğü"nü sağlayalım, okul önlerinde öğrenci joplatmayalım...

Hem bir devlet politikası olarak Avrupa Birliği sürecine itilip bu "illüzyon"a inanmamız isteniyor, hem de yine bizzat devlet eliyle oluşturulmuş AB'ye karşı "vatanseverler cephesi"nde yer almamız bekleniyor.

Artık buna da bir karar verelim!


3 Temmuz 2003
Perşembe
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED