AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Hükümet hızla kadrolaşmalıdır!

Hepimiz ister istemez, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun dinlediği politikacıların şöhreti ve söyledikleriyle ilgiliyiz. Zihinlerde tazeliğini koruyan, meşhur yolsuzluklar dizisinin, çorap söküğü gibi gözlerimizin önüne serilmesini heyecanla izliyoruz. Ancak, komisyon sadece yolsuzlukların eksik parçalarını bir araya getirerek fotoğrafı tamamlamıyor, bunun yanında çok önemli bir başka bir gerçeği de hem ülkenin, hem de siyaset sınıfının gözlerinin önüne seriyor.

Komisyonun her misafiri, sistemi baştan ayağa kuşatan bürokratik egemenliğin gücünün bilinenden ve tahmin edilenden daha ileri olduğunu söylüyor. Daha açık bir ifadeyle, bir dönem siyaset kuşağı geçmişiyle yüzleşiyor ve 57. Hükümet'in kendi bürokrasisi tarafından kuşatıldığını itiraf ediyor.

Yolsuzluklarla geçen dönemin siyasi liderlik kadrosu bir ağızdan, "biz bilmeyiz, bürokratlar bilir" diyerek, bir yandan acziyetini ortaya koyuyor, bir yandan da sorunun gerçek boyutuna işaret ediyor ve şimdi işbaşında bulunan kadrolara da siyasi hayatlarının sonlanması gibi pahalı bir fiyata malolan tecrübeyi aktarıyorlar.

Eski Enerji Bakanı Cumhur Ersümer, ülkeyi milyarlarca dolar daha doğalgaz faturası ödemeye mahkum eden formül yanlışlığı için bürokratları adres gösteriyor: "Formülü onlar hazırladı, onlar değiştirdi. Ben de bürokratların uzmanlığına güvenerek imzaladım."

Eski Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, "Biz burada bürokratlara daha çok teslim olduk. Allah vere de siz olmayın. Siyaset milletin avukatlığını yapacak cesaretli adamların işidir" dramını oynuyor.

Mesut Yılmaz da aynı şeyleri söylüyor. Komisyonun sorusu şöyle: "Sayın Yılmaz, 'ticari sır' kavramının daraltılması ya da kaldırılması konusunda bir çalışmanız oldu mu?"

Yılmaz'ın cevabı şu: "Bu konuda bürokratlarla çok tartıştık. Ben hep ticari sırrın tamamen kakmasından yanaydım. Ama bürokratlar bana dünyanın hiçbir yerinde bunun olmadığını, özellikle bankacılık sektörüyle ilgili olarak ticarı sır kavramının mutlaka korunması gerektiğini, aksi takdirde bu sektörün işlemeyeceğini söylediler."

Bunlar, birkaç ay öncesine kadar ülkenin en kudretli ve en önemli kişilerinin ifadeleridir. Söylediklerini önemsemek zorundayız.

Komisyondaki ifadeleri, suçu bürokrasinin üzerine atma gayreti olarak da yorumlanabilir. Ama maksat ne olursa olsun bürokrasinin tarihi sorumluluğu örtbas edilemez. Yılmaz, Özkan, Ersümer, Önal veya Ecevit.... Bu insanlar, ülkeye cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik ve sosyal buhranını yaşatan siyasi kadroların liderleridir. Onların bürokratları da aynı suçun, aynı ihmalin ve varsa aynı hırsızlığın birinci derecede sorumlularıdır.

İhmal, beceriksizlik ya da soygun... Adı ne olursa olsun Türkiye bugünlere, siyasi kadroların iştahı ve bürokrasi sınıfının işbirliği ile geldi.

Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Başkanı Azmi Ateş de işte tam buradan konuşuyor. Türkiye'nin yolsuzluk ayıbını bu gerçeğin ışığında aydınlatmaya çalışıyor. "Ticari sır" kavramının esnetilmesini isterken ulaşmak istediği yer, sır perdesi arkasında saklanan mali gerçekler olduğu kadar, o perdeyi üstüne çekerek hüküm süren bürokrasiyle de hesaplaşmaktır. Bu hesaplaşma olmaksızın yolsuzlukların üstesinden gelinemeyeceğini, adaletin tecelli edemeyeceğini çok iyi bilmektedir.

Ama, Ateş'in bugün vardığı sonuç düşündürücüdür. "Bürokrasi, aynı oyunu bu hükümete de oynayacak diye korkuyorum. Çok yakında olduklarını, hükümetin yakınlarına sokulduklarını görüyorum" diyor.

Erdoğan'ın "bürokratik oligarşi" diye yaftalayıp, iktidarı paylaşmaya çalışmakla suçladığı güç de budur.

Bu güç, 100 ya da 150 milyar dolar her ne kadarsa; hepimizin cebinden çalınan o paranın sorumlusudur. Soyguna karışan siyasetçinin suç ortağıdır, yol göstericisi ve erketesidir. Meclis, hükümet ya da yargı yolsuzlukları araştırırken fotoğrafın bu en flu bölgesini görmelidir.

3 Kasım, Ecevit'leri, Yılmaz'ları, Özkan'ları, Bahçeli'leri, Ersümer'leri tasfiye etmiştir. 3 Kasım'ın ikame ettiği yeni kadrolar da; adı ister "kadrolaşma" isterse "yandaş kıyağı" olsun, bürokrasiyi tasfiye etmek zorundadırlar. Edemezlerle, eşyanın tabiatı gereği, seleflerinin kaderine boyun eğeceklerdir. Mesele bu kadar basittir.


3 Temmuz 2003
Perşembe
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED