|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de bütün değerler altüst oldu. En dokunulmaz, saygın kurumlar delik deşik edildi. Bütün kurumlarda ve toplumda bir altüstlük, bir dağılma ve bir çözülme söz konusu. Geldi herşey tıkandı. Hiçbir tarafını yenilemeyen bu sistem artık yürümüyor. Birkaç tane olay anlatacağım. Kimini biliyorsunuz... Kimini ise okumamış olabilirsiniz. Ödeme güçlüğü içinde olduğu gerekçesiyle Çukurova ve Kepez Elektrik Şirketleri elinden alınan Uzan Grubu'na, bu kez de Türkiye'nin en büyük kamu kuruluşlarından biri olan PETKİM veriliyor. "Çukurova ve Kepez'i aldık PETKİM'i kabul edin" diyorlar. Niye? En iyi fiyatı onlar vermiş de ondan. Biz ekonomik jargondan fazla anlamayız. Mutlaka kendilerini haklı çıkaracak gerekçeleri vardır. Ödenemeyecek ya da yine vatandaşın parasıyla ödenecek olduktan sonra, en iyi fiyatı onlar vermiş olsa ne farkeder? Bir başka haber: En yoksul iller en pahalı elektriği kullanacak, hali vakti yerinde iller ise elektriğe daha az para ödeyecek. Kararı alanların yine kendilerine göre gerekçeleri var. Onların gerekçeleri varsa, bizim de böyle anlamsız ve ayrımcı bir karara karşı çıkma hakkımız var. Ve hatta, aralarında Van, Hakkari, Bitlis, Şırnak gibi, değil yoksulluk katagorisinde, açlık sıralamasında bulunan illerde yaşayan insanlara, "kardeşim mümkün olduğu kadar o elektriği kaçak kullanmaya bakın" deme özgürlüğümüz var. Ya şu Topluma Kazandırma Yasası'na ne demeli? Biz o konuda ne düşündüğümüzü söyledik. Böyle bir sakat yasayla ne o insanlar topluma kazandırılır, ne onların örgütleri dağılır ne de o insanlar gelip bu şartlarda devlete teslim olur. Şimdi en tarafsız, en devletten yana uzmanlar ve kalemler bile bu yasanın illegal örgütleri çökermesinin ve uygulanabilmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Devlet ve hükümet böyle bir yasayla toplumsal barışı sağlayabileceğini düşünüyorsa, gelin de içinde bulunduğumuz sürecin bir bozulma ve çözülme süreci olduğuna inanmayın. Sonra, Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, hükümetin de talebiyle son yıllardaki yolsuzluğun 160 milyar dolar olduğunu açıkladı. Bir Amerikalı için dahi milyon dolar muazzam bir paradır. Bazı Türkiyeliler için ise, "eh idare eder." Herhalde bu 160 milyar da önemsenmemiş olmalı!.. Batık bankalardan dolayı zarar 57 milyar dolar, doğal gaz vurgunundan kaynaklanan zarar ise 50 milyar dolar kadar. Bu açıklamaya bakarsanız bu zararlar kendi kendine olmuş gibi görünüyor. Nerede bu işlerin sorumluları ve bu paraları niçin geri almaya çalışmıyorsunuz? Cevap hazır: "Bu paraları biz o insanlardan alıp devlete veremeyiz. Buna mahkemeler karar verir." Bunu Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener söylüyor. Arkasından da ilave ediyor: "Ticari hayati fazla korkuya boğmamak lazım. Müteşebbisi ürkütmemek lazım. Zaten bu ülkeye yatırımcı zor geliyor." Vs. vs.vs... Kolaysa bu ülkede ruh sağlığınızı koruyun bakalım... Şimdi gelelim flaş haberimize. Adalet Bakanlığı'nın genelgelerinden sözediyorum. Bir sistemin çöküş sürecine girdiği, en kutsal kurumların bile toplum nezdinde itibarlarının –tabii güvenlerinin– kalmadığını ancak böyle bir belge ortaya koyabilirdi. Genelgeler ayrım gözetmeden bütün yargı mensuplarına gönderilmiş ama, biz adaletin tecelli etmesi için uğraşan ve bağımsızlıklarını korumaya çalışan yargı mensuplarını tabii ki bu genelgenin dışında tutuyoruz. Bu kokuşmuş ortamda özellikle bu gibilerin işi ne kadar zordur kim bilir? İki genelgede özetle, "Yargı Türkiye'de çökmüştür" deniliyor. Yargının neredeyse 'Part-Time' bir çalışma içinde olduğu söyleniyor. Yargı ve savcıların yargı faaliyetleri yerine –herhalde para karşılığı– iş takibi ile uğraştığını belirterek buna devam edenlerin cezalandırılacağı ifade ediliyor. Başka bir şey yazmama gerek yok. Bu genelge, Türkiye'de soygunların ve yolsuzlukların niçin aydınlatılamadığı ve suçluların niçin cezalandırılamadığı soruları için çok anlamlı bir yanıt niteliğinde... İşkencecilere genel olarak niçin iyi gözle bakılıp bağışlandığı ve en az cezalarla kurtarılmaya çalışıldığı da bu genelgenin verdiği ipuçlarından çıkartılabilir. Yargı mensupları, üstelik de genel olarak vatansever oldukları için, askerlerin verdiği brifinglere eksiksiz katılıyorlar, onların hedef gösterdiği kararları almakta da tereddüt etmiyorlar. Bütün bunlara rağmen, gelin görün ki Adalet Bakanlığı'nın genelgesiyle de sabit olduğu gibi bir yandan da iş takibi yapıyorlar... (Tabii bir kısmı...) Yargının hali buyken, adalet düşüncesi, adalet kurumu bu derece yara almışken ve adalet gerçek anlamıyla dağıtılamıyorken, insanların genel af istemeleri niçin anormal olsun? "İş takipçiliğini bırakın" genelgesi bürokrasinin, yargının ve Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu bütün açıklığı ile gözler önüne seriyor. İstediğiniz kadar Uyum Yasaları çıkarın, onları uygulayacak olan 'Yargı' olduktan sonra...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |