|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
21. yüzyılın en azından ilk yarısını şekillendirecek olan küresel bunalım, Amerika'nın küresel iktidarı hiçbir güçle paylaşmama, iktidara ve kaynaklara tek başına sahip olma hırsından kaynaklanıyor. Ancak bu hırs, kendisini sadece Afganistan ve Irak'ta olduğu gibi işgallerle ya da Amerikan askeri gücünün yeryüzünün ekonomik ve askeri açıdan hassas noktalara yerleşmesiyle göstermiyor. "Küresel imparatorluk projesi"nin yol açtığı bunalımın insanlığı en fazla tehdit eden ve en uzun sürecek yönü, özgürlükler ve adalet sorunu olarak öne çıkıyor. Özgürlük ve adaleti hedef alan saldırılar, tahmin edildiği gibi zaman içinde kurumsal ve yasal zırha büründüğünde, insanlık on yıllarca telafi edemeyeceği bir "barbarlık çağı"na adım attığının şokunu yaşayacak. Ne yazık ki, insanlığı en fazla tehdit eden bu sorun, küresel savaşın en az tartışılan boyutu olarak ortada duruyor. Türkiye'de ise, bırakın ABD'nin imparatorluk savaşının yol açtığı işgal ve yıkımlara karşı tavır geliştirmeyi, son zamanlarda bazı sembolik ekonomik beklentilerle bu yıkımlara sempati kazandırılmaya çalışılıyor. Bir taraftan demokratikleşme ve özgürleşme yolunda reformlar yapılırken diğer taraftan bu değerlerin "güvenlik paranoyası"yla yok edildiği işgal sürecine eklemlenmenin yolları aranıyor. Oysa bu tehlikeli süreç, Türkiye için, reformların önünde duran en büyük tehlike olduğu gibi, güvenlik açısından da ölümcül bir tuzak haline gelmiş durumda. Guantanamo: ABD'nin yeni küresel düzeninin sembolü Bugün "Guantanamo trajedisi"ni ve buradan hareketle "Anglo-Amerikan ittifakı"nın "yeni dünya düzeni"nde özgürlüklerin ve adaletin ne anlama geldiğini sorgulayacaktım. Ancak bırakın özgürlüklerin geleceğini tartışmayı, sadece Guantanamo'da yaşananları ve bu trajedi karşısında dünyanın sergilediği suskunluk ve duyarsızlığı bile bir köşede anlatmak mümkün değil. Özgürlük, adalet gibi değerlere hayat hakkı tanımayan bir avuç Amerikalı ırkçı ile bir grup Yahudi lobi kuruluşunun, daha doğrusu "Yahudi ve Hristiyan siyonistler"in yeni sömürü düzeninin sembolü Guantanamo. Amerika, iki yıldır giriştiği saldırganlıklarında haklı olsa bile sadece Guantanamo, insanlığın ortak vicdanını harekete geçirmeye ve Amerika'yı mahkum etmeye yetmeliydi. Bir adada kafesler içinde tutulan yüzlerce insan. Hiçbir yasal hakları yok. Ne Amerikan yasaları ne de uluslararası sözleşmeler ve uluslararası hukukta karşılığı olan bir uygulamaya tabi tutuluyor. Ağır işkenceler altında, elleri ve ayakları kelepçeli, ilaçla beyinleri sulandırılmış halde tutuluyorlar. Kim bilir, belki de kimyasal ve biyolojik denemelerde kobay olarak kullanılıyorlar. Bunları doğrulayacak veya yanlışlayacak hiçbir kişi, kurum ve otorite yok. Suçları belli değil, vatandaşlıkları belli değil, kimlikleri belli değil, gelecekleri belli değil. Bazıları nerede olduğunu bile bilmiyor. Bir çoğu ölümü kurtuluş görüp intihar etmenin yollarını arıyor. "Terörist" olsalar, adi suçlu olsalar, idam cezasını hak etmiş olsalar bile herkesin eylemlerinin ulusal veya uluslararası hukukta bir karşılığı var. Bunun için insan olmaları yetiyor. Bırakın insanları, hayvanların bile yasal hakları var. Bu insanlar ne? Guantanamo sadece Amerika'nın insan haklarına bakış açısını sorgulamakla sınırlandırılabilecek bir konu değil. Guantanamo, insanlığın ortak trajedisi, ortak sorumluluğu, ortak utancı. Sadece Guantanamo değil, her Amerikan askeri üssü, her Amerikan savaş gemisi bir çeşit Guantanamo bugün. Yeryüzünün her tarafından yüzlerce insan kaçırılıp bu esir kamplarına götürülüyor, sorgulanıyor, işkence görüyor ve hiçbir yasal korumadan yararlanmasına izin verilmiyor. İngiltere, Suudi Arabistan, Almanya bile vatandaşları için girişimlerde bulundu. Türkiye, bu esir kampında bulunan vatandaşları için ne yapıyor? Onlardan utanıyor mu? Daha geçen hafta Malavi'de 2 Türkiye vatandaşı Amerika tarafından resmen kaçırıldı. Malavi Yüksek Mahkemesi, bu kişilerin suçsuz olduğuna karar verirken ABD bu kişileri nereye götürdü? Türkiye bunlar için ne yaptı? Küresel olağanüstü hal dönemi: Amerikan terörü ve özgürlükler
Bu utanca imza atanların insanlığın refahı için bir gelecek öngörmeye hakları yok. Bugün Amerika'nın dünya için öngördüğü bundan farklı bir gelecek değil. Bir çok ülke Amerika'ya uyarak veya ABD dayatması ile vatandaşlık yasalarını, göçmen yasalarını, iç güvenlik yasalarını olağanüstü hal yasalarına dönüştürdü. Bu sürecin insanlığı nereye götüreceğini sorgulayan yok mu? Bizim için öngördükleri gelecekte özgürlük ve adalet değil, devlet terörü, katliam, bireyin özgürlük alanlarının tamamen yok edilmesi var. Aynı Amerika, soykırım, savaş suçu, katliam gibi insanlığa karşı suç işleyenleri yargılamak için kurulan BM Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni yok etmeye çalışıyor. Kendi vatandaşlarının, özellikle de askerlerinin bu mahkemeye çıkarılmasını önlemek için BM Güvenlik Konseyi'nden karar çıkarttı. 43 ülke ile muafiyet anlaşması imzaladı. Anlaşma imzalamayan yaklaşık 35 ülkeye askeri yaptırım uygulama kararı aldı. Belçika'da yine aynı suçları işleyenlerin yargılanmasına imkan veren yasayı, İsrail'le birlikte Brüksel'e uyguladığı olağanüstü baskıyla değiştirmeye muvaffak oldu. Bu ülkeye askeri yaptırım uygulamak için Senato kararı çıkarttı, hatta ceza olarak NATO Merkezi'ni Brüksel'den taşıma şantajında bulundu. Dünya nereye gidiyor, insanlık için nasıl bir gelecek öngörülüyor? Asıl sorgulanması gereken bunlar. İşgaller biter, ancak bu küresel olağanüstü halden geri dönüş çok zor. Amerika'nın yeni küresel düzeninin sembolü Guantanamo'dur. İnsanlık bu trajediye son vermeden yeni küresel terör çağını engelleyemeyecek!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |